5. …VE BİL ÂHİRETİHİM YÛGINÛN (E )
(2/BAKARA–4) ONLAR AHRETE DE KESİNLİKLE
(EN KÜÇÜK ŞÜPHELERİ OLMADAN) İNANIRLAR
“Ahiret” kelimesi esa sen “âhir” kelimesinin müennesi (dişisi)dir ki, “son” ve “sonraki” mânâsına sıfat iken şeriat dilinde “ahiret yurdu” ve “ahiret hayatı” ve “ahiretin neş’eti” tamlamalarının hafifletilmişi olarak isim olmuştur. Karşıtı olan “dünya” kelimesi de böyledir. “Ahiret”, kâh “dünya” ve kâh “ûlâ” (ilk) kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Ahiret yurdu tam bir hayat, ebedi hayattır. Tam hayatı insanların kimisi yalnız aklî ve ruhanî kabul eder, kimisi de duygusal ve cismanî (bedene ait). Fakat gerçeğini henüz bilmediğimiz hayatın bizce kemali (olgunluğu), hem aklî ve hem hissî oluşundadır. Kur’ân’ın bize bildirdiği ahiret hayatı ise “ha-yatın en mükemmeli” olduğundan biz ona inanırız, felsefî derinlikleriyle uğraşmayı lüzumsuz sayarız. Ben, “ben” dediğim zaman ruh ve bedenimin birliği noktasına basıyorum ve hayatı da bunda biliyorum. Gayb âleminin bugünkü görünen âlemden sonsuz derecede geniş ve mükemmel olduğunu biliyoruz ve her halde yarın için daha üstün bir hayatın muhakkak olduğu kuşkusuzdur. Buna “acaba!” diyenler kalpleri kör olanlardır. Maddemiz erir, genel maddeye karışır; kuvvetimiz dağılır, genel kuvvete karışır, hepsi erir Hak Teâlâ’ya döner. Önce Allah’tan kendime geldim, yine Allah’a gideceğim. Gidersem, Rabbimin bir âleminde daha niçin kendime gelemiyeyim? Niçin rahmetlerine eremeyeyim? Hemen Cenab-ı Hak güzel sonuçlar nasip etsin. Felsefenin, “olan yine olacaktır” diyen “ıttırat = uyum, ritim” kanunu, “illiyyet = nedensellik” kanunu bile bu kat’î bilgimi zaruri kılmaz mı? Peygamber efendimizden rivayet olunuyor ki şöyle buyurmuşlar: “Şaşmak, bütün şaşmak ona ki Allah’ın bütün halkını (yarattıklarını) görüp dururken Allah hakkında şüpheye düşer. Şuna şaşılır ki ilk doğuşu tanır da, son doğuşu inkâr eder. Şuna da şaşılır ki, her gün, her gece ölüp dirilip du r urken öldükten sonra dirilmeyi ve kıyameti inkâr eder. Şuna da şaşılır ki, cennete ve cennet nimetlerine inanır da yine aldatıcı dünya için çalışır. Şuna da şaşılır ki, başlangıcının bulaşık bir nutfe (sperme), sonunun çirkin bir leş olduğunu bilir de yin e büyüklük taslar ve öğünür.” Bu hadis, ahiret hakkında ilim ve fen açısından başlıca iki gerçeği gösterir. Birincisi ilk doğuş ve son (doğuş) deyimiyle, hem ahiretin gerçekliğine ve hem devamlılık ve tekrar etme kanununa işarettir. İkincisi dış görünüşü i l e uyku uyanıklığı gösteren her gün, her gece ölüp dirilmek meselesidir ki hayatın hakikati ve ahiretin hakikati açısından çok önemlidir. Biz her gün gıdaya, uyuyup uyanmaya niçin muhtaç oluyoruz? Çünkü bedenimiz, bedenimizin kısımları her gün ve hatta her saat, her an devamlı bir şekilde ölüyor ve yerine yenisi yaratılıyor ve bu yaratılış işi olurken biz uyuyoruz. Bunun için uyku sadece görünürde değil, gerçekten de bir ölüm oluyor. Çıkardığımız bütün salgılarımız, bedenimizin kısımlarının cenazeleridir. Demek ki hayat, ancak benzerlerin yenilenmesi ile yeni yaratma sayesinde devam ediyor. Devam eden nedir? Benim birliğim nedir? Bu da bir ıttırad (ritim) kanunu, benzeyiş ve gelişme görüntüsüdür. Bundan dolayı, dünyaya ait ha-yatımın zamanı, esasında benim ruh umun ve cismimin sabit olması değil, Allah’ın yaratması ve bâkî kılmasıdır. Ve işte ahiret hayatı da böyledir.
Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.