Muharrem Günay

ZEKAT YAZILARI (8) – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

28 Temmuz 2011 Perşembe 03:00:00
  ÜMMETİMİN BOZGUNLUK SEBEBİ
MAL TUTKUSUDUR (8)
Sevgili Peygamberimiz: “Her ümmetin bir bozgun sebebi vardır. Benim ümmetimin bozgun sebebi de maldır” buyuruyor. Yine bir başka hadis-i şerifte: “Kişinin mala düşkünlüğünün dinine getirdiği zarar, sürü içine dalmış kurtların koyunlara getireceği zarardan daha büyüktür” diyor.
Cenâbı Hakk Kur’an-ı Kerim’de zekatın verilmeyi-şini yeryüzünde bozgunculuk ve fitnenin, anarşinin, terörün, kargaşanın çıkmasının sebepleri arasında göstermiştir:
“Allah sana verdiği gibi sen de ver, yeryüzünde bozgunculuk çıkarma” (Kasas 28/77)
Birbirinin tez-antitezi olan Kapitalizmin ve Komünizmin serüveni araştırıldığında ikisinin de bu sürecin ürünü oldukları görülür. Onun için yüce Allah bu sürecin ülkeleri helake götürdüğünü belirterek şöyle buyurur:
“Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helâke müstahak olur, biz de orayı yerlebir ederiz” (İsra 17/16).
İnsanlar sahip oldukları zenginliği iyilik ve ıslah etmek için değil de, acımasızlık, adaletsizlik, haksız-lık, ahlaksızlık, ayrımcılık, zorbalık gibi . kötülükler için kullanırlarsa ifsad ettikleri toplum sünnetullah gereği çok geçmeden yıkılır.
“Allah, bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı” (Nahl 16/112).
“Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur” (Kasas 28/58).
Sevgili Peygamberimiz dinin şahsi menfaatlere ve dünyalık biriktirmeye alet edilmemesi ve dinin kullanılarak insanların aldatılmaması konusuna da değinerek şöyle demektedir:
“Kıyamete yakın öyle topluluklar gelecek ki onlar dini midesine alet edecekler, sözleri şekerden tatlıdır. Fakat kalplerinde bir canavar gizlenmiştir. Adalet-i ilahiyenin tecelli edeceği gün Allah (CC) onlara şöyle hitap edecektir:
“Siz benimle mi gurura kapıldınız, yoksa bana karşı mı cüretkâr davrandınız.” Tirmizi)
Başka bir hadislerinde ise:
“Allah’a yemin ederim ki, ben sizin için fakirlikten korkmuyorum. Sizin adınıza beni korkutan şey şudur:
“Sizden önceki topluluklar gibi dünya nimetleri ve imkânları önünüzde birikecek ve bu nimetler yüzünden çekişme ve didişmeye gireceksiniz de önceki topluluklar gibi mahvolacaksınız.”
Nitekim Halife Osman döneminin dünya malına düşkünlüğünü gören büyük sahabelerden Abdurrahman b. Avf şöyle diyordu:
“Bizler zorluk ve ıstıraplarla denendik sabredebildik de, bolluk ve refahla denenince başarılı olamadık.” (İbn. Mübarek, Kitabu’z- Zühd, 182)
Zekat ve sadaka konusunda gevşeklik gösterilmemesine dikkat çeken Sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyor:
“Cimrilikten ve (mala, servete karşı) ihtirastan korununuz. Çünkü, cimrilik sizden evvel geçenleri helak etmiş, onları kan dökmeye, haramı helal görmeye sevk etmiştir.” (Riyazüssalihin 1/584) (Devamı Yarın)

ZEKAT YAZILARI
M.GÜNAY SIDDIKOĞLU
ZEKÂT KİMLERE FARZDIR? (9)
Bir Müslüman’a zekâtın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:
a) Mükellef olmak. Hanefîlere göre, zekâtla yükümlülük için, Müslüman olmanın yanında, akıllı olmak ve ergenlik çağına ulaşmış bulunmak da gereklidir. Çünkü gayri Müslimler, akıl hastaları ve çocuklar namaz ve oruç gibi ibadetlerle yükümlü olmadıkları gibi zekâtla da yükümlü değildirler. Zekât bir ibadettir. İbadetle sorumluluk ise ergenlik ve temyiz çağına ulaşmakla başlar. Hanefîler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, zekâtın farz olması için ergen ve akıllı olmak şart değildir. Bu yüzden çocuğun ve akıl hastasının mallarından da zekât vermek gerekir.
b) Nisap miktarı mala sahip olmak. Temel ihtiyaçlardan ve borçtan başka nisap miktarı veya daha fazla bir mala sahip olmak gerekir. Zekât dışı tutulan temel ihtiyaçlar şunlardır: Mesken olarak oturulan ev, evin eşyası, giysiler, binit aracı, mesleği ifa amacıyla kullanılan kütüphane, iş âletleri, üretim için kullanılan fabrika binası, makine, tezgâh vb. aletler, yine kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir aylık- daha sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık- mutat harcamaları zekâttan muaftır.
Zekâtla yükümlü olmanın asgarî sınırı sayılan nisap miktarları, zekâta tâbi her mal için, Hz Peygamber tarafından belirlenmiştir. Bu asgarî miktarlar o dönem İslâm toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü gösterdiği gibi, sonraki dönemlerde de “zekât nisabı” adıyla aynen korunmuşlardır. Buna göre fakihler toprak ürünleri dışında, zekâta tâbi bütün mallarda nisabın şart olduğunda görüş birliği içindedirler.
Müslüman, hür, akıllı ve buluğ çağında, borcundan ve asli ihtiyaçlarından fazla kazanç sağlayıcı nitelikte, asgari zenginlik ölçüsü (nisap miktarı) oranında mala sahip olanların yükümlü olduğu ibadette, kişinin zekat verebilmesi için 200 dirhem gümüş (595 g) 80.18 gram altın veya bunun tutarında para veya ticaret malı ile 40 koyun/keçi, 30 sığır/manda ve 5 deveye sahip olması ve bu malların üzerinden bir yıl geçmesi gerekir. Zekatta, oruç ve Hac için uygulanan Kameri ay hesabı uygulanır (354 gün). Zekat sahibinin 80.18 gram altının ya da diğer mallarının 40’ta birini (%2.5) zekat olarak vermesi gerekir. Zekat, gıda, giyim eşyası gibi aynî olarak ödenebileceği gibi, para, döviz ve altın gibi nakdi olarak ta ödenebilir.
Zekat bu mallar üzerinden verilebileceği gibi, bu malların değerleri üzerinden de verilebilir. Hangisi fakirin lehine ise onu tercih etmek gerekir.
Zekat verilebilmesi için belirli bir ayın ya da Ramazan ayının beklenmesi gerekmez. Zekat vermesi gerekenlerin Kameri ay olarak 354 gün dolduğu anda zekatını vermesi daha hayırlıdır.
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla ya da malın kendi cinsi üzerinden verilebilir. Geri döneceği kesin olan alacakların zekâtının da alacaklı tarafından ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce o malın zekâtı verilmemiş ise, alacak tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtların ödenmesi gerekir. İnkâr edilen ve alınma ihtimali olmayan malların zekâtları verilmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra tahsil edilirse, alacaklı bu tarihten itibaren zekât mükellefi olur. Ancak geçmiş yıllar için zekât ödenmesi gerekmez.
Hadislerde mal çeşitlerine göre belirlenen nisap miktarları şöyledir: Altının nisabı yirmi miskal, gümüşün nisabı iki yüz dirhem, koyun ile keçinin nisabı kırk, sığır ile mandanın nisabı otuz, devenin nisabı da beştir. Ebû Hanîfe dışında çoğunluğa göre, tarım ürünlerinden de beş vesk (yaklaşık 653 kg. Kûfeliler’e göre yaklaşık 1 ton) nisap olarak belirlenmiştir. Bu miktarlara ulaşmayan mallar için zekât gerekmez. Nisap miktarları, bu çeşit mallara sahip olanlar bakımından zenginlik sınırını ifade eder.
Nakit para, altın ve gümüş ve ticaret mallarının zekâtı ne kadardır?
Nakit para, altın, gümüş, döviz gibi değerleri olan bir aile reisi, bir aylık veya bir yıllık mutat aile masraflarını ve borçlarını düşüp, kesin alacaklarını ekledikten sonra elinde 80.18 gr. altın değerinden daha fazla meblağ kalır ve üzerinden de bir yıl geçmiş bulunursa yüzde iki buçuk üzerinden zekât vermesi gerekir.
Alıp satmak amacıyla elde bulunan mallara ticaret malı (urûz) denir. Bu amaçla elde bulunan tüm iplik ve tekstil ürünleri, gıda maddeleri, temizlik malzeme ve deterjanları, konfeksiyon ürünleri, market ve süper marketlerde satılan meşru bütün mallar, acente, distribütör ve galericilerin ellerinde kendi mülkiyetlerinde bulunan araçlar, yedek parça ve benzeri ürünleri satanlar zengin olarak üzerlerinden bir yıl geçince, sözü edilen ticaret mallarının ve ellerindeki nakit paranın yüzde iki buçuğu zekât olarak tahakkuk eder.
Bu zekâtı mal olarak verebilecekleri gibi, peşin bedeli üzerinden hesap çıkarmak suretiyle para karşılıklarını da verebilirler. O yıl zarar etseler bile ellerinde kalan mal, nisabın üzerinde olduğu sürece zekâtını hesaplayıp vermek gerekir. Buna göre zekât kârdan değil sermayenin bütünü dikkate alınarak verilir. Komisyon usûlü çalışan ve zengin durumunda bulunan emlâkçi, galerici, kabz-ı mal gibi esnaf, yıllık geliri üzerinden yine %2,5 zekâta tabi olur. Ancak sermaye ile emlâk veya müteahhitlik işi yapanlar kendi mülkiyetine aldıkları arsa, daire, dükkân vb. yerleri satışa arz etmiş durumda oldukları takdirde, bunlar da ticaret malı sayılır ve kıymeti üzerinden %2,5 zekât gerekir. Kirada olan daire, dükkân, arsa, işyeri, depo vb. akarlar veya otomobil, kamyon, tır, uçak, gemi vb. taşınırlar ise kira geliri üzerinden yıl sonunda elde ne kalırsa, bunun %2,5’u üzerinden zekâta tâbi olur.
Borsada alınıp satılan hisse senetlerine yatırım yapan kişilerin, değeri nisap miktarına ulaşması ve üzerinden bir Kameri yıl-354 gün- geçmesi halinde 40’ta bir oranında zekat vermeleri gerekir.
ZEKAT YAZILARI
FABRİKA, SANAYİ KURULUŞU VE HİSSE SENETLERİNİN ZEKÂTI NASIL HESAPLANIR? (10)
Sanayi kuruluşlarının sermayesini ikiye ayırmak gerekir.
a) Sâbit sermaye; kapalı alan, makineler, servis aracı, lojman vb. tesis ve ekipmanlar mesleği ifaya yarayan bölüm olup zekâttan muaftır.
b) Döner sermaye; kuruluşun nakit para kaynakları, alacak ve borçları, hammadde ve üretilmiş malları döner sermayeyi oluşturur. Burada elde bulunan para kaynakları, hammadde ve üretilmiş malların nakit değerleri hesaplanır, borçlar düşülür, kesin alacaklar eklendikten sonra zekât matrahı ortaya çıkar. Bu değerler toplamı %2,5 tan yıllık zekâta tabidir. Meselâ; bütün mal varlığı 100 kg. külçe altın değerinde olan bir sanayi kuruluşunda sâbit sermaye kısmı %50 olsa, geri kalan 50 kg. altın değerinin zekâtı, 1 kg. 250 gr. altın değeri kadar olur. Şirketlerde zekât her ortağın, şirket dışı mal varlığını da dikkate alarak kendisi tarafından verilmesi esastır. Ancak şirket ana sözleşmesiyle veya sonradan alınacak bir kararla, şirket yönetimine zekâtı hesaplayıp ehline verme yetkisi tanınmışsa yönetim kurulunun zekât niyetiyle yapacağı yardımlarla ortakların zekâtı verilmiş olur. Bu durumda, zekât yükümlüsü olan her ortak, şirketle ilgili olan zekâtı vermede, yöneticiye vekâlet vermiş sayılır. Bir şirketin sâbit ve döner sermaye oranları belli olunca, bu rakamın hisse senedi sayısına bölünmesiyle, hissenin o yıl zekât matrahı ortaya çıkmış olur. Meselâ; 100 kg. külçe altın değerinde mal varlığı olan bir şirkette, %50’i sâbit sermaye olsa, hisse senedi reel değerinin yalnız %50’si, %2,5 üzerinden zekâta tâbi olacaktır. Böyle bir şirkette bir ortağın elindeki toplam hisse senetleri %10 olsa, bu senetlerin arkasındaki mal varlığı 10 kg. altın kadar olup, bunun yarısı sabit sermaye karşılığıdır. Kısaca burada yalnız, 5 kg. altın değeri zekâta tabi olur ki, bu da 125 gr. altın değeri olur.
Sâbit sermaye kimi sanayi kuruluşlarında %90’a çıkarken, süper marketlerde %10 hatta %5’lere kadar düşebilir. Böyle bir ortaklığa ait hisse senedinde sâbit sermayeyi düşme oranı da düşük olacaktır. Günümüzde hisse senedi değerlerinde bu anlamda bir çalışma yapılması ve zekât yükümlüsünün bu konuda bilgilendirilmesine ihtiyaç vardır.
Tarım Ürünlerinin Zekâtı ve Miktarı
İslam dininde, odun, şeker kamışı hariç kamış ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, yaklaşık 650 kilograma ulaşması halinde ürünün zekâtının verilmesi gerekir. Mahsulün zekâtının verilmesinde yani nisap tespitinde toprağın işlenmesine ve su kullanım durumuna bakılır. Buna göre toprak emek sarf edilmeden yağmur, nehir, dere, ırmak ve bunların kanalıyla sulanıyorsa 10’da biri, emekle veya suyun ücretle alınması, motorla sulama gibi masraf gerektiren bir yolla sulanıyorsa 20’de bir oranında zekat verilmesi gerekir.
Öşür arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinden zekâtın farz olması Kitap, sünnet ve icmâ delillerine dayanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Hasat günü ürünün hakkını, zekâtını verin.” İbn Abbas, bu âyetteki “hakkahû” sözcüğünün zekât anlamında olarak, öşür (onda bir) veya yarı öşür (yirmide bir)’i ifade ettiğini söylemiştir.
Vergi zekât yerine geçer mi?
Hz. Peygamber ve ilk dört Halîfe döneminde bütün zekât türleri görevli zekât memurlarınca toplanır ve yıl boyunca ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı. Hz. Osman döneminden itibaren “bâtınî mallar” denilen altın, gümüş, nakit para ve ticaret mallarının zekâtı yükümlülerce hesaplanıp verilmesi esası benimsendi. Zekâtın dışında kamu harcamaları için harac, cizye, gümrük, rüsum ve benzeri vergiler ihtiyaca göre örfi olarak alınmağa devam edildi. Zekâtın verileceği sekiz sınıf bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiği için, onu bunun dışındaki yerlere harcama imkânı bulunmaz: Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Zekâtlar, Allah’ın bir farzı olarak ancak yoksulların, düşkünlerin, zekât toplama memurlarının, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalmışların hakkıdır.”
Günümüzde devlet tarafından çeşitli adlarla alınan vergilerde böyle bir “harcama alanı” sınırlaması yapılmadığı için, verginin zekâttan sayılmaması gerekir. Bu yüzden mümin vergi olarak verdiği meblağı, zekâtından düşemez. Ancak zekât veriyorum diye vergi vermeme hakkı da söz konusu olmaz. Çünkü her devirde İslâm toplumlarında Devlet, kamu harcamaları için zekâtın dışında başka adlarla örfî vergiler almıştır. Zekâtın harcama yerleri dışında kalan kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için buna ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü yol, köprü, baraj, elektrik santrali, askerin ve güvenlik güçlerinin harcamaları, sağlık hizmetleri gibi toplumun bütününü ilgilendiren işlerin yürütülmesi zekâtın dışındaki kaynaklardan elde edilen vergi gelirleriyle sağlanır.
ZEKAT YAZILARI
ZEKÂT KİMLERE VERİLİR? (11)
Kur’an-ı Kerim’de zekâtın kimlere verileceği şöyle sıralanmıştır:
“Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak fakirlere, miskinlere, (zekat toplamakla ) görevli olanlara, kalpleri (Müslümanlığa) alıştırılmak istenenlere, kölelere, esirlere, borçlulara, Allah yolunda (harcamaya, bu yolda şehit düşenlere ve ailelerine) ve yol oğluna (yani memleketinde zengin bile olsa meşru bir sebeple yolda kalmışlara) verilir” (Tevbe /60)
Bir başka ayette ise:
“Sadakalarınızı (ve zekâtlarınızı) o fakirlere verin ki; onlar Allah yolunda çalışmaya koyulmuşlardır; öteye beriye koşup kazanamazlar. Dilenmekten çekindikleri için tanımayanlar onları zengin zannederler. Ey Resulüm sen onları simalarından tanırsın. Onlar, iffetlerinden ötürü insanları rahatsız edip bir şey istemezler. Siz malınızdan bunlara ne harcarsanız, muhakkak Allah onu hakkıyla bilendir.” (Bakara/273 )
Tevbe suresi 60. ayet, mala düşkün bazı kişilerin toplanan zekâta göz dikmesi ve Hz. Peygamber’den haksız isteklerde bulunması üzerine inmiş, onların bu davranışları kınanmıştır. Böylece zekât fonunu, kamu gücünün dilediği şekilde kullanmasına engel olunmuştur.
Abdullah İbn Abbas (r. anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, Muaz İbn Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şu emri vermiştir:
“… Eğer onlar zekâtın farz olduğunu kabul ederek sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine zekâtı farz kıldığını ve zenginlerden alınıp fakirlerine verileceğini onlara bildir.” Bu hadis zekâtın devlet tarafından Müslümanların zenginlerinden alınıp fakirlerine harcanacağına delil sayılmıştır. Zekâtın verileceği sekiz sınıf şunlardır:
Yoksullar ve düşkünler: Bunlar, Kur’an’daki ifadesiyle “fakirler ve miskinler”dir.
Fakirler: Fakir; ev ve ev eşyası gibi temel ihtiyaçlarını karşılayan malı olsa bile, gelirleri mutat olan ihtiyaçlarını karşılamayan ve borçları düşüldüğünde, nisap miktarından daha az malı bulunan kimsedir. Bir işte çalıştığı halde gelir düzeyi temel ihtiyaçlarını karşılamayan kimse de bu sınıfa girer.
Miskinler: Miskin i, hiçbir geliri ve malı bulunmayan kimsedir. Bunlar fakirlerden daha kötü durumdadırlar.
Zekât işlerinde çalışanlar: Bunlar zekât işlerinde çalıştırılan memurlardır. Âyette geçen “âmil” terim olarak zekât gelirlerini toplamak ve hak sahiplerine dağıtmak için görevlendirilen kişiyi ifade eder.
Müellefe-i kulûb: İlgili âyette dördüncü grup olarak zikredilen bu sınıf, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimseleri kapsar. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethinde yeni İslâm’a girmiş bazı kimselere zekâttan pay vermiştir. Bunların içinde henüz İslâm’a girmeyenler de vardı.
Köleler: Kölelikten kurtulmak, hürriyetini para ile satın almak isteyen kimselere de zekât verilir. Zekât fonundan yararlanılarak kölelerin özgürlüğüne kavuşturulması, İslâm’ın insan hürriyetine verdiği önemi gösterir.
Borçlular: Borcu düşüldükten sonra, nisap miktarı malı kalmayan kimseler bu sınıfa girer. Başkasından malı veya alacağı olup da, bunu alması mümkün olmayan kimse de borçlu sayılır.
Allah yolunda olanlar: Kelime olarak “Allah yolunda” anlamına gelen “fî sebîlillah” tamlaması, terim olarak iki farklı anlamda kullanılmıştır. Birinci anlamı; İslâm’ı yüceltmek için bilfiil savaşta bulunmaktır. Buna göre savaşta olan mücâhitlere zekât verilir. Hatta İmam Şâfiî ve Mâlik’e göre, savaşa katılanlar arasında zengin-yoksul ayırımı da yapılmaz. Çünkü savaşçılar kendi beldelerinde zengin de olsalar, savaş bölgesinde kendi mallarından ayrı yerdedirler. Allah yolunda dili ile, düşüncesi ile mücadele edenler ise ikinci kısım olup bunlara da zekat verilir.
Yolda kalmış kimse: Yolculuğa çıkan, iyilik ve yararlı bir iş için yolculuk yapan ve gittiği yere yardımsız olarak ulaşamayan kimse bu sınıfa girer. Hac, savaş, mendup ziyaretler veya ticaret için yapılan yolculuklar buna örnek gösterilebilir.
Ücretlilere Zekât Verilir Mi?
İslâm dini emanetlerin (yönetim işlerinin) ehline verilmesi üzerinde önemle durmakla kalmamış bu işi yürüten insanların belirli bir gelir düzeyine sahip olmaları konusuna da önem vermiş; Gerektiğinde memurların zekât fonundan desteklenmesini sağlamıştır. Nisap miktarınca malı olan, yani zekât verecek konumda olan memurlar hariç, diğer memurlara zekât verilebilir

ZEKAT YAZILARI
ZEKÂT KİMLERE VERİLMEZ? (12)
Zekât alacak kimsenin şu niteliklere sahip olması gerekir:
a) Yoksul olması: Temel ihtiyaçları dışında, borçları düşülüp, geride nisap miktarından çok yıllanmış malı olan kişiye zekât verilmez. Belki nâfile olarak bağışta bulunulabilir.
b) Müslüman olması. Çoğunluk müctehitlere göre gayri müslimlere zekât verilmez. Çünkü Hz. Peygamber Muaz İbn Cebel’e; toplayacağı zekâtı Yemen’in yoksul Müslümanlarına vermesini bildirmiştir. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre nâfile sadakaların zimmîlerin yoksullarına verilmesi câizdir. İmam Züfer’e göre ise gayri müslim zimmîlere de zekât verilebilir.
c) Zekât verenin, zekât alacak olanın nafakası ile yükümlü olmaması: Buna göre bir kimse ana, baba, dede, nine, çocuk ve torun gibi yakınlarına yoksul olsalar da zekât veremez. Çünkü onlara zaten bakmak zorundadır. Ancak kardeş, yeğen, amca, dayı, hala, teyze ve bunların çocukları gibi hısımlarından yoksul olanları, yakınlık sırasına göre zekât vermede tercih etmesi daha faziletlidir. Zekâtın, malın bulunduğu yerdeki yoksullara verilmesi asıldır. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s), Muaz (r.a)’a;
“Zekâtı Yemen halkının zenginlerinden al, yine Yemen halkının yoksullarına ver” buyurmuştur.
Zekâtın yıl sonunda başka beldedeki fakirlere gönderilmesi tenzihen mekruhtur. Ancak zekâtın gönderileceği yerdeki ihtiyaç sahipleri akraba olur veya malın bulunduğu beldedeki fakirlerden daha muhtaç durumda olurlarsa, bu takdirde başka beldeye göndermek caiz olur. Zekâtın, zengin bir kimsenin muhtaç durumdaki babasına veya çocuklarına verilmesi câizdir. Çünkü bunlar birbirinin malı ile zengin sayılmaz. Adam zengindir fakat babasına veya çocuklarına bakmıyor olabilir, böyle bir adamın babasına ve çocuklarına da zekat verilir. Buna göre ilim için çalışan ve zengin olan ailesinden ihtiyacı kadar yardım göremeyen öğrencilerin zekât kaynaklarından yararlanması caiz olur.
Dernek ve Vakıflara Zekat Verilir mi?
Dernek ve vakıf yöneticileri “vekil” sıfatıyla teslim aldıkları zekâtı öğrencilere ve sekiz sınıftaki yerlere ulaştırabilirler. Toplanan zekâtlarla, demirbaş alınamaz, kira verilemez, zekât fakirin hakkı olduğundan Kur’an’da sayılan sekiz sınıfa ulaştırılır. Bu şartları yerine getiren dernek ve vakıflara zekat verilir.
Zekat İstemek Caiz midir?
Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır. Ancak, istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Muhtaç olmayan fakirin, verilen zekât veya sadakayı almaması daha iyi olur. Birisi zekât toplamak için vazife isteyince, Resulullah efendimiz, ”Seni, insanların yıkayıp attıkları kirleri toplamaya memur etmek istemem” buyurdu. (İbni Huzeyme)
Zekat olarak verilen bir deveyi isteyen bir zata; ”Şişman birinin, sıcakta terleyip vücudunu yıkadığı kirli su içilir mi? Zekat böyle kir gibidir,” buyuruldu. (İmam-ı Malik)
Zekat, karıştığı malı ifsad eder, hadis-i şerifini imam-ı Ahmed hazretleri, İhtiyacı olmadığı halde, zekât olarak alınan mal, diğer malları helak eder, diye açıklamıştır. (Tergib)
İsteyeni Azarlamamak Gerekir
Her ne kadar dilencilik Allah ve Rasûlünün sevmediği bir iş ise de isteyeni azarlamamak, “Allah versin” gibi sözlerle rencide etmemek gerekir. Sevgili Peygamberimiz hayatı boyunca “Öyleyse, yetimi sakın ezme. İsteyeni de sakın azarlama” (Duha,93/9-10) ayetine uygun olarak davranmış ve yetimlere, yoksullara karşı daima çok merhametli olmuştur.
Veren El Alan Elden Üstündür
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: ”Çalışmayıp kendini sadaka isteyecek hâle düşüren, 70 şeye muhtaç olur.” (Tirmizi). Muhtaç olmadan dilenen, ateş koru yutan kimse gibidir. (Beyheki). Mal biriktirmek için dilenen, ateş koru dilenmiş olur. (Müslim). Kendisinin veya çoluk çocuğunun katlanamayacakları bir ihtiyacı yok iken, dileneni Allahü Teâlâ ummadığı yer ve zamanda muhtaç eder. (Beyheki). Dilenci, dilenmekteki vebali bilseydi, hemen dilenmekten vazgeçerdi. (Taberani). ”Gerçek yoksul, ihtiyacını karşılayacak bir şeyi olmayan, hatırlanmadığı için sadaka verilmeyen, kendisi de kalkıp kimseden bir şey istemeyen kişidir.” (Buhari).

ZEKAT YAZILARI
Muharrem Günay Sıddıkoğlu
ZEKÂT VERİRKEN ŞU SIRAYI GÖZETMELİ (13)
Önce kardeşler, kardeş çocukları, amca, hala, dayı ve teyze, bunların çocukları, sonra diğer akraba ve komşular, bunlardan sonra mahallesinde ve oturduğu memleketteki fakirler. Aldığı zekât parasını günah yolunda harcayacak veya israf edecek olan kimselere değil, gerçek ihtiyaçları için harcayan fakirlere vermek daha iyidir.

Zekât ve Sadakalarımızı Nasıl Vermeliyiz

Bakara suresi 271. Ayette zekat ve sadakaların nasıl verileceği açıklanmakta ve şöyle buyrulmaktadır:
“Eğer sadakalarınızı (ve zekâtlarınızı) aşikâre verirseniz o ne güzel şeydir. (Başkalarının yardım duygularını kamçılar ve Allah yolunda harcamalarına teşvikçi olur ) Eğer sadakaları gizler de onları öylece fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve günahlarınızdan bir kısmını örter. Allah ne yaparsanız ondan hakkıyla haberdardır.” (Bakara / 271)
Zekatlarımızı gösterişten ve riyadan uzak kalarak vermek ve verilen zekatı başa kakmamak gerekir. Kur’an_ı Kerim’de bu konu üzerinde önemle durulur:
“Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir.” (Bakara/262)
“Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır.” (Bakara/263)
“Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah’a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.”(Bakara/264)
“Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamayacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde layık olandır.” (Bakara/267)
Hadisler:
“Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır.”(Müslim)
“Gösteriş için oruç tutan, namaz kılan,sadaka veren kimse Allah’a şirk koşmuş olur.”(et_tergip ver-Terhib)
Bir Kudsi Hadiste Allah şöyle buyuruyor:
“Ben ortakların ortaklığından en müstağnî olanıyım. Her kim bir iş yapar da, onda, benden başkasını ortak kılarsa onu da, o ortaklığı da terk ederim” (Müslim)
“İnanan insanın zekat ve sadaka vermede acele etmesi gerekir, zira bela sadakanın önüne geçemez.” (Feyz’ül Kadir, 3/195) Sevgili Peygamberimiz: “Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi insanı arşın gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de), sağ elinin verdiğini, sol elinin bilmeyeceği kadar sadaka veren kimsedir.” (Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91)
ZEKAT YAZILARI
Muharrem Günay Sıddıkoğlu
KARZ-I HASEN- KARŞILIKSIZ VERMEK (14)

İslam’daki bir diğer Sosyal Yardımlaşma Şekli de “KARZ-I HASEN” dir. Hiçbir maddi çıkar düşüncesi gözetmeksizin sırf Allah’ın rızasını kazanmak ve din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla karşılıksız borç vermeye karzî hasen denir. “Hasen” sıfatıyla nitelenmesi amacındaki ruh yüceliğinden ileri gelmektedir.
Ödünç veren kişinin, verdiği bu ödünç sebebiyle müstakrizden (ödünç alandan) bir menfaat talebi haramdır. Çünkü karzın karşılığında fazla bir şey istemek faizdir. Ancak mustakriz dilerse mukrıza herhangi bir şarta dayalı olmaksızın hediye verebilir, ikramda bulunabilir (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istilâhât-ı Fıkhiyye Kamusu, VI, 99-100)
Kur’an-ı Kerimin 6 yerinde bundan söz edilir ve şöyle övülür:
“Kimdir o, Allah’a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir mükafat da versin.” (Hadid/11)
“Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah’a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır.” (Hadid/18)
“Allah’a, kat kat karşılığını artıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur? Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; Ona döneceksiniz” (el-Bakara, 2/245).”…Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlere inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanları Allah rızası için borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim…” (el-Mâide, 5/12)”Eğer Allah’a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar, sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; halimdir” (et- Teğâbun, 64/ 17).
“….Onun için Kur’ân’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız….” (Müzzemmil/20)
Sıkıntı Giderenin Sıkıntısı Giderilir

Bir Hadis-i Şerifte, Peygamber (a.s.v) Efendimiz şöyle demiştir:
“Bir Müslüman diğerine 2 defa ödünç verirse, bir defa bağışta bulunmuş gibi olur.” (İbn Mace, Sadakat 19; Şerkani, Mecmuul Zevaid 1V-126)
Yine Peygamber Efendimiz bir hadislerinde: “Kim ki bir Müslüman kardeşinin sıkıntısını giderirse Allah’ta onun sıkıntısını gideririr” buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) borç vermenin sadaka vermekten daha faziletli olduğunu; “Sadaka on misliyle, borç verme on sekiz misliyle mükafat görür” sözleriyle ifade etmiştir. (İbn.Mace).
Borç veren zenginlerimiz yalnızca Allah rızası için vermeli ve borç alan kişiyi herhangi bir söz ve tavrıyla minnet altında bırakmamalıdır. Zira böylesi bir tutum kişinin hayır niyeti ile yaptığı amelini boşa çıkarır. (Bakara, 2/264) Borçluya ödeme kolaylığı sağlamak hususunda Allah Teâlâ’nın şu buyruğunu hatırda tutmakta fayda vardır: “Şayet borçlu darlık içindeyse eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek gerekir. Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır”(Bakara, 2/280)
Sosyal bir yardımlaşma olan karz-ı hasen’in iyilik ve ibadet anlayışı içinde devam etmesi için borçlanan kardeşlerimiz de şu hususlara dikkat etmelidirler: ”İlerde muhtemel anlaşmazlıkları ve mağduriyetlerin önlemesi için borçlar yazılıp kayıt altına alınmalı iyi niyetler suiistimal edilmemeli ve zamanı gelince borçlar ödenmelidir.”
Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Borcunu ödeyecek durumda olan kimsenin ödemeyi geciktirmesi zülümdür”(Tirmizi) buyurmuşlardır. Borç veren kişiye teşekkür ve onun için dua etmek işi ise, ahlâkî bir ödevdir. Kişi borçlu olarak vefat ederse, kul hakki olması hasebiyle ahiret vebalinden kurtulması için varisleri onun borcunu ödemeleri zaruridir.
Bir bağışın Karz-ı Hasen olması için şartları arasında, gizli kalması, başa kakılmaması ve muhtaç olana verilmesi, verilende gözü kalmama gibi hususlar vardır.

Yazarın Diğer Yazıları