Parry’nin Şah İsmail hakkında yazdıkları çok önemlidir:
“Şah İsmail’in kurduğu Safevi devletinin askerî gücü, öncelikle, uzun süre Anadolu’da yaşamış Türkmen aşiretlerinin savaşçılarına dayanıyordu. Bu savaşçılar İran’a geldiklerinde de aşiret kimliklerini korudular, aşiretlerinin reisleri Şah’ın eyalet valileri oldular; gençleri Şah’ın ordusunun esas kitlesini oluşturdular.” (V.J. Parry, “Warfare”, The Cambridge History of İslam, vol 2B, sf. 838’den nakil, Kırkıncı, Niçin İran Seferi, /http://www.mehmedkirkinci.com/index.php?s=article&aid=377)
Şah İsmail Şeyh Cüneyt ve babası Şeyh Haydar’dan devraldığı Safevi tarikatını siyasi çıkar ve dünyevî menfaat için bir milis teşkilatı gibi kullanmış ve Doğu’da Sünni Özbekleri yenerek Ceyhun’a, Batı’da ise Diyarbakır’ı alarak Fırat’a dayanmıştı. Bu hâliyle kendisinde Osmanlı padişahıyla boy ölçüşecek kudret görüyordu. Şah İsmail’in on dört senede mağlup ettiği hükümdarların sayısı on dördü buluyordu.
Prof. Metin Kunt şöyle der:
“Safevi devleti, Osmanlı’dan fazla olarak, belli bir bölgenin imparatorluğu değildi; (kendi sınırları dışında) Akkoyunlu ülkesindeki etnik kardeşleri olan Türkmenleri cezp ettiği gibi, Anadolu’daki Osmanlı Oğuz – Türkmenlerine de cazip geliyordu. Karizmatik Şah İsmail’in bu mehdici (mesyanik) hareketi, Osmanlı devletini Anadolu’dan Avrupa’ya itmek ve böylece Ege denizinden Orta Asya’ya kadar geniş bir Türkmen imparatorluğu kurmak gibi bir tehdit oluşturuyordu.” (Metin Kunt, “State and Sultan up to the age of Süleyman”, Süleyman The Mangnificent and His Age, sf. 22’den nakil, Kırkıncı, 2010, Niçin İran Seferi)
Akkoyunlu devletini yıkarak Şia Mezhebinde (İsnâ-Aşeriye-On iki İmam) şeyhlikten şahlığa geçmek suretiyle, büyük ceddi Şeyh Safiyüddin Erdebili’ye izafeten 1502’de Safeviye devletini kurmuş olan Şah İsmail asırlardan beri Anadolu’da yaşayan Kızılbaşlara “Dâi” veya “Hâlife” adında propagandacılar göndererek, onları da kendi nüfuzu altına sokmağa çalışmıştır. Bir Türkmen hükümdarı ve sufi tarikat şeyhi olan Şah İsmail, siyasi bir yeteneğe sahip olduğundan, özellikle göçer Türkmen aşiretlerini Osmanlı’ya karşı isyana teşvik ediyordu.
Anadolu Selçukluları zamanında da Orta Anadolu’nun Sivas, Amasya, Tokat, Çorum ve Malatya civarlarında Baba İshak’ın önderliğindeki Kızılbaş ayaklanmaları olmuş, daha sonra da Batı Anadolu’da, Rumeli’de ve Balkanlar’da Samavna (Simavna) kadısının oğlu Bedreddin Mahmud’un tertip ettiği alevi ayaklanmalarında birçok kanlı olaylar cereyan etmişti.
Şah İsmail’in hâlifelerinden Nur Hâlife Orta Anadolu’da müritleri vasıtasıyla çalışıyor, Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum’daki Alevileri Şah adına birliğe davet ediyordu. Bu bakımdan Şah İsmail, Osmanlı devleti, hususen Ehl-i sünnet Mezhep için Doğu’daki en büyük tehlike idi. Şah İsmail yazdığı Türkçe şiirlerle Anadolu’nun içlerine kadar yerleştirdiği adamları vasıtasıyla kısa zamanda halkın, devlet idarecilerinin ve ordu komutanlarının içlerine fitne ve fesat sokuyordu. Bu yüzden memleketin muhtelif yerlerinde zaman zaman ayaklanmalar oluyordu. Aynı suretle Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın halifelerinden olan Anadolu Alevilerinden Hasan hâlife oğlu Şah Kulu da Antalya ve havalisinde Şah adına çalışmaya başlamış adamları vasıtasıyla bu faaliyetlerini Rumeli’ye kadar götürmüştü. Bunların dışında da Şah İsmail’in değişik kıyafetlerde Anadolu’ya göndermiş olduğu şeyhler vasıtasıyla Şia Mezhep yayılıyordu.