Nevzat Algan

Yabancı Çoban 1950-1980

Nevzat Algan

Türk tarım ve hayvancılığını matematiksel hesapların ötesinde, Türkiye için beka meselesi olarak ele aldığım “Yabancı Çoban” yazı dizisinin dördüncü bölümü ile devam ediyoruz. Konuyu özetlemek gerekirse; ilk hafta; ülkemizde tarım ve hayvancılık sektöründe çalışan Afgan ve Suriyeli yabancı çoban istihdamına zemin hazırlayan genel şartlardan bahsetmiştim. İkinci hafta ise; “Yabancı Çoban Osmanlı Dönemi” başlığı altında meselenin tarihsel derinliğini ve yapılan yanlışların acı tecrübelerini aktarmaya çalışmıştım. Geçtiğimiz hafta da Erken Cumhuriyet dönemi olarak tabir edilen 1923-1950 yılları arasında yaşanan süreci mümkün olduğunca kısa şekilde özetlemiştim. 

    Bu hafta ise başında ve sonunda devlet politikası açısından kırılmalar gerçekleştiğini düşündüğüm 1950-1980 arasında yaşanan süreci değerlendirmeye çalışacağım.

  Cumhuriyetin ilanından çok partili döneme geçilen zamana kadar sürdürülen;  Atatürk ilkelerine sadık, korumacı, içe dönük üretim ve sanayileşme modelinden 1950 sonrası önemli ölçüde vazgeçildi.  

   1950 sonrası benimsenen politikaları anlayabilmek için süreci 1945 yılından itibaren anlatmaya başlamak gerekiyor. Şöyle ki; Erken Cumhuriyet Döneminde benimsenen tarım ve hayvancılık alanındaki ilkelerden biri de topraksız köylüye toprak vermekti. Amaç, bu sayede halkın her kesiminde sosyo-kültürel ve ekonomik olarak adalet ve eşitliği sağlamaktı. Rahmetli Kemal Sunal’ın “Kibar Feyzo” filmini izlemeyenimiz yoktur sanırım. Köy halkından, hepinizi ben besliyorum” şeklinde “mal” gibi bahseden Maho Ağa ile yavuklusunu ağadan korumaya çalışan Feyzo’nun hikayesi. Cumhuriyet 1978 de toplumun kanayan yarasına parmak basan bu filmdeki sahneleri ilk yıllarda sona erdirmeyi amaçlamıştı. Günümüzde hala daha benzer dramların, birazda modern şekillere evrilen adaletsizliğin var olduğunu görüyoruz. Toprak reformu sayesinde, memleketimize, eğitim, üretim ile eşitliği, adaleti, huzuru, refahı getirmek için ilk günden itibaren çalışmaya başlamıştı Cumhuriyet. 

    Yeni kurulan ve her alanda yıkıma uğrayan harpten çıkmış bir memleketin yaraları sar sar bitmiyordu. Üstüne 1929 küresel ekonomik buhranı da eklenince Ata’nın ömrü hayallerinin tamamını hayata geçirmeye vefa etmedi. Prensiplerini en başta ortaya koyduğu reformların bazıları yarım kaldı. Arkasında bıraktığı TBMM yarım kalan işleri tamamlamaya muktedirdi. 

    Ancak kara bulutlar dağılmıyordu. 1939 da II. Dünya savaşı başladı. II. Dünya savaşından korunmak için, adeta yan binada çıkan yangının evine sıçramasını engellemek için çırpınan ev sahibi gibi hareket ediliyordu. Eşyalar; ıslanmış, kirlenmiş-kırılmış önemli değil, yeterki ev yanmasın. Türkiye Cumhuriyeti küresel piyasalardaki krizin de etkisiyle ekonomik olarak zorluklar çekiyordu. 1923-1939 yılları arası sağlanan kalkınma ivmesi durmuş, hatta geriye dönüş olmuştu. İç siyasetten bağımsız olarak dünyada yaşanan savaş ve krizler nedeniyle halkımız her anlamda zor zamanlar yaşıyordu. Devlet politikası olası bir savaş için tam bir seferberlik başlatmış kamu idaresi sanayiden tarıma her alana müdahalelerde bulunmuş ve halkın sosyal ve ekonomik refahından çok sınır güvenliğimiz ve bağımsızlığımızı önceleyen bir politika izleniyordu. 

    Toplamda 85 milyon insanın öldüğü kanlı savaşın sonu gelmişti nihayet. Türkiye Cumhuriyeti henüz yeni kurulmuş sayılırdı. Vücudunda şarapnel parçaları taşıyan gaziler sağdı. Babası şehit düşmüş evlatların henüz toy delikanlı olduğu dönemdi. Süper güç denilen, koca koca devletlere karşı vatanımızı koruyorduk. Genç Cumhuriyet dünyayı yakan devletlere karşı halkını-evlatlarını korudu. Savaşa girmedik. Ama ceremesini çektik. 

    TBMM ilk fırsatta kaldığı yerden yeniden başladı. 1945 senesinde meclise getirilen ve aynı yılın 11. Haziran’ında kabul edilen “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çok ciddi bir dirençle karşılaştı. Kendisi de büyük toprak sahibi olan Adnan Menderes, ile Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün başı çektiği ve Eskişehir Milletvekili Emin Sazak, Seyhan Milletvekili Damar Arıkoğlu gibi isimlerin başka bir ifade ile büyük toprak sahiplerinin topraklarının bölünmesine şiddetle karşı çıkışları yankılandı Meclis’te. Çiftçiyi Topraklandırma kanunuyla başlayan süreç, Adnan Menderes ve arkadaşlarının önce partiden ihraçlarına ve sonradan da Demokrat Parti’yi kurarak iktidar olmalarına kadar uzandı.

    Eskişehir Milletvekili, aynı zamanda çok büyük toprak sahibi/ağası Milletvekili Emin Sazak kanun görüşmelerinde Mecliste söz alarak uzun bir konuşma yaptı. Konuşmasında;

TBMM 54. Birleşim 14 Haziran 1945 (pazartesi):

    “… Arkadaşlar zihniyetin aslı iyi değildi ve o kötü olan zihniyetten Hükümeti ayırmak imkânını bulamadık. Zihniyet şu idi: Ne yaparsa yapsın, 30 dönümden fazla; şehirde, kasabada oturan adam başka iş tutan adama vermemek!( Tüccara, para babasına toprak verilmeyecekti,  toprağı işleyebilen gerçek müstahsile tapu vermekti.) Emeği varmış, sermayesi varmış, şusu varmış, busu varmış—nazara alınmıyordu. Bir de ocak kuruyordu; yerinde hareket ediyordu, insanları; veraset hakkı yok; şu yok, bu yok. Yani Türk ruhuna uymayan bir şekilde bizi ürküten bu şekillerden kurtarıp zararı hafifletmek için uğraştık, didindik ve ümit etmiştik ki kanunun zararı hiç olmazsa %60 hafiflemiştir. Tesadüfen Türk Milleti beni de aranıza koymuş. Burada hakkımı müdafaa edebilecek vaziyete koymuş. Amma araya bana benzer insanların menfaati giriyor.(Topraklarının bölüneceğinden bahisle)  Bir tâbir vardır, “el başından saç yolmak kolay” derler arkadaşlar. Başından saçı yolunmayan bunun acısını bilmez ki. Bu teklifi yapan arkadaşlar, 25 sene nısıf (yarım) maaşla çalışacaklarını bilselerdi böyle bir teklif yapmazlardı ve hiç olmazsa benim duyduğum acının biraz hafifini onlar da duyardı. Amma onlara bir şey yok. Vur abalıya…” diyerek devam etti. Meclis kürsüsünden köylünün toprağı işleyip idare edemeyeceğini yönetilmesi gerektiğini, toprak ağalarının köylüyü eğittiğini anlattı özetle devamında. 

    Peki, bir bakıma tek parti döneminin sonunu getiren bu kanun neydi? Neden bu kadar tepki görmüştü? Özünü söylemek gerekirse; toprak dağıtımına tabi araziler, hazineden, vakıf ve belediyelere ait topraklardan ve 5.000 dönümden yani 5.000.000 m2 (Beş milyon metre kareden)   büyük çiftliklerden kamulaştırılarak karşılanacaktı. Bu topraklar gerekli ihtiyacı karşılamazsa 2.000 dönümlük ( İki milyon metre kare), yani orta büyüklükteki çiftlikler de kamulaştırılabilecekti. (madde 14, 15, 16). Kanunun 17. Maddesi de nüfus yoğunluğu fazla bölgelere yönelik geniş hükümler içermişti. Afyon tabiriyle “adam eksen adam bitecek” toprak kadar kıymetli ve az bile olsa en kötü koşullarda 50 dönüm (elli bin metre kare) toprak büyük mal sahibinden alınamayacaktı. 

    Haklılardı bir yönden. Mal canın yongası derler ya öyleydi gerçekten! Beş milyon metre kare yetersizdi onlar için. Üstüne üslük o vakitte Afgan ve Suriyeli de yoktu. Köylü toprak sahibi olursa kendi toprağını kendi işler, ağaların yanında çalışmazdı.  1880’lerde doğmuş Çanakkale savaşını, İstiklal Harbi’ni yaşamış insanlar da olsalar mal önemliydi onlar için.

    Köylünün kendi toprağını işleyecek olması, toprak ağalarının yanlarında çalıştıracak işçi bulamama endişesi siyasi bir kırılma ile neticelenmişti. 1950 senesinde yapılan genel seçimlerin galibi Adnan Menderes başkanlığında Demokrat parti olmuştu. 1950 sonrası tarım ve hayvancılığa oldukça önem verildi. Ancak Erken Cumhuriyet döneminde benimsenen ilkelerden keskin bir şekilde vazgeçildi. İçe dönük korumacı ekonomik modelden 3 sene boyunca vazgeçildi. Üç sene deyip geçmemek lazım çok sular akmış köprülerden kısa zamanda. 

    6 Mayıs 1951 tarih ve 5764 sayılı Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından veya namına hariçten ithal olunacak hububat ve unlarla bunların naklinde kullanılacak çeşitli malzemenin Gümrük Vergisiyle Rıhtım Resminden ve Diğer Vergi, Resim ve Harçlardan Muafiyeti hakkında Kanun çıkarılmıştı mesela. Ofis ithalatta özel sektörde yetki vermişti. Yani ithalatta gümrük vergisi ve diğer vergiler kaldırılmıştı

    Geçmişte olabildiğince az sayıda ithal ikame usulü (kesin zaruret) halinde ithal edilen ürünler ve büyük arazi sahiplerinin ihtiyaç duydukları traktör gibi ekipmanlar çok sayıda ithal edilmeye başlandı. Topraklandırma kanunu külliyen yürürlükten kaldırılmadı ancak, 1945 senesinde kabul edilme amacına uygun uygulanmadı. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren başlayan ve köy enstitüleriyle ivme kazanan kırsal bölgede yaşayan halkın tarım, hayvancılık, sanayi, sanat, bilim, kültür kısaca çağdaş Türk üreticisi köylüsü olmak için ihtiyaç olan her alanda eğitildiği sistemden vazgeçildi. İlimizin Sinanpaşa ilçesinde, bundan 60 sene önce köy enstitüsü mezunu öğretmeni mecbur olduğu için inekte sezaryen operasyonu yapabilecek, yaralı insanların yaralarını dikip kırıklarını sarabilecek kadar iyi eğitildiği sistemin fişi çekildi. 

    Bahsettiğim olumsuzluklara rağmen farklı siyasi iktidarların yönetiminde ki Türkiye, takvimler 1980 yılının 24 Ocak’ını gösterene kadar düşe kalka geldi. 1980’e kadar üretim sorunları, kentlere göç, enflasyon ve benzeri sorunlar gündemden düşmede de Türk tarım ve hayvancılığı-Türk köylüsü önemli ölçüde devlet korumasındaydı. İthalatın etkisiyle 1960’ta 42 bin olan traktör 1970’te 100 bine, 1980’de 430 bine yükseldi. Makineleşme ve teknik sebeplerle üretimde verimlilik yükseldi. Tarımda sulama projeleri ile sulu tarım arttı. Hayvancılıkta ıslah ve sınırlı damızlık ithalatı, kanatlı sektöründeki gelişmeler ile hayvancılık sektörü hedeflendiği kadar olmasa da gelişti. 

   Cumhuriyetin ilk yıllarında temelleri atılan; Hayvan sağlığı ve üretimi alanında hizmet veren veteriner işleri genel müdürlüğü, bitki sağlığı ve üretimi alanında hizmet veren, ziraat işleri genel müdürlüğü gibi köklü teşkilatlanmalar bu dönemde etkin oldu. Bağımsız ve güçlü bu birimler sayesinde 1950 yılında ülke nüfusu 21 milyon civarındayken mevcut hayvan varlığı, toplamda 53 milyondu 1980 yılına geldiğimizde nüfusumuz 45 milyona yaklaştığında orantılı olarak yükseldi. Bu dönemde hayvan varlığımızın nüfus artışımıza uyumlu oranda arttığını söyleyebiliriz.

       Bu dönemde genel olarak, Devletçi politikalar zamanla zayıfladı. Eğitim, teknoloji, sanayi Avrupa’ya ayak uyduramadı. Yurt dışına işçi olarak giden insanımızın ailesine gönderdiği döviz ekonomi için önemli bir gelir kaynağı haline geldi. Gelir dağılımı ve yaşam standartlarında adaletsizlik hep vardı. Bununla birlikte birçok sektörde 1980 sonrası dönem, geçmişi aratır şekilde gelişmelere sahne oldu. 24 Ocak 1980 yeni bir dönüm noktası oldu. Peki, bu tarih neden önemli? Sonrasında tarım ve hayvancılık alanında ne gibi gelişmeler yaşandı? Haftaya devam etmek üzere… 

Yabancı Çoban 1950-1980

Yazarın Diğer Yazıları