TAKVA EHLİ KURTULUŞA ERMİŞTİR
6. “Ülâike alâ hüden min rabbihim ve ülâike hümül müfliHûn. (2/Bakara-5)
İşte onlar (Müttakiler) hem Rableri tarafından (gösterilen) dosdoğru yol üzere olan hem de kurtuluşa (Felaha)/Murada erenlerin ta kendileridir.” 2/Bakara-5)
İşte o takva sahipleri hidayete ermiş ve ulaşmışlardır. Ancak takva sahipleri hidayete ererler. Yani takva sebep, hidayet sonuçtur.
“Müflih”, “iflah”dan “felah bulan, kurtulan” demektir. “Felah” aslında “felâhat” gibi “yarmak” mânâsıyle ilgilidir ki, önündeki engeli yarıp, kendini kurtarmak ve istediğine ermek yani zafer bulmaktır. Müminler de dünya ve tabiat ve şehvet engellerini yarıp, gaybd a gizlenen dileklerine eren ve ahirette sonsuz kurtuluşa erenler olacaktır. Arap dilinde böyle haber “elif lâm” ile “belirli” olursa “tahsis” ifade eder. Burada “hüm = onlar” zamir-i fasıl (ayırma zamiri) denilen bir kelimedir ki, haber ile mübtedâ arasını sıfattan ayırır. Mühim bir hüküm bağlayıcısıdır. Bundan da bir kasır (tahsis) anlaşılır. Açıkladığımız mânâ bu tahsislerle tarifin mânâsıdır. Benzerlerinde uygulansın. Bu gibi tariflerde iki çeşit anlam düşünülür. Birisi: Öteden beri “müflihûn” vasfıyla şöhret bulmuş birtakım belirsiz kişiler vardır, bunları duyarsınız, fakat tayin edemezsiniz. Eğer duydunuzsa, işte bunlar ancak o müttakilerdir. İkincisi: Eğer duymadınızsa, bu kavramı iyi tasavvur ediniz ve gerçeğini araştırınız ve araştırdığınız zaman bil i niz ki bunlar ancak onlardır, demek olur. ‘nin tekrarı, hidayet ile felahın ayrı ayrı birer haslet olduklarına işarettir. Aradaki atf (bağlaman)ın “vav” ile yapılması da hidayet ile felahın anlayış ve maksat bakımından ayrılıklarına işarettir diyorlar. B u nunla beraber birinci o imanları yapan müttakilere, ikinci de sınırlamasından sonra onlara dönmüş olması ve bundan dolayı mânâ bakımından tekrar bulunmaması daha uygundur. Görülüyor ki, hidayetin müttakilere tahsisi yoktur ve fakat felahın hidayettekil e re tahsisi vardır ve bu nokta mühimdir. Düşün. Sonra felâhın hidayete, hidayetin takva (Allah’dan çok korkma)ya ait olması da illiyet (nedensellik) yoluyla değil, âdet yoluyla sürdüğüne ve gerçekten hükmünü yürüten Allah Teâlâ’nın lütuf ve rahmeti olduğun a işaret için arada harfi gibi sebeb ifade eden bir harf geçmemiştir.
Kur’ân işte derece derece bu müttakilere hidayettir. Acaba burada niçin “hüden li’n-nâs = insanlar için” denilmedi de “hüden li’l-müttakin = müttakiler için” denildi? Diyeceksin. Çünkü:
“Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmaz-lar.(2/Bakara6)
“Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır.” (2/Bakara-7)
Çünkü kâfirlerin hidayet gibi bir istek ve ta-lepleri yoktur. Hidayet talebi ancak muttakilerin işidir. Onun için ayette “Hüdenlinnasi” denmemiş,“Hüden lil müttegın” denmiştir.
Her Kim Bu Ayet İle Amel Ederse
İmanı Kemale Ermiştir
Bakara suresi 1-5. ayetlerden sonra takva ile ilgili en önemli mesajların verildiği ayet yine Bakara suresi 177. ayettir.
“(Ey ibadet edenler) iyi ve erdemli olmak (yalnızca) yüzlerinizi doğu ve Batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat iyi ve erdemli (muttakî) kişi, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba (Kur’an’a) ve peygamberlere inanıp malı(nı), sevgisine rağmen (Allah rızası için) akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda/sokakta kalmışlara, dilenenlere ve boyunduruk altında bulunanlara (kurtulmaları için ihlasla) veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, ahitleştiği zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın şiddetlendiği anda sabredendir. İşte (imanlarında yaptığı iyilik ve tatta) doğru olanlar onlardır. Ve takvaya erenler de onlardır” (2/Bakara–177 )
(H.T. Feyizli, Feyz’ul Furkan)