Muharrem Günay

TARİHİ KAYNAKLARIMIZDA KIZILELMA

Muharrem Günay

“Kızıl”, Türk kültüründe genellikle kutsal sayılan bir renk; “elma” ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Ancak Kızılelma sembolleştirilmesinin elmayı değil, Eski Türklerde Güneş ve Ayı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri gösterir.
Oğuz Kağan destanına göre: “Oğuz-Kağan doğarken gözlerinin rengi de al, idi. Bu gün Anadolu’da söylenen, “Gözleri kanlı” (Gözü Kanlı) deyimi de, bize çok şeyler ifade eder. O’nun gözlerinin al oluşu, daha doğrusu kan rengine benzemesi, Oğuz-Kağan’ın büyük bahadırlığının, bir özelliğinden başka bir şey değildi. Cengiz-Han da doğarken, “avucunun içinde bir kan pıhtısı” tutuyordu. Bunu gören annesi ile babası şaşırmış ve hemen şamanlara koşmuşlardı. Şamanlar ise, O’nun dünyayı zaptedeceğini ve büyük bir bahadır olacağını söylemişlerdi… Türklerin kahramanlarının gözleri, kırmızı veya kızıldır (Ögel,1993- I, s.44-45).
Bu oğlun yüzü gök rengi, ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Güzel perilerden daha alımlıydı” Oguz Kağan destanına göre, Oğuz Han dünyaya geldiğinde ağzı ateş kızılıdır. Eski Türk kültüründe kızıl, kudret, iktidar ve hâkimiyeti ifade eder (Çoruhlu, 2002, Küçük 2010, 54-185-200; Banarlı, 1987, s. 17).
Oğuz Kağan’ın gözlerinin ela yani kırmızı olduğunu belirtmektedir. Oğuz Kağan’ın gözünün kırmızı olması alpliğinin işareti olarak kabul edilir. Anadolu’da çok eskiden beri kullanılan gözü kanlı deyimi “hiçbir şeyden yılmayan, hiçbir şeyden korkmayan atak, cesur kimse” manasına gelmektedir (Sertkaya, 1992, 9-27; Küçük, 2010, 54-185-200)
Kızılelma, sadece kendi muhtevası ve temsil ettiği anlamlar ile değil, bağlı olduğu birçok kavramla da Türk kültürünün önemli sembollerinden birisidir. Kızılelma’nın ilgili olduğu konulardan birisi ağaçlardır. Bilindiği gibi Türk kültüründe ağaç kutsal bir yere sahiptir (Ergun 2012: 147). Ağaca yönelik bu kabulün izleri çeşitli edebî eserlerde görülebilmektedir. Bunun en tipik örneği Dede Korkut Hikâyelerinde Salur Kazan’ın elinde kopuzu ile bir ağaçla söyleşmesidir.
Kayın, çınar, servi, ardıç gibi birçok ağaç temsil ettikleri anlamları günümüzde de yaşatmaktadır. Bunların içine hayat ağacını da dâhil etmemiz mümkündür. Mezar taşlarının, çinilerin, halıların ve bazı minyatürlerin motif ve desenlerinde rastladığımız hayat ağacının Kızılelma ile bir bağının olduğu düşünülmektedir. “Hayat ağacı dallarında bulunan yuvarlaklar, aslında güneş, ay ve yıldızları sembolize eder. Hayat ağacı dalında bulunan yuvarlaklar, bir ara Osmanlı kültürüne geçerken ‘Kızılelma’ olarak tercüme edilmiştir” (Gültepe 2014: 160). Ayrıca eski Türklerde hayat ağacı hayatın kaynağı olarak kabul ediliyordu. Hayat ağacının en önemli özelliklerinden birisi dünyanın merkezinde bulunmasıydı. Böylece bu kavram yer altı, yer üstü ve gökyüzü gibi üç kozmik kavramı birbirine bağlıyordu. Bu ağacın gövdesi oldukça genişti. Bunun yanında büyük ve geniş olan yapraklarını da dökmüyordu (Ergun 2012: 27-28).
Öyleyse Kızılelma, bir yerden sonra hayat ağacıyla birleşmekte ve Türk kültüründeki yaratılış ve süreklilik kavramlarını beslemektedir. Bu kavramların “Türkün cihan hâkimiyeti” ve “cihat anlayışı” gibi ideallerle de beslendiğini düşünebiliriz. Bu inanış çeşitli şekillerde asırlarca varlığını sürdürmüş ve hayat ağacı gibi kutsal birtakım kavramlarla bütünlük oluşturarak özellikle yeniçeriler arasında on sekizinci yüzyılın sonlarına kadar yaşamıştır (Gültepe 2014: 213). Ancak burada Kızılelma’nın Osmanlı Devleti zamanında olgunlaşan bir ülkü olduğunu da söylemeliyiz (Çetin 2011: 73).
Elma aynı zamanda cennet meyvelerinden olup, Hz. Âdem’in sınava tabi tutulmasında kullanılan ve kutsal sayılan bir meyvedir. Masallarımızın sonunda “Gökten üç elma düştü, biri sana, biri bana biride dinleyenlere” deyişinde de görüldüğü gibi elma ilahi, semaî menşeyli bir meyvedir.
Kendisine İslamcı ve İlahiyatçı süsü veren bazı fikir ve feraset yoksunları da “Kızılelma şirktir” dediler. Oysa Kızılelma biz Türklerin Milli ülküsü olduğu kadar âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimizin de ülküsüdür. “Cenâbı Hakk’ın Türk’e gösterdiği yer ve hedef” olarak tarif edebileceğimiz Kızılelma ülküsü, millî olduğu kadar aynı zamanda da İslâmî bir ülküdür. Çünkü Peygamber Efendimiz bizlere İran’ın, Bizans’ın ve Roma’nın fethini hedef göstermiş ve Bizansı/İstanbul’u/Romayı fethedecek orduyu ve sultanı överek “O ordu ne güzel ordu, o asker ne güzel asker, o emir ne güzel emirdir” demiştir. Hadisi şerifte İstanbul’u fetheden ve aynı zamanda Peygamber Efendimizin de adını taşıyan Fatih Sultan Mehmed Han’a “Emir “ diye hitap edilmesi de ayrıca dikkate değerdir. Çünkü Osmanlı Sultanları sadece padişah olmayıp, aynı zamanda Mü’minlerin de emiri idiler.

Yazarın Diğer Yazıları