Tarihi kaynaklar Yavuz’un bir ilahi rüya ile Haremeyn’in hizmetine, Hz. Muhammed tarafından davet edildiğini nakleder. (Eski Türk devlet ve hâkimiyet anlayışı burada da göze çarpmaktadır.) Devrin Şeyhu’l- İslam’ı ve ünlü tarihçisi Hoca Sadettin Efendi bu ilahi rüyayı padişahın çok yakın adamlarından birisi olan Hasan Can’dan dinlemiş ve olduğu gibi kitabına nakletmiştir.(geniş bilgi için bak: Hoca Sadettin Efendi, 1979, c, 4,s.128)
Hoca Sadettin Efendinin nakline göre rüyayı gören Kapu Ağası Hasan Ağadır. Hasan Ağa’ rüyasını şöyle anlatır:
“Ben gece gördüm ki, bu eşiğine oturduğumuz kapıyı hızlı hızlı çaldılar. Ne haber var deyu ileru vardım. Gördüm ki kapı biraz aralanmış, ol denlü ki taşrası görülür ama âdem sığmaz. Baktım gördüm ki, daş harem teylasanlı Arap simasında nur yüzlü kişilerle dolu. Elleri bayraklı silah ve gereçleriyle hazır olup dururlar. Kapu dibinde de dört nur yüzlü kimse durur. Ellerinde birer sancak var. Kapuyu çalanın elinde padişahın ak sancağı. Bana eydir ki, bilürmisin neye gelmişiz? Ben de buyurun dirim. Didi ki ol gördüğün kişiler Rasulüllah’ın ashabıdır. Allah’ın selamı ve duaları ana olsun bizi Rasulüllah hazretleri gönderip Selim Han’a selam itti ve buyurdu ki kalkup gelsün ki Haremeyn’in hizmeti ana buyruldu ve bu dört kimesne ki görürsün. Bu Sıddik-i azam, bu Ömer’i Farık, bu Osman-ı Zi’n-nureyn’ dir. Ben ki, senin ile konuşan Ali’yübni Ebi Talib’im. Var Selim Han’a söyle didi…”
Hoca Sadettin Efendi’nin nakline göre aynı rüyayı Yavuz da görmüştür. Yavuz’un isteği üzerine Hasan Ağa rüyayı aynen anlatır: “Anlattıkça mübarek yüzü kızarmağa başladı, vararak mübarek gözlerine yaş geldi. Tamamlayınca buyurdular ki, o zavallının safayı meşrebi varmış. Sen anı bize öğdükce, sen hemen bir kimseyi ibadet eder görsen ermiş sanırsın deyi seni alaya alur idik… Ve didiler ki biz sana dimezmiyiz ki, biz bir yöne memur olmadan hareket etmemişiz. Baba ve atalarımız ermişlikten el almış idiler. Kerametleri vardır. İçlerinde heman biz onlara benzemedik, deyu nefsini bastırmak dileğinde bulundular. (ayını eser 128 ve devamı)
İşte İbni Kemal’in fetvasından ve bu hikmet dolu rüyadan sonra, bu sefere Allah tarafından memur edildiğine inanan Yavuz, 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’ta, 26 Ağustos 1517’de Ridaniye’de Memlükleri mağlup etti ve Mısır’ı aldı.
Bu rüyadan başka 1516’da (Hz. Peygamberin neslinde gelen) Mekke ve Medine seyitlerinin Selim’e bir heyet gönderdiklerini, fakat Memlûklerin bu heyeti gitmeye bırakmadıklarını biliyoruz. Selim, sefer açmadan Çerkez aslından olan Memlûkleri hedef tutacak, Arapları onların zulmünden kurtarmak istediğini ilan edecektir. Özetle her şey Arap dünyasını, Osmanlı idaresine kabule hazırlamış bulunuyordu.
24 Ağustos 1516’da Mercidabık’ta Memlük ordusunu yenen Yavuz, 29 Ağustos 1516 günü Halep Camii Kebirinde hilafeti devir almış ve ilk defa aynı gün Cuma Hutbesinde “İslam Halifesi” olarak ilan edilmiş ve adına hutbe okunmuştur. Yavuz hilafetin devri sırasında hatibin hutbede adını “Hakimu’l Haremeyn” (Haremeynin hâkimi) sıfatıyla okumasına müsaade etmemiş ve hatip efendiden “Hadimu’l Haremeyn eş şerifeyn” (haremeynin hadimi-hizmetçisi) şeklinde kendisine hitap edilmesini istemiştir. O tarihten sonra bütün Osmanlı Türk halifeleri bu unvanla anılmışlardır. Burada da Osmanlı Türk Sultanlarının “Halka ve dine hizmet duyguları” açık bir şekilde kendini göstermektedir.