Muharrem Günay

YAVUZ SULTAN SELİM SEFERE ÇIKMASI

Muharrem Günay

Yavuz Sultan Selim sefere çıkmadan önce, Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesini ziyaret eder, muzafferiyet için barigâh-ı izzete el açar ve O’ndan inayet için niyazda bulunur. Daha sonra fakir ve fukaraya bol miktarda sadaka dağıtır, 20 Nisan 1514’de yanında vezirleri, maiyeti, şairler, âlimler olduğu hâlde büyük bir merasimle yüz kırk bin kişilik ordu ile çileli ve meşakkatli bir sefere çıkar.
“Şark ve Garp dünyasında yaşayan insanlar havada bir başkalık sezdiler, gökyüzünün derinlikleri sanki bir sırrı fâş etmeye hazırlanıyordu. Eflakte yeryüzünde tezahür edecek mühim bir hadise için hazırlık yapılıyor gibi idi. Lahûti âlemde bu hazırlığa işaret eden kanat sesleri önce bu âleme aşina kulaklarda akisler uyandırdı. Sonra bu akisler giderek güçlendi ve hemen hemen herkes bu ihtiyar dünyanın yeni bir tecelliye sahne olacağını hissetmeye başladı. Lakin bu yeni tecellinin ne istikamette olacağı meçhul idi, bu hâl semavat âlemine ait bir sır olarak beşere kapalı idi…”
“Âlem-i melekûtta İsrafil (a.s) suru ile tebliğ eyledi, ‘Ey ihtiyar dünya! Bekle vaktini ki tez bir zaman içinde Hakk’tan nizam-ı âlemi temine bir er gelecektir.’ dedi. Bu sur-i İsrafil ile bazıları için kıyamet kopacak ve ölüm mukadder olacaktı, ancak bazıları için ise bu sur yeni bir başlangıcın, güçlü bir dirilişin müjdecisi idi.” (Ökten, 2020, s.89).
Erzincan ovasında konaklayan asker aç, susuz ve yorgun bir vaziyettedir. Vüzera, Ordunun geri dönmesini söylemesi için Yavuz Sultan Selim’e Hemdem Paşa’yı gönderirler. Yavuz Sultan Selim’in çocukluk arkadaşı ve mutemet adamlarından biri olan Hemdem Paşa, Şehzâde Ahmed vak’asında pâdişaha sâdıkane hizmet etmiş ve şehzâdenin yaptıklarından Sultan Selim’i haberdar etmiş olduğundan, onun teveccühüne mazhar olmuştu. Padişahın huzuruna girip askerin geri dönmesini söyleyen Hemdem Paşa’ya hitaben Yavuz Sultan Selim Han şöyle der:
“Şah İsmail’i öldürüp, milleti onun fesat ve fitnesinden muhafaza edeceğiz. Hakiki Osmanlı kalbinin neler yapmaya muktedir olduğunu ona göstereceğiz. Bugünkü Osmanlı askerleri Kosova ve Niğbolu meydan muharebelerini kazanan ve İstanbul hisarları önünde yaralanıp şehit düşen Osmanlı mücahitlerinin oğullarıdır. Onlar kahraman oğlu kahramanlardır. İhtimaldir ki siz onların kalbine türlü türlü fitneler soktunuz. Fakat benim ağzımdan işitecekleri bir iki söz, onların kalbindeki fitneyi giderir. Onlar benimle beraber ölüme bile koşarlar. Anlıyor musun Hemdem?”
Hemdem Paşa’nın, “Padişahım evdeki hesap pazara uymaz.” demesi üzerine, son derece hiddetlenen Yavuz Selim şöyle der:
“Hemdem, Hemdem! Sende bir yeniçeri askeri kadar akıl ve dirayet yok. Sen bu ovalarda sürüklenmeye sebep olan maksadı ya anlamıyorsun ya da anlamak istemiyorsun. Yazık senin şanına. Demek ki bu millet seni bu ana kadar beyhude beslemiş. Sana bu rütbeyi nahak yere vermiş. Sözlerin gelişinden öyle anlaşılıyor ki, senin kalbinde vatan ve millet muhabbetinden bir eser kalmamış. Fikrin pek fena zehirlenmiş. Keşke fikrin gibi vücudun da zehirlenseydi de kahrolup gitseydin. Millet de senden kurtulsaydı. Hey gidi vezir hey!” der sonra ayağını yere vurarak: “Ölüm var dönmek yok, defol karşımdan.” der ve Hemdem Paşa’yı huzurundan kovar.
Dışarı çıkan Hemdem Paşa az sonra telaşlı bir şekilde tekrar içeri girer ve askerlerin isyan ettiğini, geri dönmekten başka bir çarenin olmadığını, Yavuz’un hayatının da ancak geri dönmekle kurtulabileceğini söyler.
Hiddetinden âdeta çılgına dönen Sultan Selim Han, Hemdem Paşa’ya.
“Hain herif! Sen beni de kendin gibi korkak mı zannediyorsun? Beni de iki günlük hayatımın ifnasıyla korkutacağını mı sanıyorsun? Ben ancak vicdanımın huzursuz olmasından korkarım. Senin gibi düşünen bazı hain yeniçeriler belki beni öldürebilirler, lakin vicdanımı asla öldüremezler. Ben ölümü cana minnet bilmeseydim İstanbul’dan kalkıp ta buralara kadar gelir miydim? Sen yeniçerileri isyandan men edecek yerde âdeta onlarla beraber hareket ediyor, hatta onları isyana teşvik ediyorsun. Adalet-i beşeriyeden korkmuyorsan bari irtikâp ettiğin bu suçtan mahşer gününde Allah’ın huzurunda sual olunacağını düşün ve ondan kork. Belli ki, senin gibi fesat ve fitne birinin vücudu ortadan kalkmadan bu millet bu büyük fitne ve beladan kurtulamayacak.” der ve hemen kapının dışında duran kapıkulu askerini çağırır ve “Götürün bunu ve hemen cezasını verin.” diye emreder ve tekrar Hemdem Paşa’ya dönerek şöyle der:
“Sen de git kendi elinle boynunu cellada teslim et. Belki bu suretle Allah’ın huzurunda bir parça mesul olmaktan kurtulursun.”

Yazarın Diğer Yazıları