Muharrem Günay

TÜRK KADINLARININ DEVLET VE SOSYAL HAYATTAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Muharrem Günay

Türklerin tarihte büyük devletler ve medeniyetler kurmasında aile yapısının sağlamlığı ve kadınların büyük bir yeri ve önemi olmuştur. Eski Türk toplumunda toplumun temelini aile oluştururdu ki bu günde böyledir.
Türk sosyal hayatı, aile ve akrabalık bağları üzerine kurulmuştur. Birbirine akrabalık bağları ile bağlı olan fertlerin toplamına aile denir. Aile, Türk toplumunun ve Türk devletinin çekirdeğini ve temelini oluşturur ve kan akrabalığına dayanır. “Gök kubbeyi devletin, çadırı ise ailenin örtüsü” kabul eden eski Türklerde devlet düzeni ile aile düzeni arasında çok yakın ilişkiler bulunmaktadır.
Tarih boyunca Türk ailesi, devletin ve ordunun temelini oluşturmuştur. Türk aile yapısı; ne pederşâhi (patriyakal, ataerkil) ne de maderşahi (matriyakal, anaerkil) ne de ana hukukuna tâbi (maderi) idi. Türk ailesi Gökalp’in doğru olması muhtemel olan görüşüyle, pederî (baba hukukuna tâbi) idi. Bu tipte evin ve aile ocağının başkanı baba olmakla birlikte; ana ve çocukların da söz hakkı vardır. Onlarla görüşülür müşavere edilir. (Eröz, M. 1996, S.163)
Ailede reislik görevi babanındır. Babanın görevi, ailenin geçimini sağlamak yani ona bakmak, korumak ve yetişmiş olan evlâtlarını evlendirmek idi. Eski bir ifade ile söylemek gerekirse, baba, yetişmiş olan “oğlunu evlendirmekte kızını göçürmekteydi”. Özellikle erkek evlâtların yetişmesi ve ailenin faaliyetlerine katılması, babanın yükünü büyük ölçüde hafifletiyordu. Türklerdeki “Tay yetişirse at dinlenir, oğul yetişirse baba dinlenir” atasözü bu anlayışı yansıtmaktadır.
Türk tarihinin, töresinin, kültürünün, kısaca Türk medeniyetinin en önemli yazılı belgesi olan Orhun Abideleri’nde yer alan: “Yukarıda Türk Tanrısı, Türkün mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş, Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İlteriş Kağanı, annem îlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olacak….Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi, o Tanrı, kağan (olarak) oturttu tabiî” (Gök-Türk Kitabeleri, Kültigin Anıtı, Doğu cephesi).
Gök-Türk yazıtlarında geçen, ana ve babayı birlikte ele alan bu ifadeler, Türk milletinin ve Türk devletinin ‘aile’ temeli üzerine kurulduğunu göstermektedir. Yazıtlarda geçen adlara dikkat edilecek olursa, kağan ismi olarak zikredilen İlteriş, ‘ili, yani devleti terleyen-derleyen toparlayan, yeniden kuran, devleti belirli bir düzene oturtan kişidir. İlbilge ise, “ilin bilgesi, âlimi, danışmanı, fikir danışılan kişisi” manasındadır.
Ev ve evli Türk dilinin en eski sözcüklerindendir. Eski Türk kültüründe evlenen çiftlere yeni ev açıldığından, bir kadınla bir erkeğin birleşmesine, bir ve beraber olarak hayatlarını devam ettirmek üzere bir araya gelmesine evlenmek denmiştir. Eski Türkler aynı zamanda eşlerine sonuna deş-daş ekinin eklenmesiyle “Evdeş” adını da vermişlerdir.
Türk ailesinde, babanın yanında annenin de söz hakkı vardı. O, her şeyden önce erkeğin “evdeş”i yani ev arkadaşı idi. Türkçemizde “deş ve daş” ekleri anlam bakından çok yüklü ve yüksek manalı kavramları kullanmak için kullanılmıştır. Yoldaş, ülküdaş, soydaş, milletdaş, dindaş, arkadaş gibi. Türkçemizde eşlerimiz için kullanılan ‘hanım’ sözcüğü de, yine eski Türkçe’de hâkanlar için kullanılan bir deyim olan “han” deyiminin “sen de benim hanımsın” gibi saygı makamında kullanılan şeklidir.
Başta ev olmak üzere ailenin bütün maddî varlığı, eşlerin ortak malı idi. Ailenin her türlü faaliyetinde de iş bölümü anlayışı hâkimdi. Meselâ, erkek evlâdı yetiştirmek babanın, kız evlâdı yetiştirmek de annenin görevi idi. Türklerde “babasız oğul, anasız kız” bakımsız sayılırdı. Eşler arasındaki iş bölümünde kadına büyük ölçüde ev işleri düşmekteydi. Meselâ, yemek pişirmek, çocuklara bakmak, koyunları sağmak, sütten elde edilen yiyecekleri hazırlamak, dikiş dikmek, keçe yapmak, kumaş dokumak, “yurd”u (çadır) kurup sökmek ve bazen kocasının atını eyerlemek hep kadının işiydi. Bütün bu işlerde anneye kız çocukları yardım etmekteydi…
Türk kadını, namus ve iffetine son derece düşkündü. O, daima namus, iffet ve güzelliği ile yabancı seyyahların dikkatini çekmiştir. Kendi toplumu içinde ise, “altun özük”, “ertini özük”, “arık”, “silig” (namuslu, temiz, bedeni inci gibi kadın ve kız) gibi güzel sıfatlarla anılmaktaydı. Türk erkekleri de eşlerine “görklüm” yani “güzelim” şeklinde hitap etmekteydiler. Öte yandan, Türk toplumunda, kadının savaşta düşmanın eline geçmesi büyük bir zillet sayılmaktaydı. Bundan dolayı Türkler, savaştan önce kadın ve çocuklarını güvenlik altına almayı hiçbir zaman ihmal etmezlerdi.(https://www.tarih.gen.tr/eski-turklerde-sosyal-hayat.html) Ayrıca, İbn Fadlan, Gardizi, Plan Karpin vb. Türk, Tatar kadınların ahlaki temizliğini övmektedir. Marco Polo da onlar için “bütün dünyada en temiz ve ahlaklı” sıfatlarını kullanmaktadır. Vambéry’ye gôre eski Türkçede alüfte, piç (veledi zina) sôzlerine rastlanmaz. Sonradan bu manalara gelen sôzler diğer dillerden, bilhassa Farsçadan geçmiştir, der. (Rosanyi, L., Türkler, 2020, c.1. s.536, Tarihte Türklük / Prof. Dr. Laszlo Rasonyi [s.350-377])

Yazarın Diğer Yazıları