Emeviler zamanında iki ateş arasında kalıp, hem Çinlilerle, hem de Araplarla savaşmak zorunda kalan Türkler Emevilerin yıkılışı üzerine rahat bir nefes aldılar. Daha önce Araplara karşı Çinlilerle işbirliği yapan Türk Beyleri, Eba Müslim Horasâni’nin yardımları ve destekleri ile Çinlilerle ilişkilerini kestiler. Abbasilerin müsamahakâr yönetimi Türkleri İslâmiyet’e ve Araplara iyice yaklaştırmış ve Türkler arasında İslâmiyet yayılmaya başlamıştı. Bu yeni durum karşısında Seyhun boylarındaki Türk Boylarını sindirmek ve yeniden Çin’e bağlamak üzere Çinliler büyük bir ordu gönderdiler. Çin ordusu Taşkent beyini esir edip şehri yağmaladılar ve beyi Çin’e götürüp idam ettiler. Çinliler Türk beylerinin birçoğunu esir edip Çin’e götürdüler. Bu beyler arasında Türkeşler Han’ı İpo da vardı. Çinlilerin zulümleri karşısında bütün Türk beyleri birleştiler. Abbasi yönetiminde büyük bir ağırlığı olan Eba Müslim, Ziyad b. Salih komutasında büyük bir ordu yolladı. Böylece Türkler ve Araplardan kurulmuş olan bu büyük ordu Talas suyu yakınlarında Çin ordusu ile karşılaştılar
Çin ordusunda Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri de vardı. Araplar ve Türklerden kurulmuş olan bir orduyu karşılarında gören bu Türk askerleri milliyetçilik duygularının tesiri sayesinde Çin ordusunu terk ederek soydaşlarıyla birleştiler. Meydan savaşı Çin ordusunun bozgunuyla sona erdi (751). Talas Meydan savaşında hem İslâmiyet, hem de Türkler büyük bir zafer kazanmış oldular. Bu savaştan sonra Türklerle Araplar arasındaki ilişkiler iyice gelişti. Bu savaşta yenilen Çinliler bir daha Orta Asya’ya müdahale edemedi. Aksine Uygurlar güçlenerek Çinlilerin işlerine karışacak hale geldiler. Talas Meydan Savaşı Türklere iki yol açmıştı. Türkler yüzyıllardan beri olduğu gibi kuzeyden Çin’e doğru inerek güçlü bir imparatorluk kuracaklar ya da batıya doğru akarak Peygamber Efendimizin işaret ettiği gibi Fırat kenarlarına ve İslâm ülkelerine akın akın gelip Abbasoğulları tarafından kurulmuş olan İslâm devletine hâkim olacaklardı. Cenâb-ı Hakk ta hiç şüphesiz böyle takdir etmişti ki Türkler bu sevki ilâhiye uyarak ikinci yolu tercih ettiler. Bu yol aynı zamanda Türkleri kitleler halinde İslâm’a sokacak ve İslâm’ın bayraktarlığını yaptıracak yolun başlangıcıydı. İslam Tarihi içerisindeki Arap Devri-Arap hâkimiyetini topu topuna; Hicri 622’yi esas olarak alırsak 129 yıl, Peygamber Efendimizin ebedi âleme göç etmesini esas olarak alırsak 119 yıldır. 751 yılında kazanılmış olan Talas Meydan savaşı ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla İslâm dünyasının dengesi Türkler lehine değiştirmiştir. 751 yılında elde edilen Talas Meydan savaşından sonraki devre Türk Devri demek daha doğru olur. Abbasilerin ilk halifesi Ebu’l Abbas Abdullah bin Muhammed’in ölümü üzerine yerine geçen el Mansur (754-775), Türklere çok yakın davranmıştır. İslâm devletinde bu zamana kadar sadece asker ve komutan olan Türkler, artık devlet işlerinde de söz sahibi olmaya başlamışlardı. Abbasilerin ilk devirlerinden itibaren önemli ölçüde halifelerin destek ve ilgisini gören Türklerin zamanla İslâm toplumunda etkileri çok derin boyutlara ulaşmıştır. O kadar ki halifelerin işbaşında kalmaları veya iktidardan inmeleri Türklerin insaf ve merhametine kalmıştı. Türkler istediklerini halife olarak ilan ediyor, istemediklerini ise tahttan indiriyorlardı. Türklerin Abbasi toplumunda ulaşmış oldukları kudret ve saltanatın acı acı yakınan bir Arabın düşüncelerini Mesudi Muruc adlı eserinde şöyle naklediyor: “Artık Türkler her şeye sahip ve malik oldular, diğer bütün insanlara; onların sözünü dinlemek ve kendilerine baş eğmekten başka yapacak bir şey kalmadı ”(Kitapçı, Z. 1996, C. 1. s:209). Daha sonraki halifeler döneminde de durum değişmemiş, devletin yönetimi şeklen Arapların hakikatte ise Türklerin elinde idi. Bilhassa ana tarafından Türk kanı taşıyan ve daha çok kendisini Türk hisseden Mu’tasım döneminde Arap orduları tamamen Türkleşmekle kalmamış, Türkler devletin en önemli mevkilerine gelmişlerdir.
Abbasi ordularındaki Türk askerleri o kadar çoğalmıştı ki Bağdat şehri onlara dar geliyordu. Mu’tasım, Türk ordu komutanlarına, Tekinlere ve Tahranlara zengin malikâneler, geniş topraklar verdi. Türk askerlerine dolgun maaşlar bağladı. Mu’tasım Türk askerlerinin ve subaylarının ahlaklarının bozulmaması için onların Araplarla karışmalarını önlemek için Samarra şehrini kurdurdu. Türk askerlerinden bir özel ordu kurdurup kendisi de bu şehre yerleşti. Türkler yeni kurulmuş olan bu şehirde de eski boylarına göre boy boy yerleştirildi. Mu’tasım askerlerin karakterlerinin bozulmaması için onları satın aldığı Türk cariyelerle evlendirdi. Bu Türk askerlerinden Afşin, Büyük Boğa, Küçük Boğa, İtah (Aytek), Eşnas gibi tarihe iz bırakan büyük komutanlar çıkmıştır. (Turan, 1969, c:1; s:144) Abasiler tarafından Bizansa karşı Tarsus, Malatya ve Erzurum’da kurulan ve adına “Avasım-Sugur” denilen hudut savunma teşkilatlarına Türkistan’dan gelen gönüllü Türk Alperenleri ve Derviş gazileri katılıyordu. Türk ellerinden gelen bu Alp erenler ve Derviş gaziler 837’lerden itibaren Torosların doğusuna yerleşip Allah yolunda gazâ edip, İslâmiyet’i yaymak için çalışıyorlardı. Toroslara yerleşen bu Türkler ileride tamamen Türkleşecek olan Anadolu’nun ilk habercisi idiler. Böylece Talas Suyu savaşı Türklüğe ve İslamlığa yeni bir sayfa açmış, Türklerin İslamlaşmasının başlangıcı olmuştur. Köhneleşmiş, içeride birliği bozulmuş ve Bizans’a karşı sınırlarda devamlı gerileyen İslâm Dünyası ise Türkler sayesinde taze bir kan bulmuş ve yeniden güçlenmiştir.