“ONLAR EMÂNETLERİNİ VE SÖZLERİNİ
YERİNE GETİRİRLER.”
Müminler kendilerine verilen emanetleri yerine getirirler. Bu bağlamda, Arapça “emanet” kelimesi çok kapsamlı olup, Allah, toplum ve bireyler tarafından kişilere “tevdi” edilen herşeyi içine aldığını belirtmeliyiz. Aynı şekilde, ahd ve Allah’la insan ve insanla insan arasında yapılan tüm anlaşma, sözleşme ve söz vermeleri kapsar. Bizzat Hz. Peygamber (s.a) hutbelerinde ahidleri yerine getirmenin önemini sürekli vurgularlardı:
“Emaneti yerine getirmeyenin imanı yoktur, sözünde ve va’dinde durmayanın da İslâmı yoktur.” (Beyhakî).
Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste de şöyle buyurmaktadır o: “Dört özellik vardır ki, kendisinde bunların hepsi bulunan kimse hiç şüphesiz münafıktır; kendisinde bunlardan biri olan ise onu bırakıncaya değin o ölçüde münafıktır: a) Kendisine emanet edilen emanete ihanet eder, b) Konuştuğu zaman yalan söyler, c) Söz verdiği zaman sözünde durmaz, d) Kavga ve düşmanlığında sınır tanımaz.”
O mü’minler emânetlerine ve ahitlerine riâyet ederler. Emânetlere ve verdikleri sözle-rine, randevularına sâdık davranırlar. Allah’ın emânetlerine, Allah’a ve insanlara verdikleri sözlerine riâyet ederler. Emânet olarak gerek Allah emânetini, gerekse kulların emânetini emânet bilirler. Emâneti, emânetin sahibinin istediği gibi kullanırlar. Emânetle ilişkilerini, emânetin sahibinin istediği şekilde ayarlarlar. Allah emânet olarak kendilerine ne vermişse. Din mi verdi? Kitap mı verdi? Peygamber mi verdi? Akıl mı verdi? Sıhhat mı verdi? Zaman mı verdi? Mal, mülk, fırsat, imkân mı verdi? Ev, araba, arsa mı verdi? Evlât mı verdi? Hanım mı verdi? İrade mi verdi emânet olarak? Namaz mı? Oruç mu? Abdest mi? Namus mu? İffet mi? Hac mı? Arafa mı? Bayram mı? Cuma mı? Bunların tümünü emânetin sahibinin razı olduğu yerlerde kullanarak emânetlerini yerine getirirler onlar. Yâni dinin tamamına riâyet ederler, Allah’ın kendilerinden istediği bir hayatı yaşarlar onlar.
Tabii evvela Rabbimize ezelde verdiğimiz ahitlerimize riâyet etmek zorundayız. Allah ahdine riâyet etmeyenlerin insanların ahitle-rine riâyet etmeleri mümkün değildir. Evet önce Allah ahitlerine riâyet ederler, ona sâdık kalırlar, sonra da insanlara verdikleri ahitle-rine-sözlerine, taahhütlerine sâdık davranırlar onlar. Ahitleri, sözleri İslâm’a uymuyorsa hemen vazgeçerler, İslam’a uymayan sözler vermezler, verdikleri sözlerden ne pahasına olursa olsun dönmezler.
Sıkıntıda, Darlıkta Sabrederler, Savaşta Dik ve Onurlu Durular
Müslüman sıkıntıda, darlıkta sabreden, Allah yolunda mücadelede dik duran, yaratılmıştan değil yaratandan korkan, onurlu ve vakarlı insandır. Yüce kitabımızda bu konuda şöyle buyruluyor:
“İyi bilin ki Allah’ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzüntüye de uğramazlar. Veliler Allah’a imân edip O’nun emirlerine aykırı hareket etmekten sakınan insanlardır. Onlara dünya hayatında da âhirette de müjdeler vardır.” (10/Yunus–62,64)
“Sabret. Senin sabrın da ncak Allah’ın (yardımı) iledir. Onlar (kafirler)dan dolayı ke-derlenme; kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı kaygı duyma. Çünkü Allah ittika edenler ve muhsinlerle beraberdir“
“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin” (Al-i İmran 3/200) ” (16/Nahl -127,128)