Muharrem Günay

TARİHTEKİ MEŞHUR TÜRK KADINLARI

Muharrem Günay

Eski Türklerde bir şehzadenin hakan olabilmesi için hem ana hem de baba tarafından soylu olması yani Türk olması gerekirdi. Kutadgu Bilig’de yer alan “Beylik için insanın ilk önce asil soydan gelmesi gerektir… Soyu iyi ise, insan iyi doğar ve iyi olduğu için başköşeye geçer” (Arat, R.R. Kutadgu Bilig, II, s.148-149) cümleleri “kadın, aile (soy), devlet” üçgeninin ne kadar önemli ve birbiriyle ilişkili olduğunu vurgulamaktadır. Divanü Lügati’t-türk’te bodun ve boy’dan sonra en küçük birim olan aile üzerinde geniş bilgi verilmektedir. Kadın, aile reisi olan kocasına, ev içinde ‘emir, bey’ konumunda olduğu için beg (bey) diye hitap eder (Atalay, B. Divânü ligat-itTürk Tercümesi, II, s. 155).
Sen de Banim Hanımsın
Bey de eşine sende benin sultanımsın-hânımsın manasında “hanım” diye seslenir. Ailenin reisi olan baba için; “Bey-beg-begüm-beğüm-beyim” evin direği ve ailenin temeli olan eş için “Han- Hânum-hanım” kelimelerinin etimolojisi dikkate alınınca kadının eski Türk toplumundaki yeri ve değeri hakkında bir fikir sahibi olmuş oluruz. Eski Türk Toplumu’nda kadın öncelikle insan, eş ve ana olarak saygı görürdü. Aile tek eşliliğe dayanırdı. Kız çocukları hor ve aşağı görülmezdi. Çocuklar üzerinde baba kadar ananın da hakkı vardı. Hakanların yazdığı fermanlara “Hakan ve hatunun emri“ ifadesi ile başlanırdı. Ülke yönetiminde kadınlar da söz sahibi idi. Resmî kabul ve törenlere hakanların yanında eşleri de katılırdı. Kadınlar bir eş-evdeş, hayat arkadaşı ve ana olmanın ötesinde, sosyal hayatta ve askerlik ve devlet yönetiminde de son dere etkiliydiler. İslamiyet’ten önceki devirlerde kurultay toplayan, devlet yönetiminde ve sosyal hayatta etkili olan Türk kadını bu üstünlük ve faziletini İslami devirlerde de uzun bir süre sürdürmüştür. Ebulgazi Bahadır Han “Şecere-i Terâkime “ (Türklerin Soy Kütüğü) adlı eserinde Oğuz İli’inde uzun yıllar beylik yapan Türk kadınları hakkında bilgi vermiştir: “Onların birincisi Altun Közeki Sündün Bay’ın kızı ve Salur Kazan’ın karısı boyu uzun Burla (Bular)idi. İkinci Karmış Bay’ın kızı ve Mamış Bey’in karısı Barçın Salur idi. Üçüncüsü Kayı Bay’ın kızı ve Çavuldur Bala Alp’in karısı Şabatı idi. Dördüncüsü Kondı Bay’ın kızı ve Biyeken Alp’in karısı Künin Körkli idi. Beşincisi Yumak Bay’ın kızı ve Karkın Konak Alp’in karısı yine bir Künin Körkli idi. Altıncı Alp Arslan’ın kızı ve Kestan Kara Alp’in karısı Kerçe Buladı idi. Yedinci Kınık Bay’ın kızı ve Dudal Bayın oğlu Kımaç’ın karısı Kugadlı idi (Ergin, M. Türklerin Soy Kütüğü, s.97).
Saka Türklerinin Kadın Hükümdarı Tomris
M.Ö. 529’da İran imparatoru Sirüs’ü mağlup eden Tomris Saka Türklerinin ünlü kadın hakanıdır. (Çeçen, 1986, s.26) Tomris Hatun kocasının ölümü üzerine Sakaların hakanı olmuştu. İran/Pers hükümdarı Sirus, Saka/İskit topraklarını kendi ülkesine katmak istiyordu. Bu amaçla Tomris Hatun’a evlenme teklif etmiştir. Sirus’un asıl amacını anlayan Tomris Hatun bu evlilik teklifini reddetmiş ve Sirus’tan topraklarını terk etmesini istemiştir. Tomris Hatun’un teklifinin kabul edilmemesi nedeniyle yapılan savaşta İran/Pers ordusu Saka Türk hükümdarı Tomris Hatun tarafından bozguna uğratılmış ve bu savaşta Sirus da öldürülmüştür. (Herodotos, 1973, 1:212-213. Bu savaşın son araştırmalara göre, M.Ö. 528 yılında yapıldığı anlaşılmıştır. (Togan, 1987: 33).
Savaşın ardından Tomris elinde kan dolu bir tulum ile ölüler arasında Büyük Kyros’un (Siros’un) cesedini aramıştır. Kısa bir süre sonra Büyük Kyros’un (Sirus’un) cansız bedenini bulup kafasını kanla dolu olan tulumun içine sokmuştur. Bu şekilde önceden kendisini uyardığı üzere Büyük Kyros’u bir bakıma kana doyurmuştur. Herodotos, Büyük Kyros’un ölümü konusunda farklı hikâyeler olduğunu ve kendisinin gerçeğe en yakın olanını anlattığını söylemektedir (Herodotos, 1973, I. 214).
Türk devletlerinde hakanlık yapmış olan Türk kadınlarından birisi de Raziye Begüm Sultandır. H.Hilal Şahin bu ünlü Türk kadını hakkında “Müslüman Türk Devletinin Tek Kadın Sultanı “Belkîs-i Cihan Raziye Begüm” adlı makalesinde aşağıdaki bilgileri vermiştir:
Raziye Begüm Sultan Hindistan’da XIII. yüzyılda hüküm sürmüş (1236-1240), ilk Müslüman Türk Devleti Dehli Türk Sultanlığı’nın tek kadın hükümdarıdır. Raziye Begüm, 12 erkek kardeşine rağmen henüz 16 yaşındayken tahta oturmayı başaran askerî deha sahibi cesur bir şahsiyettir. Orta Çağ’da bazı Müslüman kadınların siyasi güçlerini sahne arkasından hissettirmesinin tam aksine bir yönetici/hükümdar olarak sahne önüne çıkmaya cesaret eden ender kişilerdendir. İşte bu yönüyle Raziye Begüm, sadece Türk tarihinde değil dünya tarihinde de tanınması gereken bir Türk kadınıdır.
Raziye Begüm, İngiltere Kraliçesi I. Mary’den 318 yıl, Kraliçe I. Elizabeth’den 322 yıl, Kraliçe Victoria I. (1837-19019)’den de 600 yıl önce hükümdarlık yapmış olmasına rağmen çok yönlü kişiliğiyle örnek bir Türk kadınıdır.
Hindistan’da kurulan ilk Müslüman Türk devleti Dehli Türk Sultanlığı’nın hükümdarı olarak dört yıl tahta oturan Raziye Begüm, bu zaman zarfında devletinin bekâsı için üstün çaba sarf etmiştir ( Şahin, H.Hilal. 2018, s. 362-377).
Hakanla hatun, bütün resmî kabullerde, kişileri birlikte ağırlarlar. Hem resmî Çin kaynaklarına hem de yazıtlara göre, İlbilge Hatun (katun), Kağan gibi kutsallığa sahiptir ve devlet yönetiminden sorumlu kişiler olarak bilinmektedir. Ayrıca, eski Türk devletlerinde emirnameler, yalnız Hakan namına değil, Hakan ve Hatun namına müştereken ”Hakan ve hatunun emri ile” imza edilmekte, resmî toplantılarda Hakan Hatunla beraber katılmaktadır. Moğol Hanları ve Timur ecnebi elçileri de hatunları ile birlikte kabul ediyorlardı. İbn Batuta: “Türk ve Tatar kavimlerince kadınlar pek muhterem olup bir emirnâme yazıldığı zaman “Sultanın ve hatunun emri ile” ibâresini koyduklarını söyler. Müslüman olan Altun-ordu hükümdarı Özbek Han tahta çıktığı zamanlar sağında üç hatunu ve oğulları, solunda büyük beyler oturduğunu, hatunlar içeri girince Özbek Han ellerinden tutarak onları yerlerine götürdüğünü, melike olan hatunu ise kapıda selam vererek karşıladığını da sözlerine ekler. (Turan, O.1969. c.I. s.129) Chavennes’in Documents sur les Tou-kionue Occidentaux (Paris, 1900) adlı eserini kaynak göstererek bilgi veren Prof. Dr. Osman Turan, VII. asırda, Uygur hakanı savaşlarla meşgul olduğu için, annesi Uluğ Hatun’un devlet işlerinden yetkili olduğunu; çeşitli davalara baktığını, kanunlara tecavüz edenleri şiddetle cezalandırdığını; bu sayede Uygurlar arasında nizamın kurulduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, Hatun Buhara adındaki bir kadın hükümdarın da, on beş yıl tahtta kaldığını; Araplarla uzun süre mücadele ettiğini belirtmektedir. (Turan, O. 1969, c.I, s. 126; Köprülü, M.F. 1981, s.17)

Yazarın Diğer Yazıları