Muharrem Günay

TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLDUĞU SIRADA İSLÂM DÜNYASININ DURUMU (2)

Muharrem Günay

Hz. Peygamberin Emeviler ve Abbasilere Bakış Açısı:
Sevgili Peygamberimiz sağlığında iken, kimin müminlerin emiri- veya halifesi olacağına dair ne bir açıklaması ne de bir tavsiyesi vardır. Peygamber Efendimizin rahatsızlığı sırasında Ebu Bekir’i cemaatle namaz kıldırmak üzere görevlendirmiş olması dışında hilafet konusunda bir işareti de yoktur Fakat Sevgili Peygamberimizin genel olarak kendisinden sonraki zamanlar ve Müslümanların ne şekilde idare edileceği ve kendisinden sonraki halife ve idarecilerin özelliklerini açıklar mahiyette hadisleri vardır. Ebu Huzeyfe’nin naklettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz uzun bir hadislerinde; “Müslümanların önce “Nübüvvet Hilâfeti” ile idare edileceğini, daha sonra “Nübüvvet yoluna uygun” bir idarenin geleceğini, daha sonra “Azgınlar Hilâfeti” dönemi, ondan sonra “Zorbalar Hilâfeti” döneminin başlayacağını bildirmiş ve en sonunda bu makam tekrar “Nübüvvet Hilâfetine” döneceğini beyan buyurmuşlardır1996, s:244, es-Süyuti, el-Hasâisü’l-Kübra, II, s. 422’den nakil) Hz. Peygamberin, İslâm Hilâfetinin öz.” (Kitapçı, Z. ündeki bu idari değişiklikleri beyan eden daha birçok hadisleri vardır. O’nun; bu beyanlarından da anlaşıldığı gibi, “Nübüvvet Hilâfeti”nden maksat, Hz. Peygamberin, bizzat Medine’ye hicretinden sonra başlayan kendi halifeliğidir ki, bu hilâfetin en ideal dönemidir. O’nun “Nübüvvet Yoluna Uygun” hilâfet olarak adlandırdığı dönemidir ki bunlar, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin halifelik devirleridir. Nübüvvet yolu Hilâfeti’nin; Hz. Peygamber’in hilâfetini andıran, onu aratmayan bir hilâfet şekli olduğunu, bunun ise 30 sene devam edeceğini ve daha sonra hilâfetin Bundan O’nun maksadının, Emevi devri (661-750) ve halifeleri olduğunda kimsenin şüphesi olmamalıdır. Nitekim Hz. Muaviye’de hadisi bu manada yorumlamış ve “Biz mülk ve saltanata çoktan razı olduk” demiştir. (Kitapçı, Z. 1996, s:244, es-Süyuti’den nakil)
Azgınlar ve Zorbalar Hilâfeti
Hz. Peygamber bu ve buna benzer hadislerinde, bu “Azgınlar Hilâfeti”nden sonra ise “Zorbalar Hilâfeti”nin başlayacağını beyan buyurmuşlardır ki, bundan da “Abbasiler” devri (750-1258) ve halifelerini kastetmiş olduğu da muhakkaktır. Hz. Peygamberin, ne Emeviler ve ne de Abbâsilere bakışı hiçte olumlu değildir. Hz. Peygamber, onların, bir kısım “azgın” ve “zorba” kimseler olduğunu beyan etmiştir ki daha sonra cereyan eden olaylar, yüce İslâm Peygamberini yerden göğe kadar haklı çıkarmıştır. Nitekim Emevilerden, Hz. Muaviye ve Ömer b. Abdülaziz gibi birkaç halife müstesnâ, diğer halifelerin yaşayışları tam anlamı ile ahlaki bir düşüklüktür. Kadın içki, gece âlemleri, aşırı şehvet, onların hayatının ana ekseni olmuştur ( Z. Kitapçı, 1996. s:245). Emevi halifelerinden İkinci Velit bir gün fala bakmak için Kur’an-ı açmış. “Her inatçı cabbar ve zalim hüsrana uğrayacaktır” mealindeki ayeti okuyunca Kur’an-ı duvara asmış, üzerine parçalayıncaya kadar ok atmış ve: “Her inatçı cebbarı tehdit mi ediyorsun? İşte ben o inatçı cebbarlardan biriyim. Mahşer günü Rabbına kavuştuğun zaman Velid beni parçaladı diye istediğin kadar şikâyet et!” demiştir (Kutay, C. 1970, s.13)
Abbâsilere gelince; Hz. Peygamberin dilinde bir nevi “zorbalar” olarak tavsif edilen Abbâsi halifeleri, birçok yönlerden hiçte Emevilerden farklı değildir. Onlar da; Ehl-i Beyt ve Evlâd-ı Rasûle yaptıkları ağır baskılar yönünden Emevilerden hiçte geri kalmadıkları gibi, Kur’an-ı Kerim’in, Ehl-i Sünnet âlimlerinin aksine “mahlûk” olduğu yolundaki “Mu’tezile” görüşünü, resmi bir devlet politikası ve ideolojisi haline getirmişler ve bunu kabul etmeyen devrin şahsiyetli âlimleri, başta Ahmed b. Hanbel ve İmamı Âzam olmak üzere herkesi kırbaç altında ve hapishanelerde çürütmüşlerdir (Kitapçı, Z. 1996 s:245). Daha sonra İslâm Hilafetinin tekrar “Nübüvvet Hilafeti”ne yani bizzat idarenin Sevgili Peygamberimiz zamanındaki gibi idare şekline döneceğine dair ifadelerden kasıt ise Hilafetin Osmanlılara geçeceğidir. Nübüvvet Hilafeti’ne dönüşten bir başka kasıt ise, âhir zamanda İslâm Dünyası’nın bir araya gelerek İslâm Birliği’nin kurulacak olamsıdır. Bu konuda el-Mâverdi şöyle diyor: “Osmanlı Sultanları, onların dini yaşayışları, iman ve inançları, Allah ve Peygamber sevgileri, özellikle Sünniliği bir devlet politikası haline getirmeleri, cesaret, yiğitlik ve kahramanlıkta asla rakip kabul etmemeleri, at üstünde elde kılıç, dilde Kur’an, yaz-kış demeden gaza ve cihat meydanlarında koşmaları, İslâm hilafetinin ana hedefleri ve bir halifede olması gereken temel vasıfları oluşturmaktadır” (Kitapçı, Z. 1996, s:245). Sevgili Peygamberimizin Osmanlı Hilafetini kendi zamanıyla eşdeğerde tutması, Türklerin İslâmiyet’e ve Ehl-i Sünnet akidesine olan bağlılıkları ve hizmetleri açısından çok önemlidir ve bizim için gurur vesilesidir.

Yazarın Diğer Yazıları