Muharrem Günay

TÜRKLER HOCA AHMET YESEVİ İMAM-I AZAM EBU HANEFİ VE İMAM MATURİDİ YOLUNU TAKİP ETMİŞLERDİR

Muharrem Günay

Türkler, İslamiyet’e geçtiği günden bu yana yaygın olarak İmam-ı Azam Ebu Hanefi ve İmam Maturidi yolunu takip etmişlerdir. Bilhassa Hoca Ahmet Yesevi öğretisinden yola çıkarak Anadolu’ya kadar ulaşan Türk Müslümanlığı geniş bir hoşgörü iklimi sağlamış ve birçok farklı dinden tebaasını huzur ve barış içinde uzun yıllar idare etmiştir. Yine Türklerin içinde gelişerek Hacı Bektaş-ı Veli’yle Anadolu’ya ulaşan bir tasavvufi inanç olan Alevilikte, Türkler arasında yaygın bir taraftar kitlesine sahip olmuş isminden de anlaşılacağı üzere başta Hz. Ali olmak üzere Ehl-i Beyt’e büyük saygı duymuştur. Anadolu’da birlikte yaşayan Türk boyları içinde Sünni İslam’a mensup Hanefi-Maturidilerle Ehl-i Beyt’e bağlılık duyan Aleviler birlik ve beraberlik içinde yaşamışlar, bu durumlarını iki Türk Hakanı Sultan I. Selim ve Şah İsmail’in siyasi mücadelesine kadar sürdürmüşlerdir. Şah İsmail’le beraber siyasi bir figüre dönüşen Alevilik, Anadolu’da kendine birçok taraftar edinmiş ve Anadolu’dan binlerce Türkmen bu çatışmanın bir tarafı olmak adına Teke Sancağından başlamak üzere Türkiye’nin dört bir yanından Tebriz’e doğru harekete geçmiştir. Bu şekliyle Aleviliğe ve bunu kullanan Şah İsmail’e karşı Osmanlı Devleti’nden ani bir tepki gelişmiş Alevilik ve Aleviler adına “Kızılbaşlık” adıyla çok ağır ithamlar ihtiva eden suçlamalar baş göstermiştir. Bu insanların varlığı uzun yıllardır bilinmesine rağmen bu döneme kadar böyle takibe şimdiye kadar uğramamış olmaları bunun dini değil bir siyasi tepki olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Bilhassa 1514 Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrası iki sultan arasından karşılıklı mektuplarla başlayan bu atışmalar ve propagandalar zamanla yaygınlık kazanmış ve bugünlere kadar devam eden bir AleviSünni ayrışması meydana getirmiştir. Bu siyasi kamplaşmanın meydana getirdiği ayrılık iki kesimden insanları uzun yıllar etkileyerek birçok önyargıya sebep olmuş hatta zaman zaman büyük düşmanlıklara neden olan çatışmalara yol açmıştır. Bu dönemden itibaren siyasi hasım durumuna düşen Alevi ve Sünniler bu suçlamaları her bulundukları platformda dile getirerek taraflar birbirlerini dinsizlik ve kâfirlikle suçlamıştır. Ancak yapılan araştırmalar Alevilerin, Sünni Türkleri, Şiî İranlılara tercih ettiklerini göstermiştir (Aras, 2018, s. 149,150).
Farslar Safavi Türkmenlerini Hiçbir Zaman Sevmemişlerdir.
Bu belki ilk başta çok şaşırtıcı gelebilir ancak (Fars asıllı İranlı) Şiîlerin Safevi (Türkmen)lere karşı değerlendirmeleri Sünnilerden bile daha sert olmuştur. Bilhassa o dönemle ilgili eserler meydana getiren klasik On iki İmamcı Şiî anlayışa sahip İranlıların ne derece ön yargıyla Alevilere yaklaştıkları Aleviler için söyledikleri şu sözle gayet açık şekilde kendini belli etmektedir. İran Şiîleri, Safevi Türkmenlerini “Al Şia’yı Kara Şia” yapmakla suçlamaktadırlar. Hatta bu yaygın propagandadan Şah İsmail’in oğlu Tahmasb’ın da çok etkilendiği görülmekte “Babamın kötü yolunu bıraktım” diyerek geleneksel Şia’nın Şah İsmail’e karşı yaptıkları isnatları kabul etmiş bulunmaktadır. Ayrıca dönemin Safevi kaynakları din anlayışındaki bu değişimi “İslam’ın esas kurallarının ve gerçek manasının anlaşılması” olarak değerlendirirken daha önceki uygulamaların doğru olmadığını ifade etmekte, Şah İsmail döneminin bitişini ise “zulüm ve düşmanlık binasının kökünden yıkılması” şeklinde anlatmaktadır. İranlı tarihçiler bu coğrafyada büyük bir devlet kurarak hem doğuya hem de batıya büyük tehdit oluşturan ayrıca bir muhalefet hareketi olarak doğmasına ve genelde hep o hüviyette kalmasına rağmen Şiîliğe siyasi bir kimlik kazandırarak bir devlet dini haline getiren Safevileri, “adam öldürmekten başka bir şey bilmeyen, zevk ve sefa için her şeyi yapan, cahil insanlar” olarak değerlendirmişlerdir. Devlet idaresinde “Tacik” dedikleri İranlılara ihtiyaç duyduklarını ifade etmişlerdir (Gündüz, 2013, s. 72).(Aras, 2018, s. 149,150).

Yazarın Diğer Yazıları