İkinci Haçlı seferine katılan Alman kralı ve Fransa kralı Selçuklu orduları tarafından bozguna uğratılınca, Haçlılar Suriye’ye deniz yolu ile gittiler. 600 bin kişilik Haçlı ordusu sayıca yüz binin altına düşmüştü. Fakat İslâm davasına ihanet eden Şiî Fatımilerin Haçlılarla birleşmeleri ve İslâm dünyasının karmaşa içerisinde bulunmasından dolayı Kudüs Haçlıların eline geçti.
“Yurtlarından yola çıktıktan tam üç yıl sonra Haçlılar, Kudüs’ü gördüler; sevinçten ölenler oldu. 15 Temmuz tarihine rastlayan Cuma günü saat üçte saldırıp kente girdiler. Dehşet verici bir biçimde katliama başladılar.”(Erer, 1993, s:56 Michaud’tan nakil)
Müslümanların karşı gelmeyip Haçlılara boyun eğmesi onları tatmin etmedi, yağma ve katliama devam edip, yaşlı, çocuk, hasta demeden ne bulursa öldürdüler. Üç gün boyunca her taraf kana boyandı. Cesetlerin kokması bulaşıcı hastalıklara yol açtı.
Michaud’un yazdıklarına göre:
“Yetmiş bin Müslümanı öldürdüler, Yahudileri de Sinagog’da diri diri yaktılar. Kamâme Kilisesine giderek dua ettikleri süre boyunca adam öldürmeye ara verdikten sonra cinayetlerine ve mal yağmasına devam ettiler. Müslüman kadınları sığınmış oldukları Ömer Camii’nde çocukları ile birlikte ve on bin kadar Müslümanı da Süleyman tapınağında öldürdüler. Orada kim bulunmuş olsa, ayakları topuk kemiklerine kadar ölülerin kanına batardı.” (Erer,1993, s:56)
“Godefroy de Bouillon, Haçlı seferini teşvik etmiş ve düzenlemiş olan Papa İkinci Urbain’e gönderdiği mektupta: “Kudüs’te bulduğumuz düşmanlara (yani Müslümanlara) ne yapıldığını öğrenmek isterseniz, biliniz ki: Süleyman tapınağının kapısı önünde ve tapınağın içinde bizimkilerin atları dizlerine kadar Müslüman kanlarına basarak yürüyorlardı.” İfadesini eklemiştir. Bu mektup, Roma’ya ulaştığı zaman Papa ölmüş ve bu tatlı haberi alamamıştı.(Erer,1993, s:57)
Papa’ya bu haberi gönderen Godefroy’un heykeli bu gün Avrupa Birliğine girmek uğruna egemenlik haklarımızı devretmeye razı olduğumuz Brüksel’deki Kral meydanında, St. Jacques-sur-Coudenberg Kilisesinin önüne dikilmiştir
Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesinden sonra, Kudüs’ü yönetmek üzere Papaz Godefroy de Bouillon “Kamâme Müdafii” unvanı ile atandı.
Kudüs’ü ele geçiren Katolik papazlar, Ortodoks Hıristiyanlara da her türlü eziyeti ettiler. Gibbon’un bildirdiğine göre:
“Yerli Hıristiyanlar kendilerini sözde kurtaranların (Haçlıların) demir boyunduruğu altına girdikten sonra, Müslümanların hoşgörülü yönetiminden yoksun kaldıklarına üzüldüler.”(R.Erer, s:59)
Kudüs’ün Haçlılar tarafından işgalinden sonra İslâm’a hizmet sırası bir başka Türk’e ve Türk devletine gelmişti. Bu Türk Selahaddin-i Eyyûbi ve bu devlet Eyyûbiler Türk devleti idi. Selehaddin Haçlılara karşı büyük bir zafer kazandı ve Kudüs’ü Haçlılardan geri aldı.
Hittim-Hıttin denilen yerde Haçlı ordusunu bozguna uğratan Selahaddin, bu zaferden sonra Kudüs’ü kuşattı. Haçlılar teslim olmaya razı oldular. Selahaddin 3 Kasım 1187 Cuma günü Kudüs’e girdi. Selahaddin, kimseye dokunmayacağı konusundaki sözlerini tuttu. Rumlara ve Doğu Hıristiyanlarına Kudüs’te kalma izni verdi. İskenderiye Patriklerinin Tarihi adlı eserin yazarı Renaudot (sayfa 545) diyor ki, “Bu doğulu Hıristiyanlar Müslümanların hükümetini Latin hükümetine tercih ettiler.” (Erer, 1993,s:86)
Eyyûbiler Türk devletinin kurulmuş olduğu bölge Mısır ve çevresidir. Bu bölgede daha önce Tulunoğlu Ahmet tarafından “Tulun Oğulları Türk Devleti” kurulmuştur.(875) Bu devlet 905 yılına kadar devam etmiş, daha sonra aynı bölgede İhşitler-Akşitler Türk devleti kurulmuştur.(935) Her iki devlet de Abbasi ordularında komutan olan ve daha sonra bağımsız olarak hareket eden Türk beyleri tarafından kurulmuştur.
Selehaddin-i Eyyûbi, Musul Atabek’i Nurettin Mahmut’un ordu komutanlığı ve valiliğini yaparken Şii Fatımi devletini ortadan kaldırmış, Nurettin Mahmut’un ölümü üzerine bağımsızlığını ilan ederek Eyyûbiler Türk devletini kurmuştur.
Salahaddini Eyyübi Türk Oğlu Türk’tür
Sahte bir millet icad edip, Türkiye’yi bölmek isteyenler bu iğrenç emellerini ulaşmak için sahte bir tarih uydurmak peşindedirler. Bu sahte tarihçiler Selahaddini Eyyübi gibi bir Türk kahramanını Kürt, Eyyübiler Türk devletini de Kürt devleti olarak gösterme peşindedirler Oysa tarih onların bütün yalanlarını ortaya dökmektedir.
“Eyyûbi hânedanı bir Türk hânedanıdır. Selahaddin’in ağabeyinin adı Turan Şah’tır. Kardeşlerinin adları ise, Tuğ Tekin ve Böri (kurt)dir. Selahaddin’in dayısının adı, Şihabeddin Mahmat b. Tüküş idi. Selahaddin’in annesi özbe öz Türk’tür. Gene Selahaddin’in hanımlarından birisi olan Unar Bey kızı İsmatüddin Amine Türk’tür. İki eniştesi de Türktür. Bunlardan biri Unaroğlu Sadettin Mesut, diğeri ise Muzafferüddin Gökböri idi. (Gökböri eski Türkçe’de Bozkurt demektir.) Eyyûbi hânedanının bir Türk hânedanı olduğunun açık delillerinden biri de, devrin şairlerinden İbn Senaül-mülkün, Halep’in Selahaddin tarafından alınmasından sonra yazdığı methiyesidir. Bu methiyenin bir beytinde şair şöyle demektedir:
‘Arap milleti, Türklerin devletiyle yüceldi. Ehl-i salip (Haçlı) davası, Eyyûb’ün oğlu tarafından perişan edildi.’ (yani Eyyûb’ün oğlu Selahaddin tarafından)”( Çay, A. 1992, T.D.E.K. 1. cilt, s:329)
“Eyyûbi ordusunun temelini ve büyük çoğunluğunu Tavâşî adı verilen Türk memlûkları teşkil etmekte idi… Selahaddin devrindeki bu Türk memluklu ordusu komutanları arasında Bahaaddîn Karakuş, Şerafeddîn Karakuş el-Takavi, İzzettin Çavlı, Şarimuddin Kutluaba, Hüsameddin Sungur el-Halâti gibi Türkler bulunmakta idiler.
“Hâkimiyet alametlerinden birisi de bilindiği gibi bayraktır. Eyyûbilerin bayrağı sarı renkte idi. Amblemi kartaldı. Eyyûbi hanedanı Türk geleneklerine uyarak, açık sarı rengi kendi hâkimiyet rengi olarak kabul etmişti. Ayrıca bayrağına, bir Türk amblemi olan kartalı koymuştu. Kartal Eyyûbilerden başka Selçukluların, Artukluların da devlet sembolü olmuştur.
Türk hâkimiyet sembollerinden birisi de mehterdir. Eyyûbi sarayında da Türk geleneklerine göre yer alan mehter, nevbet vurur ve büyük saygı görürdü. Hattâ Selehaddin, gözde cariyelerden birisini, sarayın yüksek memurlarından birisi olan mehterbaşı ile evlendirerek, bu kuruluşa verdiği değeri göstermişti.
Selahaddin’in hayatı bulunduğu sürede, büyük bir Türk-İslâm devleti özelliğini gösteren Eyyûbi hânedânı, Selahaddin’in ölümünden sonra, oğulları ve kardeşleri arasında paylaşılmıştır. Mısır’daki son Eyyûbi hükümdarı TURANŞAH, Türk Memluk komutanlarından Aybeg tarafından ortadan kaldırılmıştı.” (1250)” ( Çay, A. 1992, c.I,s:329-330)
1250 yılından sonra Mısır’da hâkimiyet bu sefer bir başka Türk komutanının emrine geçti ve Arap kaynaklarında “Türkiye devleti“ “Eddevletüt-Türkiye” adıyla bilinen Memlûkler Türk devleti kuruldu ve bu devlet 1517 yılında, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesine kadar sürdü.