Muharrem Günay

YAVUZ SULTAN SELİM'İN İRAN SEFERİ İÇİN DİVAN ÜYELERİ İLE İSTİŞARE ETMESİ (1)

Muharrem Günay

Fevkalade mahir ve kâmil bir idareci olan Yavuz Sultan Selim Han, seferlere çıkarken hiçbir zaman kendi başına hareket etmemiş, başta Şeyhülislam olmak üzere diğer ulema ile her zaman istişare edip onların düşüncesini aldıktan sonra hareket etmiştir.
Yavuz Selim, milletin ve memleketin geleceği açısından hayati önem taşıyan İran seferini, memleketin Şah İsmail’in fitnesinden kurtarılması hususunu etraflıca tahlil etmek için başta Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi olmak üzere, vezirlerden ve defterdarlarından oluşan heyetle müşavere etmeğe karar verir. Bunun için de vezirlerine derhâl divanın toplanması emrini verir.
Yavuz Selim o anda yanında bulunan hocası Hilmi Efendi’ye şöyle der: “Muhterem Hocam, ben milletin padişahı olmam itibariyle hemen İran üzerine yürümeye karar verdim. Bu konuda ulemanın ve vezirlerimin de fikrini almak istiyorum.” der ve hocasının bu konudaki düşüncesini sorar. Hilmi Efendi de “Elbette ki, böyle hayatî meselelerde vüzeranın fikirlerini alman yerinde ve elzemdir.” der ve istişarenin Hz. Peygamber (sav.) Efendimizin de ehemmiyetli bir sünneti olduğunu hatırlatır.
Evet,
“İş hususunda onlarla müşavere et.” ( Âl-i İmrân Suresi, 3/159.) ayetini kendisine rehber edinen O Sultan-ı Levlak olan Allah Resulü (sav.) Bedir Savaşında Mekke müşriklerinin savaş için geldiğini haber alınca bu konuda ne gibi tedbirler alınacağı hususunda Ensar’la müşavere etmiş, muharebeden sonra da Bedir esirleri konusunda onlarla istişare etmiştir. Yine Uhud ve Hendek Gazvelerinde, Hudeybiye’de, Taif Seferinde, ezan konusunda ve daha birçok meselede ashabıyla istişare etmiştir. Akıl ve zekâ yönüyle insanların en mükemmeli olan Hz. Peygamber (sav.) istişareye bu kadar ehemmiyet verirse, elbette hiçbir insan bundan müstağni kalamaz.
Divan üyelerinin toplanmasını bekleyen Sultan Selim, zaman zaman karşısında tefekküre daldığı duvardaki umumi haritanın yine karşısına geçer; bir avuç toprağı için çarpan haris yürekleri, dökülen kanları, parıldayan silahları, at kişnemelerini ve savaş naralarıyla inleyen ovaları tahayyül eder ve şöyle der:
“Eğer hepsi bundan ibaret ise, bu dünya bir padişaha çok; iki padişaha da azdır.” Yavuz’un bu sözüne tebessüm eden hocası latifeli bir şekilde şu ibretli dersi verir:
“Dünyaya hükmetmeyi az gören nice padişahların, nice Süleymanların (a.s.) ve nice İskenderlerin şimdi bir avuç toprağın koynunda ebedî uykusuna yattıklarını da düşünmek lazımdır, Şah’ım.” Sultan Selim hocasının bu sözünü tasdik eder ve meseleyi müdrik olduğunu şu veciz beyanıyla ifade eder:
“ Evet, evet. Bu topraktan yaratıldık, yine bu müşfik toprağın koynuna gireceğiz.”
Yavuz Selim Han, İran seferini görüşmek için toplanan heyete şöyle hitap eder:
“On beş yıldan beri devam eden ve günden güne de artan Şah İsmail’in önderliğindeki o büyük tehlike devam etmektedir. Eğer tedbir alınmazsa bu durum memleketi yıkıp harap edecektir. Şah İsmail’in yaymak istediği bu fitne ateşi yalnız Osmanlı devleti için değil, Anadolu ve bütün âlem-i İslam için de büyük bir tehlikedir. Şah İsmail, İslamiyet’in istikbalini tehlikeye sokmak için durmadan çalışıyor. Aldığımız son haber de Şah İsmail’in nüfuzunun günden güne arttığını ve adamlarının tâ Ankara’ya kadar geldiğini bildiriyor. Bu bakımdan memleketimiz büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi için ne yapmamız gerektiği hususunda sizlerin de fikrini almak için toplandık. Sizler de bu konudaki fikirlerinizi beyan ediniz.” (Kenan Yusuf, Yavuz Sultan Selim ve İttihad-ı İslam Siyaseti, Mithat Paşa Sanayi Mektebi (Selanik)

Yazarın Diğer Yazıları