Muharrem Günay

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURAN HALKA TÜRK MİLLETİ DENİR

Muharrem Günay

Gerçek Oğuz Boylarını Orta Asya’da Değil Anadolu’dadır
Şu durumu çok kesin bir gerçek olarak söyleyelim ki, Oğuzların Anadolu’ya getirdikleri harsları, yâni kültürleri ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. Günümüzdeki Anadolu Türklerinin de ataları olan Oğuzların harsları, ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir. Bir gün herhangi bir kimse Anadolu’nun bir bölgesinde Kaşgarlı’nın Oğuzlara dair söylediklerini bu bölgedeki Türklerin dil ve davranışlarında, gelenek ve göreneklerinde açıkça müşahede edebilir. Hatta bu kimse Dede Korkut destanlarından bazılarının Anadolu’da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. Oysa Türkistan’daki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardı. Bize göre, şimdi Oğuz tipini en fazla Batı ve Güney Anadolu’da Yörük adı verilen topluluklar temsil etmektedirler. Çünkü onların komşu köylüler ve şehirler ile sadece ticari münasebetleri olmuştur. Şu sözlerden de anlaşılacağı gibi, Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan’ı değil, Anadolu’yu dolaşmak lazımdır.” (F.Sümer, 1992, Oğuzlar, s:5)
Diğer taraftan Oğuzlar, Moğol istilasından sonra kavmî varlığını, tarihi hâtıralarını ve harsını korumak bakımlarından Türk âlemini temsil eden biricik kavim olmak vasfını da taşımaktadır. Uygur, Karluk, Kıpçak ve diğer Türk kavimleri Moğol istilası üzerine varlıklarını devam ettirememişler, Moğol boyları ile karışarak yeni kavimler meydana getirmişlerdir… Bu günkü Doğu Türkistan Türkleri, Özbekistan, Kazakistan, Kara-Kalpak halkları İdil Boyu Türkleri, kısaca Orta Asya’daki Türklerin ezici çoğunluğu, işte bu Türk-Moğol karışmasından meydana gelmiş yeni kavimlerin torunlarıdır.”(F.Sümer,1992, Oğuzlar, s:2) Kısacası Anadolu’da yaşayan Türkler ırk olarak ta saf kalmayı başarmış Oğuz-Türkmen topluluklarıdırlar.
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunların birisi de Türk ve İslâm düşmanlarının destek ve teşvikleri ile ortaya çıkarılan ve adına “Kürt meselesi” ve “Kürt sorunu” gibi adlar verilen bölücülük sorunudur. Bu sorun yeni bir sorun olmayıp, Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleri ve bu toprakları milli bir vatan haline getirdikleri yıllara kadar uzanan ve Batılıların “Şark Meselesi” dediği şimdilerde de “Büyük Orta Doğu (BOP)” dedikleri ve Türkleri Anadolu’dan çıkarmak esasına dayanan bir sorundur. Anadolu’nun Türkleşmesini ve İslâmlaşmasını ve Türklerin İslâm’ın askerliğini ve bayraktarlığını yapmasını bir türlü içlerine sindiremeyen Hıristiyanlık dünyası her fırsatta ve her türlü yolu ve fırsatı değerlendirerek bizden intikam almak peşindedirler. Aynı kaderi paylaşıp, aynı kıbleye yöneldiğimiz Zaza, Kurmanç ve Kürt gibi adlarla adlandırılan kardeşlerimiz tarih boyunca her zaman Türklük camiası içerisinde yer almış, etnik açıdan da Türk’türler.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti” denir anlayışı ile kurulmuş, Türk ve Türk milleti adı Türkiye’de yaşayan halkın ortak adı olmuştur. Anayasamıza göre de Türkiye cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan M. K. Atatürk’ün “fikir babam” dediği Ziya Gökalp milleti anlayışımızı şu şekilde açıklar:
“…Memleketimizde vaktiyle dedeleri Arnavutluk’tan yahut Arabistan’dan gelmiş milletdaşlarımız vardır. Bunlar Türk terbiyesiyle büyümüş ve Türk mefkûresine çalışmayı itiyat etmiş görürsek sair miletdaşlarımızdan hiç tefrik etmemeliyiz. Yalnız saadet zamanında değil, felâket zamanında da bizden ayrılmayanları nasıl milliyetimizden hariç telâkki edebiliriz. Hususiyle, bunlar arasında milletimize karşı büyük fedakârlıklar yapmış, Türklüğe büyük hizmetler ifa etmiş olanlar varsa, nasıl olur da bu fedakâr insanlara ‘siz Türk değilsiniz’ diyebiliriz. Filhakika, atlarda şecere aramak lâzımdır, çünkü bütün meziyetleri sevk-i tabiîye müstenit ve irsî olan hayvanlarda da ırkın büyük bir ehemmiyeti vardır. İnsanlarda ırkın içtimaî hasletlere hiçbir tesiri olmadığı için, şecere aramak doğru değildir. Bunun aksini meslek ittihaz edersek, memleketimizdeki münevverlerin ve mücahitlerin birçoğunu feda etmek iktiza edecektir. Bu hal câiz olmadığından ‘Türküm’ diyen her ferdi Türk tanımaktan, yalnız Türklüğü hıyaneti görülenler varsa, cezalandırmaktan başka çare yoktur” (Gökalp, Türkçülüğün Esasları,18-19).
Bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan halkın azınlıklar hariç neredeyse tamamına yakını da etnik açıdan Türk’tür.

Yazarın Diğer Yazıları