Muharrem Günay

TÜRKMEN KİTLESİNİN DIŞLANMASI VE DEVLETİN BU YÜZDEN YIKILIŞI

Muharrem Günay

Devletin asıl kurucu olan Türkmenlerin devlet yönetiminde dışlanması Melikşah döneminde de devam etmiştir.
Melikşah devrinde devlet hizmetindeki Türkmen beyleri ancak birkaç kişi olup, bunlara da mühim mevkiler verilmiyordu. Bu beylerin en tanınmışları da asil bir aileden gelen ve aynı zamanda dirayetli bir kumandan olan Artuk Beğ ile Çubuk ve Antakya hâkimi Alp oğlu Yağı Sıyan idiler. Fakat bunlardan Artuk Beğ’e de hizmeti ve değeri ile mütenasip bir mevki verilmemiş ve neticede bu bey, Melikşah’ın hizmetinden ayrılarak Suriye meliki Tutuş’un emrine girmiş ve son günlerini Kudüs valisi olarak geçirmiştir (Sümer,1992, s. 97-98)
Türkmen kitlesinin devlet tarafından dışlanmasının sebebi olarak, onların sert ve haşin tabiatlı insanlar olması gösterilse de asıl sebep, Türkmen kitlesinin Türk töresine aykırı hareket edilmesine asla razı olmayışları ve müsamaha göstermemeleridir. Nitekim Türk devlet felsefesinde, töreye aykırı hareket eden hakanlara isyan meşru olarak kabul edilirdi. Töreye göre devletin önemli makamlarına devletin asıl sahibi ve kurucu unsuru Oğuz-Türkmen kitlesi dururken yabancıların getirilmesi uygun değildi. Bu bakımdan Türkmen kitlesine haksızlık yapıldığını kabul etmek gerekir. Zaten bu haksızlık gerek Selçuklunun gerekse Osmanlının sonunu hazırlayan nedenlerin başında yer almıştır.
Doğudan Karahitayların ve Karlukların baskısı üzerine Belh civarına yerleşen ve kendi beyleri tarafından Sultan Sancar’a bağlı olarak idare edilen Türkmenler sultana yılda 24 bin koyun vergi ödüyorlardı. Oğuzların Belh’e doğru yayılmaya ve genişlemeye başlamaları üzerine Belh valisi Kumaç bunları disipline almak maksadıyla üzerlerine şahne tayin edildi. Fakat Oğuzlar doğrudan doğruya Sultana tabi olduklarını ileri sürerek onun idaresini kabul etmediler. Kumanç bir ordu ile üzerlerine yürüyünce Oğuz Beyleri sultanın hazinesine, her hâne başına 200 dirhem (hane ile oymak kastedilmeli) vererek otlaklarında eskisi gibi yaşamalarını teklif ettiler. Kumaç kabul etmeyince 1153’te vuku bulan savaşta Oğuzlar galip geldi, çok kimse öldürdüler ve esir aldılar (Turan,1993, s:247).
Kumaç’ın mağlubiyeti haberi Merv’e ulaşınca, Sultan Sancar büyük bir ordu ile Oğuzlar üzerine yürüdü. Bu durum üzerine büyük bir kaygıya kapılan Oğuzlar Sultan Sancar’a elçiler göndererek:
“-Biz Sultan’a daima sadık kullarız. Kumaç ocağımıza kastetti, onunla çoluk çocuğumuz için zaruri olarak savaştık. Bununla beraber 100 bin dinar ile 100 Türk delikanlısı verelim, Sultan bizi bağışlasın…” Sancar bazı emirlerin tesiri altında kalıp Oğuzların bu ricasını yerine getirmedi. Hatta onlar yaklaştığında Oğuzlar, kadın ve çocuklarını önlerine katıp af dilediler ve daha önceki tekliflerine ilave olarak, her evden yedi batman gümüş vermeyi taahhüt ettiler ise de Sancar, yine emirlerin ısrarı ile bu teklifi reddetti. Sancar ne yapmak istiyordu? Kendi öz kavmini yok etmek onların servetlerini kız ve oğlanlarını ele geçirmek mi? Hâlbuki bir yıl önce ülkesine tecavüzde bulunup yağmalayan ve Kumaç’ı yenen Gor hükümdarı Alâed-din Cihansuz’u tutsak aldığında hil’atler giydirip ülkesine göndermişti (Sümer, 1992, s:105).
Sultan Sancar’ı hiç şüphesiz kandıran ve kendi öz kavmini kırmaya, yok etmeye sevk eden emirler Türk olmayan Farisi (İranlı) memlûk emirler ve idarecilerdi. Sultan Sancar, bu emirlerin dediğini yapmakla hem kendi sonunu hem de devletin sonunu hazırladığının farkında bile değildi. Oğuzların yalvarmalarına, yakarmalarına Sultan Sancar aldırmadı. Bunun üzerine Oğuzlardaki saygının, korkunun yerini kin ve öfke aldı. Oğuzlar silahlandılar ve savaşa hazırlandılar. Savaşmaktan başka çareleri de zaten kalmamıştı.
Neticede 1153 yılında “Oğuzlar dar bir vadiye sıkışan Sultan’ın ordusunu bozguna uğrattılar. Çok emir ve asker öldürüp Sancar’ı esir aldılar. Bununla beraber kendi soydaşları bu koca Sultana sadece tâzim gösterip tahta çıkardılar ve önünde yer öptüler. Esir sultanı beraberlerinde götürerek ve onun nâmına hareket ederek çok fenalıklar yaptılar. Çağrı Beğ zamanından beri hazinelerle dolu olan Merv başta olmak üzere birçok Horasan şehirlerini işgal ve yağma ettiler…”(Turan, 1993,s:247).
Sultan Sancar, Oğuzların elinde üç yıl boyunca esir ve kukla bir sultan olarak kaldı. 1156 yılında Oğuzların elinden kaçan Sultan’ı dağılmış, parçalanmış ve hazineleri boşalmış bir devlet bekliyordu. Sultan Sancar, devleti derleme, toparlama fırsatı bulamadan 1157 yılında 72 yaşında ölürken Büyük Selçuklu Devleti de tarihe karışmış oldu (Turan. 1993, s:248).
Böylece kendi öz kavmine karşı soğuk davranmaları ve yabancıların tesiri altında kalmaları yüzünden, Türk-İslâm medeniyetine eşsiz hizmetler yapan Selçuklular tarih sahnesinden çekilerken yerini bir başka Türk devleti Anadolu Selçukluları alıyordu.
Selçuklu devletinin yıkılmasına neden olan, devletin kurucusu, asıl ve temel unsuru olan Türklerin yönetimde ihmal edilmesi, Osmanlıların yıkılışına neden olan sebeplerin başında yer alır. Bu gün de Türkiye Cumhuriyetinde aynı sıkıntı yaşanmaktadır. Bir ABD Dış işleri bakanının, “Türkiye, yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar, önemli bir ülkedir” sözünü unutmadan, Türkiye’yi kafası ve gönlü ile Türklüğe bağlı olanların ve kendini Türk bilenlerin yönetmesine ve millî ve mâli egemenliğimizin milletimizin elinde olmasına çok dikkat etmeliyiz.

Yazarın Diğer Yazıları