Muharrem Günay

TÜRKLER'İN TARİHİ HZ. NÛH ALEYHİSSELAM'IN OĞLU YÂFES'LE BAŞLAMAKTADIR

Muharrem Günay

Oğuz destanına göre Türkler’in tarihi Nûh peygamberin oğlu Yâfes’le başlamaktadır. Yâfes babası Nuh aleyhiselam tarafından Türkistan’a gönderilmiş, dolayısıyla Türkler de Yâfes’in soyundan gelmiştir. Yâfes, Türkler arasında Olcay Han lakabıyla bilinmektedir. Olcay Han soyundan gelen Kara Han, Oğuz’un babasıdır.
Oğuz destanlarının zamanımıza kadar gelen en eski varyantı, yaklaşık XIII. yüzyılın sonları ile XIV. yüzyılın başlarında Turfan’da asıl nüshadan Uygur alfabesiyle yazıya geçirilmiş Oğuz Kağan destanıdır. Anlaşıldığına göre bu Oğuznâme, Oğuzlar’ın cihan devleti kurma ülküleriyle boy sisteminin oluşması hakkında tarihî-mitolojik hikâyelerin destan varyantıdır. İkinci varyant ise Reşîdüddin’in Câmiʿu’t-tevârîḫ adlı eserinde bulunan Farsça “Oġuznâme”dir. Söz konusu varyant Oğuz destanlarının ilk İslâmî varyantı olarak bilinir. Bu Oğuznâme’yi Zeki Velidi Togan Türkiye Türkçesi’ne aktarmıştır. Farsça Oğuz destanına göre Türklerin tarihi Nûh peygamberin oğlu Yâfes’le başlamaktadır. Yâfes babası tarafından Türkistan’a gönderilmiş, dolayısıyla Türkler de Yâfes’in soyundan gelmiştir. Yâfes, Türkler arasında Olcay Han lakabıyla bilinmektedir. Olcay Han soyundan gelen Kara Han, Oğuz’un babasıdır. Oğuz Han Müslüman olarak dünyaya gelir. Doğar doğmaz annesine Tanrı’ya inandığı ve Müslüman olduğu takdirde sütünü emeceğini söyler. Büyüdüğünde de ilk mücadelesini Müslümanlığı kabul etmeyen babası, amcası, hısım ve akrabasıyla yapar. İlk defa Reşîdüddin’de geçen bu varyant, Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime’siyle Mûnis’in yarım bırakıp daha sonra yeğeni Âgehî’nin tamamladığı Firdevsü’l-ikbâl adlı eserinde de geçmektedir (Bayat, 2016, s.375-376).
Oğuz Kağan, hâkimiyetin sembolü olarak altın evini kurar, altın evin kurulmasından sonra Kızılelma’ya ulaşmak üzere seferlere çıkar. Bunlardan ilki Hint seferidir. Hint ve Çin ülkelerini topraklarına katan Oğuz Han’ın elde etmek istediği Pekin Kızılelması’dır. “Burada dikkate değer olan Çin’in “Kızılelma” olarak telakki edilmesidir “(Karatay, 10). Tarihçiler Çin’in (Pekin) Kızılelma olarak telâkki edildiği konusunda ittifak etmişlerdir. Karanlıklar ülkesi, Çin ve Hint ile bütün Orta Doğu ve Kafkasları birleştiren ve bütün dünyayı fethederek Kızılelma’ya ulaşan Oğuz’dan sonra Hunları tarih sahnesine çıkarlar. Ardından Gök Türkler, Uygurlar, Karahanlılar, Selçuklular sıra ile tarih sahnesinde boy gösterirler. Abdalan-ı Rum, alperen Şeyh Edebali ve onun damatları Osman Gazi ile Tursun Fakı… Oğuz’un Anadolu’daki Korkut Atasıdır. Osman Gazi’ye Selçuklunun bittiğini belirtir ve “Ona sultanlık veren Allah bana hanlık verdi. Eğer minneti şu sancak ise ben kendi sancağımı götürüp uğraştım. Eğer o, ben Al-i Selçukum derse ben de Gök Alp (Oğuz Han soyundanım) oğluyum” dedirtir. Osman Gazi oğlu Orhan Gazi‘ye, “Bizim mesleğimiz Allah yolu ve maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir“ der. İşte Osmanlı Türk Devleti bu düşünceler ve idealler üzerine kurulduktan sonra Kızılelma denilen büyük idealde açılım kazanır. Osmanlının ilk Kızılelma’sı, Anadolu’da beylikler dönemine son verip Türk birliğini sağlamak olmuştur. Bunun için çeşitli mücadelelere girişen Osmanlılar, kardeş katline kadar varan büyük fedakârlıklar göstermekten çekinmezler. Gerek iç mücadeleler, gerek Moğol istilası bir yandan sıkıntıları getirirken, bir yandan da büyük ideallerin gerçekleşmesi için dinamik bir güç oluşturur. Sadece Türk milleti için değil, dünyadaki bütün milletler için kavşak noktası olarak bilinen ve kendine mahsus özelliklere sahip olan İstanbul, Osmanlının büyük Kızılelma’sı olarak görülür. Hakkında çeşitli rivayetlerin dilden dile dolaştığı İstanbul, Fatih Sultan Mehmet’in dâhiyane idare ve olağanüstü iradesiyle Türklerin hâkimiyetine girer. Hz. Muhammed’in; “İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden Başbuğ-Emir ne güzel Başbuğ-Emir ve onun askerlerine ne güzel askerlerdir” hadisi ile müjdelenen ideal, hayata geçirilir. İstanbul’un fethine kadar anlatılan, ancak İstanbul’un fethi ile olgunlaşan Kızılelma, Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesinin bir ifadesi olarak hayata geçmiştir.
Evliya Çelebi, Hz. Muhammed’in doğumunda Ateşgedelerin binlerce yıldır hiç sönmeyen ateşinin sönmesi ve Kisra’nın sarayının yıkılması gibi harikulâde hadiseleri anlatırken Ayasofya kubbesiyle birlikte İstanbul Kızılelması’nın düştüğünü anlatmaktadır. İstanbul’un fethinden sonra Türk milleti için Kızılelma Roma’ya, St. Pierre’nin kubbesine taşınır. Burası Katolik dünyasının kalbidir. Türklerin hedefi artık Roma’dır. Zira Fatih döneminde yapılan Otranto (İtalya) seferinin sebebi de budur. Roma Kızılelması’nın düşürülmesidir. Atilla’dan sonra Roma’yı düşürmek Osmanlı Türklerinin büyük hedefleri arasındadır. Bir efsane Kızılelma’nın Roma’ya taşındığını anlatır ve Türk’ü Roma’ya koşturur. Efsaneye göre, Kızılelma, Dağıstan’dan I. Anuşirvan tarafından İran hazinesine konulmuş, oradan da Roma’ya kaçırılmıştır. Bu anlatım tarihî kaynaklarda yer almaktadır. Bundan başka çeşitli mektup örnekleri, elden ele dolaşarak Türkleri Kızılelma’ya (Roma) davet eder. Bir başka Kızılelma ise Macaristan’dır.

Yazarın Diğer Yazıları