26 Ağustos… Türk Tarihi bakımından iki büyük dönüm noktası… Malazgirt’ten Kocatepe’ye gönderilen, Kocatepe’den dünyaya gönderilen selam…
26 Ağustos 1071, Sultan Muhammed Alparslan ve kahraman askerlerinin, Anadolu’nun fethinin kapısını açtıkları tarih.
26 Ağustos 1922, Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa ve kahraman askerlerinin Anadolu’da Türklerden başka bir egemen güç olmayacağını 7 düvele anlatmasıdır.
Sultan Muhammed Alparslan’a atfen anlatılan kararlı duruş, Malazgirt Zaferi’nin şifresi gibidir:
Sultan Muhammed Alparslan, savaş öncesi askerlerini keşfe gönderir. Askerlerden biri, telaşla gelir ve “200 bin (bazı kaynaklarda 300 bin) asker bize yaklaşıyor” der. Sultan da buna karşılık “Biz de onlara yaklaşıyoruz” der.
26 Ağustos 1922’deki Büyük Taarruz’un mimarı Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa da, daha Milli Mücadele başlamadan, 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’a demirleyen İtilaf Devletleri gemilerini görünce “Geldikleri gibi giderler” demişti.
Genlerimize işleyen, yüzyıllardır değişmeyen aynı cesaret ve kararlılığı, farklı iki tarihteki farklı iki komutanın sözlerinde görebiliyoruz.
Her iki 26 Ağustos tarihinde de Türklere özgü Turan taktiğinin uygulanması tesadüf olmasa gerektir. Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, 1 Eylül 2024 tarihinde Sabah Gazetesi’nde “Malazgirt'ten Büyük Taarruz'a Turan taktiği” başlığı ile yazdığı yazısında şöyle demişti:
“Türk tarihinin önemli dönüm noktalarından Malazgirt Savaşı'nda da Sultan Alparslan, kendinden sayıca üstün olan Bizans kuvvetlerine karşı geleneksel Türk savaş taktiğini uyguladı. Ordusunu savaş düzenine göre muharebe alanına yerleştiren Alparslan, süvarilerinin bir kısmını vadi yamaçlarında pusuda bıraktı. Daha sonra merkezde bulunan hassa birliklerinin başında ilk hücuma kalkan Sultan, Bizans merkez birliklerine saldırdı. Birkaç saat içinde sahte geri çekilme harekâtı ile Bizans kuvvetlerini pusuda bekleyen birliklerin bulunduğu bölgeye getirmek için geri çekildi. Türk ordusunun çekildiğini gören Bizans ordusu taarruza geçti. Bizans ordusunun taarruza kalktığını ve gerideki ihtiyat birliklerinden iyice uzaklaştığını gören Sultan Alparslan kendi kuvvetlerini geri döndürerek Bizans birliklerine karşı saldırdı. Pusudaki birliklerin ortaya çıkmasıyla iki ateş arasında kalan Bizans ordusunun çoğu kısa sürede imha edildi.
Turan taktiği Osmanlılardan sonra da devam etti. 1922'de Büyük Taarruz'da geleneksel Türk savaş taktiğine benzer bir taktik uygulanarak Yunan ordusu yok edildi.”
Büyük Taarruz öncesinde 26 Ağustos tarihinin bilhassa seçilmediği, hazırlıkların ancak o tarihe kadar tamamlanabildiğine ilişkin görüşler yazılıp çizilmişti. Ancak o konuda da Merhum Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın anlattıklarına kulak vermek gerekiyor. Prof. Dr. Ortaylı, 2019 yılında Afyonkarahisar’da tuhaf bir şekilde protesto edildiği konferanstan hemen sonra Kütahya Valiliği’nin misafiri olmuştu. Prof. Dr. Ortaylı, 26 Ağustos 2019 tarihinde Kütahya’da verdiği konferansta şöyle demişti:
“26 Ağustos günü için size yazılı olmayan bir belge vereyim. Türk büyükelçisi Müfit Özdeş, 26 Ağustos tarihinin Mustafa Kemal Paşa tarafından kasten seçildiğini söylemiştir. Çünkü 26 Ağustos 1071’in (Malazgirt Zaferi) ve Ağustos 1526’nın (Mohaç Zaferi) tekrarlanmasını istiyor. Birisinde Sultan Alparslan Anadolu kapılarını açtı; ikincisinde Kanuni Süleyman Hazretleri Mohaç Ovası’nda, çok iyi savaşçıları ve kudretli Macar ordularını yeksan etti bir günde. İşte bu, şimdi de vatanın son parçasına saldıran düşmanını durduruyor ve atıyor. Bu çok önemli bir olay. Onun için bu tarih böyle tespit edilmiştir.”
İki 26 Ağustos arasındaki benzerlikler hakkında belki daha çok araştırma yapılmalı. Ancak benim dikkatimi çeken bir konu var: Sultan Muhammed Alparslan, Malazgirt Zaferi’ni kazandığı sırada 42 yaşındaymış; Gazi ve Mareşal Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz sırasında 41 yaşındaymış…
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi 26 Ağustos, Türk Tarihi bakımından iki dönem noktasına sahip. Biz Afyonkarahisarlılar olarak zaman zaman Malazgirt Zaferi kutlamalarının öne çıktığını düşünüyor ve alınıyoruz. Biliyoruz ki bu iki tarih birbirine rakip değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Ve yine biliyoruz ki devletimiz, daha önce Çanakkale’de, şimdi Malazgirt’te olduğu gibi, yakın bir tarihte Kocatepe’de de A protokolü ile, tam kadro yer alacaktır.
ARALOV’UN GÖZÜNDEN BÜYÜK TAARRUZ
Sovyetler Birliği’nin ilk Ankara Büyükelçisi Semyon İvanoviç Aralov, 1922-1923 yılları arasındaki anılarını bir kitapta toplamıştı. Birçok yayınevi tarafından yayımlanan bu eser, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nda en derli toplu biçimi ile verildi. Ben kitaptaki Büyük Taarruz bölümünün bir kısmını sizinle paylaşmak isterim:
“İstilacıların bozguna uğratılma operasyonu planı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın katılımıyla, Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar tarafından hazırlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın bana sonradan anlattığına göre kendisi plan hazırlama işine taarruzdan çok önce başlamıştı.
Orduyu hem moral bakımından hem maddi bakımdan büyük bir dikkatle hazırlamışlardı. O zamanki Türk ordusunu 1922 yılının Türk ordusuyla karşılaştırmak ilginç olur. Kesin taarruz sırasında Türk ordusunun süngü sayısı 100.000'di. Yunan ordusu sayıca Türk ordusundan biraz üstündü (130.000). Türk ordusu makineli tüfek bakımından zenginleşmişti (2800). Top sayısı bakımından Yunan ordusuna denkti: Türklerin 327 topuna karşılık Yunanlıların 348 topu vardı. Türkler 5000 kişilik bir süvari kolordusu kurmuşlardı. Yunanlıların süvari sayısı 1300'dü. Türk Genelkurmayı bu konuda bizim süvari ordusunun iç savaşlardaki deneyiminden yararlanmıştı. Fahri Paşa'nın süvarileri büyük bir rol oynamıştı: Türk süvarileri düşman gerilerine sarkmış ve Yunan birliklerini bozguna uğratmıştı. Bundan başka, önceden hazırlanmış çeteciler de düşman gerilerinde çaba göstermişlerdi.
Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılı 20 Ağustosu'nda, Akşehir'de cephe komutanlığı karargahındaydı. Afyon'a yakın, Kocatepe adını taşıyan yüksek bir tepe vardır. İsmet Paşa'nın karargahı buradaydı. Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar buraya gelmişlerdi. 26 Ağustos sabahı, Türk ordusu bütün cephe boyunca taarruza geçti. Düşmana başlıca darbe, Afyonkarahisar'da indirildi. 27 Ağustos'ta şehir alındı. Çarpışmalarda düşman ordusu tamamıyla imha edildi. Düşman ordusu artıkları, paniğe uğramış bir halde İzmir istikametinde kaçmaya başladı. İngilizler tarafından çok iyi donatılmış büyük bir işgal ordusunun imha edilmesi için topu topu dört gün yetmişti. Kaçmakta olan düşman, yabani bir kudurganlık içinde yolda rastladığı her şeyi yakıp yıkıyordu. Uşak, Aydın, Manisa şehirleri ve köylerin çoğu yakılmıştı. Büyük Millet Meclisi hükümeti, Yunanlıların savunmasız halka yaptıkları canavarlığı bütün dünyaya seslenerek protesto etti. 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Muharebesi'nde Yunan ordusu artıkları tamamıyla imha edildi. 18 Eylül'de Anadolu istilacılardan temizlenmişti. Bizzat Yunan askerleri, duvarlara ve tahta perdelere yazdıkları yazılarla onları savaşa sürükleyen İngilizlere ve Yunan gerici idarecilerine lanetler yağdırıyorlardı.”



