Takva sahipleri mal biriktirmez, mal biriktirme derdinde olmaz. Onlar kendilerine verilen mal ve mülklerin emanetçisi olduklarının bilincindedirler.
“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Ali İmran 3: 134)
“Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, isledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.” (Ali İmran 3: 135)
“İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!” (Ali İmran 3: 136)
Bundan sonra ne olacaktır? Bundan sonra kişi, zikrini arttıracaktır ve daimî zikre ulaşacaktır. Daimî zikre ulaşan kişi ulûl’elbab’tır. Allahû Teâlâ Al-i İmran Suresinin 191. âyet-i kerimesinde, ulûl’elbab’ın vasıflarını veriyor:
“O (Ulûl’elbab) ki; (lübblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.” (Âli İmrân 3 : 191)
Ulûl’elbab için ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek, her dem Allah ile beraber olmak söz konusudur. Ulûl’elbab’ın temel fonksiyonu ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek suretiyle Allah’ın katında takva sahibi olmaktır. Bu takva, fizik vücudun tesliminden sonraki, nefsin teslimini ifade eden bir ifadedir. Takvanın ileri bir kademesidir.
Bütün sahâbe ulûl’elbab olmuşlar mıdır? Zumer Suresinin 18. âyet-i kerimesi bütün sahâbenin ulûl’elbab olduğunu söylüyor:
“Ellezîne yestemiûnel gavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi). (Zumer 39: 18)“
“Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri). (Zumer 39: 18)“
Yunusun “Beni bende araman ben bende değilem; bir ben vardır bende benden içeri” demesi de buna işarettir.
Allahû Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnnallâhe meallezînettekav vellezîne hum muhsinûn(muhsinûne).” (Nahl 16: 128)“
“Muhakkak ki Allah, takva sahipleri ile beraberdir. Ve onlar, muhsinlerdir. (Nahl 16: 128)“