Muharrem Günay

TÜRKLER HAKKINDA SÖYLENMİŞ SÖZLER – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

28 Haziran 2012 Perşembe 03:00:00
  Şimdi Türkler hakkında söylenmiş yabancılara ait sözlerin birkaçını nakletmekle yetinelim:
Türkler namuslu, insanlardır. Bunun böyle olduğu birçok yabancı dost ve düşman tarafından açıkça ifade edilmiş, yabancı kaynaklarda Türkler namuslu insanlar olarak belgelenmiştir. T.H.Gatuier: “Türkler saffet ve sadelikle tanınırlar. Namuskârlıkları herkesin malumudur. Türk’ün sözü dünyanın en sağlam senet ve imzaları kadar muteberdir.” Derken Arap Mütefekkiri Cahiz de: “Türkler pek namuslu insanlardır. Ne harpte, ne sulhta hile yapmazlar, fırsattan istifadeye tenezzül etmezler, özleri ve sözleri doğrudur” demiştir. İngiliz Müellifi Th.Thornton ise Türklerin namuskarlığını şu sözlerle ifade etmiştir: “Namuskarlık Türk tüccarının belirgin özelliğidir. Hilekârlıklarına hiçbir tedbirin fayda vermediği Yahudi’den, Rum’dan, Ermeni’den Türk’ü ayırt eden bu özelliktir. Rumlarla karışık olmayan Türk köylerinde hayatın masumluğu ve geleneklerin sadeliği çok ilgi çekicidir. Hilekârlıkla dolandırıcılık oralarda tamamıyla meçhuldür”
Patrik Süryani Mikail meşhur Vakaayi’namesinde şöyle der: “Türklerin meziyetleri vardır. Hilekârlıkla, sahtekarlık bilmezler ve doğruluktan ayrılmazlar. Karı-koca ihanetinden çekinirler, onun için Türkler arasında zina ender bir şeydir.” (İsmail Hami Danişmen, Garp Menbalarına göre Eski Türk Seciye ve Ahlakı S.7)
Baltacı Mehmet Paşa Prut seferinde meşhur seyyah A.de La Matraye’nin yazdığı seyahatnamenin 258 nci sayfasında: “Hırsızlara gelince, bunlar İstanbul’da son derece nadirdir. Ben Türkiye’de takriben ondört sene kaldığım halde, bu müddet zarfında hiçbir hırsızın orada ceza gördüğünü işitmedim. Yol kesen haydutların cezası kazıktır. Ben bu memlekette geçirdiğim müddet zarfında yalnız altı haydudun kazıklandığını işittim. Onlarda bu Rum cinsindendi, diye yazılıdır.” (Danişmend; A:G:E: 9)
On sekizince yüzyıl başlarında Osmanlı ülkesini dolaşan yazar A de La Montraye, “Asya ve Afrika” adlı eserinde eski Türk seciye ve ahlakını belgeleyen açıklamalarda bulunur. Haşmetli dönemlerimizde ülkemizi dolaşan her Avrupalı gibi o da hayran kalmış, gördüklerini eserinde anlatmıştır. Aşağıda yazarın hatıralarından bir parça sunuyoruz:
“Türklerin namuskârlığını teslim etmek suretiyle kendim için vazife bildiğim hakkın yerine getirilmesinde bir an bile tereddüt edemem. Birçok tanıdıklarımın ve bilhassa daimi dalgınlığımdan dolayı herkesten fazla benim başıma gelmiş bir hal vardır. Çeşitli dükkânlardan öteberi satın alırken para vermek için boynumdan çıkardığım kesemi veya vakti anlamak için çıkardığım saatimi eşya yığınları arasında unuttuğum çok olmuştur. Bazen de vereceğim paranın iki mislini bıraktıktan sonra dükkâncının mallarını kaldırıp yanlış verdiğim parayı görmesine vakit kalmadan çekilip gittiğim olurdu. İşte bu dalgınlığıma rağmen Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek bir meteliğim kaybolmamıştır. Çünkü bu gibi durumlarda dükkâncılar peşimden adam koşturmuşlar ve hatta dalgınlığım neticesini anladıktan sonra dükkâna dönmemişsem unuttuğum şeyi iade etmek için kaldığım Beyoğlu’na kadar gönderip birçok defalar beni aramışlardır.” (Ahmet Gürkan, İslam Kültürünün Garbı Medenileştirmesi S.224)
A.L.Castellan 1811 yılında yayınladığı eserinde Türklerin dürüstlüğünü şöyle dile getirmiştir.
“Dostlarımızdan biri, içinde bin kuruş bulunan bir torba ile İstanbul’dan Beyoğlu’na dönüyordu. Tophane iskelesine çıkarken torba yırtılır, paralar dökülüp rıhtımın üzerine dağılır ve hatta bazıları yuvarlanır. Halk hemen üşüşür, herkes bulabildiği kadar toplar. Torbanın sahibi olanları büyük bir endişe ile izler; fakat her taraftan gelip paraları deniz kıyısındaki torbaya koyduklarını görünce içi rahatlar. Hatta kayıkçılar suya dalıp denize düşenleri de çıkarırlar. Avrupalı dostumuz bütün bunlara karşı cömertlik göstermek isterse de kimse bahşiş almaya yanaşmaz. Zaten o kalabalığa bahşiş yetişmez. İşte bunun üzerine hamalın biri torbayı yüklenip dostumuzun evine götürür. Zavallı adam büyük bir merak içinde parasını hemen saymış, bin kuruşun tam olarak torbada olduğunu görünce hayretler içinde kalmış. Gözlerine inanamamış ve parayı bir kere daha saymış, tek bir kuruşun bile eksik olmadığını hayretler içinde görmüş.
Halkın en yoksul tabakasında incelikle zarafetin bu derecesi acaba yalnız Türklere mi münhasırdır? Her halde şurası gerçek ki, bu durum hiç değilse büyük bir hakkaniyetle hüsn-ü niyet şuurunun Türk Milleti’ne şeref veren bir ifadesi demektir.” (Danişmend,Age,)
“Batılı seyyahlardan A.de La Montraye şöyle demektedir: “Din ayrılığından Müslümanlarla Hıristiyanlar birbirlerinden nefret ederler. Fakat bu nefret Türkiye’de hiçbir kötülüğe sebep olmaz. Çünkü Türkler kendi dinlerinden olmayan hiç kimseyi inanç ve imanından ötürü rahatsız etmezler. Eğer dini kin denilen şey bizde aynı şekilde kalsa veyahut atılgan şekiller almasaydı, Avrupa milletleri kendilerini daha mutlu sayabilirlerdi.” (Danişmend, Age,S.86)
“Fransız Generallerinden Conte de Bonneval diyor ki: “Haksızlık, faizcilik, stokçuluk, ihtikâr, hırsızlık gibi suçlar Türkler arasında bilinmez. Bu memlekette yaşayan Hıristiyanlar özellikle Rumlar öyle değillerdir. Sık sık çarpıldıkları cezalara rağmen ahlaksızlıklar içerisinde yaşarlar.” (Danişmend, Age,S.14)
“İngiltere’nin İstanbul elçilerinden James Forter de Türk köylüsünün saf ve temiz ahlakının bozanların Rumlar olduğunu şöyle açıklıyordu: “Türklerle Rumların karışık yaşadığı köylerde Rumların, Türklerin ahlakını bozduklarını, Türklerin sahtekârlığı Rumlardan öğrendiklerini, Türk aileler arasında fitne fesat tohumlarının Rumlar tarafından ekildiğini, Türkler arasındaki davalara Rumların sebep olduklarını, kadıların Rumlar tarafından rüşvete alıştırıldığını, kadının himayesini sağladıktan sonra haksızlıklarına alet ederek Rumları zengin edecek ortamı hazırladıklarını…” (Danişmend, Age,S.61) kaydederek Türkler arasında görülen bazı kötü davranışların Rumlar tarafından sokulduğunu belirtir.

Yazarın Diğer Yazıları