Türk tarım ve hayvancılığını matematiksel hesapların ötesinde, Türkiye için beka meselesi olarak ele aldığım “Yabancı Çoban” yazı dizisinin beşinci bölümündeyiz. Köşeme ilk kez misafir olan okuyucularımızın, söz konusu milli meseleye ilgi duyacağını ve önceki bölümleri okumak için web sitesinde yer alan arşive müracaat edeceklerini ümit ediyorum.
Uzun yıllardır eğitim, sanayi, teknoloji, savunma, tarım ve hayvancılık alanlarında yeterli yenilik ve gelişmeleri takip edemeyen politikalar uygulanmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında kendi uçağını üreten, tavukçuluk alanında çalışmalar yapan, Karacabey Esmeri, Karacabey Merinosu gibi kendi yerli ve yüksek verimli ırklarını geliştiren, köy enstitüleriyle her anlamda kırsal kalkınmayı hedefleyen, dünyada ilk kök hücre çalışmalarını yapan, yerli ilaç üreten Türkiye için hızlı yükseliş dönemi kısa sürmüş, adeta bir duraklama dönemi yaşanmıştı. İç ve dış nedenlerle gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmıştık.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ise; Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs’ı kurtardığımız için cezalandırılmıştık adeta. Amerika tarafından 1975’ten itibaren uygulanan, resmiyette sadece silah alanında olan ancak ekonominin her alanına etki eden ambargo çok ciddi ekonomik ve toplumsal krizlere yol açtı. Küresel petrol fiyatlarının aşırı yükselmesi, Rusya, Amerika ve Avrupa ülkelerindeki ekonomik gelişmeler durumu daha da tırmandırdı. Ülkemizde mazot, tüp, ekmek kuyruklarına girilen günler bu tarihten sonra yaşandı.
Ekonomi bozulunca her şey bozulur denir ya öyle oldu gerçekten.
Siyasi ve toplumsal olaylar peş peşe patlak verdi. Süleyman Demirel’in “Boş tencere hükümeti yıkar” tespitini haklı çıkarır gelişmelere sahne oluyordu Ülke. Ambargonun faydaları da oldu bir bakıma. Kırsaldan kentlere göç dalgası tersine döndü mesela. Şehirlerde geçinmekte zorlanan halk tekrar köyüne dönüp üretime başladı. Amerika silah ve teçhizat göndermeyince, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Vakfı’nda halktan toplanan 125 bin lira ile savunma sanayimizin bel kemiği Aselsan 14 Kasım 1975 yılında kuruldu. MKE ambargo sonrası güçlendi ve yeniden yapılandı. Daha birçok alanda yerli kaynaklar daha verimli şekilde kullanılmaya başlandı mecburen. Ambargo resmiyette 3,5 yıl sürdü. Halkımız için oldukça sancılı bir dönem yaşandı. Karşılaşılan zorluklar nedeniyle kendi kendimize ayakta durmayı öğrenmeye başlamıştık bir bakıma.
Böylesine zor günlerin yaşandığı Türkiye’de takvimler 24 Ocak 1980 yılını gösterdi nihayet. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından Başbakanlık Müsteşarı olarak ekonominin başına getirilen Turgut Özal tarafından Meclis’e bir dosya getirildi. Ülke olarak borçlu olduğumuz Amerika ve Dünya Bankası’nda daha önce çalışmış ve bir bakıma ekonomi yönetimini alacaklıdan! öğrenen Turgut Özal’ın çok kısa sürede hazırladığı ve önce Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’ sunarak onay alındığı söylenen kararlar bir gecede alelacele meclisten geçti.
Birçok uzman tarafından Cumhuriyet tarihinin en keskin politika değişikliği ve kırılma noktası olarak kabul edilen 24 Ocak 1980’de özetle;
*Para arzının kısılması ve serbest faize geçilmesi,
*Türk Lirası’nın yüksek oranda devalüasyona maruz bırakılması,
**Kamu harcamalarının kısılması, bütçe açığının küçültülmesi,
*Kamu İktisadi Teşekküllerinin özelleştirilmesi ve üretilen ürünlere, açıklarını kapatmaları için zam yapma yetkisinin verilmesi,
*Tarım ve hayvancılık alanında en az 25 kalemde var olan ve üreticiyi serbest piyasanın gazabından koruyan alım garantisinin kaldırılması,
*Sübvansiyonların asgariye indirilmesi ve fiyat kontrollerinin azaltılması,
*Sabit döviz kurundan vazgeçilerek, esnek döviz kuru uygulamasına geçilmesi,
*Yabancı sermaye girişini hızlandıracak önlemlerin alınması,
*İhracata dayalı sanayileşme özendirilirken, ihracata (vergi, ucuz kredi ve döviz kullanım kolaylıkları) sürekli destek verilmesi… Yönünde kararlar alındı.
Hükümet alınan kararları uygulamak istiyordu fakat kamu bürokrasisinden ve halktan ciddi dirençle karşılaştı.
Ekonomik sorunlar toplumsal ve siyasi olaylar sonrası II. Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel'in, "Bir yıl önce planlamıştık. Ama şartların olgunlaşmasını bekledik." Dediği şartlar olgunlaştı ve Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren meşhur ifadeyle “Darbe” yaparak yönetime el koydu. Kenan Evren darbeden çok sonra 32. Gün programında verdiği mülakatta darbeyi 24 Ocak kararlarını Meclisten geçirmek için almadıklarını. Bununla birlikte “yönetime el koymasaydık hükümet kararları uygulayamayacaktı” diyecekti.
Her alanda olduğu gibi tarım ve hayvancılık alanında da 24 Ocak kararlarının Ülkemiz açısından halen süregelen pek çok olumsuz sonuçları olduğu düşünülmektedir.
Tarım ve hayvancılık alanında istenen düzeyde olmamakla birlikte, kendi kendimize yeten üretim hacmimiz düştü. Nüfus artışına orantılı olarak artan hayvan varlığımızda ki artış durdu hatta azaldı. Kırsalda yaşayan, tarım ve hayvancılıkla geçinen nüfus kaderine terkedilince köyünde yaşamakta zorlandı. Mecburen kentlere göçtü. Alın teriyle üretmek toprakla hayvanla uğraşmak hem zordu hem de karın doyurmuyordu. Şehir hayatı daha cazipti. Ticarette ve tüketim malları sanayisinde kar çok yüksekti. Piyasa ekonomisi o kadar serbest bırakıldı ki zengin ile fakir arasında uçurum hızla yükseldi. Kolay zengin olma hevesi memleketin her yerinde aile facialarına yol açtı.
24 Ocak kararları doğrultusunda yapılan uygulamalar hayvancılığı ve sağlığı vurdu.
Devletin eli tarım ve hayvancılıktan çekildi. Temelleri Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan Hayvan sağlığı ve üretimi alanında hizmet veren Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, bitki sağlığı ve üretimi alanında hizmet veren, ziraat işleri genel müdürlüğü, üreticiyi koruyan süt endüstrisi ve Et Balık Kurumu gibi köklü kurumlar 1984 yılında yürürlüğe giren mevzuat doğrultusunda kapatıldı. Uzun yıllardır mücadele edilen ve ciddi mesafe alınan brucelloz ve tüberküloz gibi hayvanları ve aynı zamanda insanları etkileyen hastalıklarla mücadele aksamaya başladı.
Köylü yeterli eğitimi alamamıştı. Kendisini iktisadi olarak koruyacak tedbirler konusunda alt yapısı yoktu.
Kooperatifleşme sağlanamamıştı henüz. Et Balık Kurumu Süt Endüstrisi Kurumu gibi koruyucu taban fiyat uygulaması yapan kurumlar kapanınca serbest piyasa koşullarına hazırlıksız yakalandı yoksullaştı. Hayvan varlığımız geçmiş yıllarda nüfus artışıyla orantılı olarak artan bir grafik izlemişti. 1980 sonrası ise: 20 yılda yüzde 50 oranında artan nüfusa rağmen hayvan varlığımız yüzde 50 azaldı. Hâlbuki geçmişle aynı ivmeyle artış olsaydı hayvan varlığımız 100 milyonu aşacaktı. Sayı azaldı ama hayvan başına düşen verim yükseldi diyebilsek bir nebze içimize su serpilecek fakat verimlerde aradaki farkı etkileyecek kadar yükselmedi maalesef.
1980-2000 Yılları Hayvan Varlığı YIL Sığır (Baş) Koyun (Baş) Keçi (Baş) Manda (Baş) Toplam Ülke Nüfusu 1980 15.894.000 48.630.000 19.043.008 1.031.000 84.598.008 43.905.790 1981 15.981.000 49.598.000 18.926.000 1.002.000 85.507.000 44.936.836 1982 14.484.000 49.636.000 18.213.000 808.000 83.141.008 45.997.940 1983 14.099.000 48.707.008 16.732.000 758.000 80.296.008 47.072.603 1984 12.410.000 40.391.008 13.100.000 544.000 66.445.008 48.138.191 1985 12.466.000 42.500.000 13.336.000 551.000 68.853.000 49.178.079 1986 12.713.000 43.758.000 13.406.000 540.000 70.417.000 50.186.914 1987 12.713.000 43.796.000 13.057.000 524.000 70.090.000 51.168.270 1988 12.562.000 45.384.000 12.914.000 485.000 71.345.000 52.125.597 1989 12.173.000 43.647.008 11.942.000 429.000 68.191.000 53.065.801 1990 11.377.000 40.553.008 10.977.000 371.000 63.278.008 53.994.605 1991 11.973.000 40.433.008 10.764.000 366.000 63.536.008 54.911.233 1992 11.951.000 39.416.000 10.454.000 352.000 62.173.000 55.815.175 1993 11.910.000 37.541.000 10.133.000 316.000 59.900.000 56.713.073 1994 11.901.000 35.646.000 9.564.000 305.000 57.416.000 57.613.441 1995 11.789.000 33.791.000 9.111.000 255.000 54.946.000 58.522.320 1996 11.886.000 33.072.000 8.951.000 235.000 54.144.000 59.442.502 1997 11.185.000 30.238.000 8.376.000 194.000 49.993.000 60.372.413 1998 11.031.000 29.435.000 8.057.000 176.000 48.699.000 61.308.204 1999 11.054.000 30.256.000 7.774.000 165.000 49.249.000 62.243.779 2000 10.761.000 28.492.000 7.201.000 146.000 46.600.000 63.174.483
Kaynak: TÜİK. Verileri
Hayvan sayısı verilerini değerlendirirken göz ardı edilmemesi gereken bir ayrıntı.
1980-2000 yıllarına ait hayvan sayılarının yer aldığı tabloyu değerlendirirken dikkate almamız gereken bir detayı belirteyim.2000 yılı öncesi hayvan sayımları ahırda merada tespit edilen hayvan sayılarıdır. Tespit edilemeyen, vergi çıkar düşüncesiyle gizlenen hayvanların var olma ihtimali hesaba katıldığında tablodaki sayılar gerçek sayının altında rakamlar olarak kabul edilebilir.
Ancak; sığırlar 2002 yılından koyunlar ise 2010 yılından itibaren küpelenerek kayıt altına alınmaya başlanmıştır. 2016 yılında ise dijital sistemler birleştirilerek daha verimli hale gelmiştir. Günümüzde çiftlik hayvanlarının tamamı Türkvet Ulusal Veri Sistemine kaydedilen kulak küpe numaraları ile tescillenmiş durumdadır. Hayvan sayımı ihtiyaca binaen zaman-zaman eski usulde mahallinde sayılmakla birlikte, güncel hayvan varlığı verilerimiz dijital olarak tespit edilen verilerden hesap edilmektedir.
Bu durumda kurban bayramında resmi mezbahaya gitmeden köyde, bahçede, kesim alanında veya satış yerinde kesilen hayvanlar ile öldüklerinde zamanında sistemsel düşümü yapılmayan hayvanlar yaşıyor gibi sayılmaktadır. Kulak küpesi düşen ve bu halde satılan hayvanlara yeniden takılan küpeler ise 1 hayvanın 2 hayvan olarak kaydedilmesine yol açmaktadır. Sonuç olarak ekranda var olandan daha fazla hayvan varlığını görüyor olabiliriz.
Köyden şehre göç hızlandı.
Askeri yönetim sonrası kalkan tarım destekleri ve uygulanan yanlış politikalar nedeniyle üretici fakirleşti. Köylünün gelirleri ile şehirlerde yaşayan insanların gelirleri arasındaki makas açıldı. Devletin koruyucu elleri tarım ve hayvancılık sektöründen büyük oranda çekilince köylü de üretimden çekilmeye başladı. Tarım arazileri boş kalıyordu. Tesadüftür! Bu dönemde Ülkemize Dünya Bankası gibi kredi imkânı sağlayan ülkelerin içinde olduğu birçok ülkeye karşılıklılık esası olmadan toprak satışının yolu açıldı kanunlarla. Anayasaya aykırılık taşıdığı için mahkemece iptal edildi. Basında Arapların sahil kesimine rağbet ettiği yazıldı28 Şubat 1985 Cuma günü gazeteler Turgut Özal’ın “ Gazetelerde ülke çıkarlarını dikkate almayan yazılar çıkıyor. Boğaziçi’ni hediye etmiyoruz. Dostlarımıza satıyoruz. Prens Abdullah Boğaz’daki tepeyi parasıyla satın aldı.” Şeklinde beyanatları yazıldı. Yabancılara tekrar imkân verilseydi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi tarım arazilerini satın almazlar mıydı? Cevabı tahmin etmek zor olmasa gerek.
Kaynak: Yabancılara Toprak Satışı: Neo-Liberalizmin Kıskacında Türkiye Toprakları 2. Baskı
1987 de siyasi yasakların sona ermesiyle kırsal kesimden oy alma kaygıları tarım ve hayvancılıktaki destekleri arttırdı. Tarımsal üretim göreceli olarak arttı. Kırsaldan kente göç azaldı. Fakat bu olumlu politikalar hem eksik uygulandı hem de kısa vadeli planlarla devreye sokuldu. Bu sebeple iyileşme kısa sürdü. 1990 sonrası tarım ve hayvancılık tekrar durakladı hatta kötüye gitti.
1927-2022 arası Kent ve Kırsalda Yaşayan Nüfus ve Toplam Nüfusa Oranları YIL KENTSEL NÜFUS TOPLAMA ORANI (%) KIRSAL NÜFUS TOPLAMA ORANI(%) TOPLAM NÜFUS 1927 3.305.879 24,2 10.342.391 75,8 13.648.270 1935 3.802.642 23,5 12.355.376 76,5 16.158.018 1940 4.346.249 24,4 13.474.701 75,6 17.820.950 1945 4.687.102 24,9 14.103.027 75,1 18.790.174 1950 5.244.337 25,0 15.702.851 75,0 20.947.188 1955 6.927.343 28,8 17.137.420 71,2 24.064.763 1960 8.859.731 31,9 18.895.089 68,1 27.754.820 1965 10.805.817 34,4 20.585.604 65,6 31.391.421 1970 13.691.101 38,5 21.914.075 61,6 35.605.176 1975 16.896.068 41,2 23.478.651 58,2 40.347.719 1980 19.645.007 43,9 25.019.950 56,1 44.736.957 1985 26.865.757 53,0 23.798.701 47,0 50.664.458 1990 33.323.651 59,0 23.149.684 41,0 56.473.035 2000 44.006.274 64,9 23.797.653 35,1 67.803.927 2022 70.562.444 82,7 14.760.947 17,3 85.323.391
Kaynak: TÜİK verileri.
Balık tutmayı öğrenemedik.
Yerli hayvan ırklarımızı ıslah edip yüksek verimli hale getiremediğimiz gibi elde olanı da yitirmeye başladık. Yalnızca koyun ve sığırdan bahsetmek eksi olur. Kanatlı sektöründe de durum benzer. Yerli ırklarımızı ıslah edip kendi yumurtacı tavuğumuzu kendi etçi pilicimizi geliştiremedik. Damızlık ( Grandparents ) hayvanları olan küresel büyük firmalardan melez hatları sürekli olarak ithal etmeye mahkûm olduk. Yabancı şirketler balık tutmayı öğretmedi bize, öğretmez de. Zira milyar dolar vererek ithal damızlık tavuklar öldüğünde gidip yenisini alıyoruz mecburen.
Bahsedilen yıllarda yabancı çoban sahnede değildi henüz ama kuliste hazırlanıyordu. Büyük Ortadoğu projesinin tohumları atılmaya başlıyor, sınır komşularımızda iç karışıklıklar ve savaşlar yaşanıyordu. Kenan Evren ve ekibinin dediği gibi; “Şartlar olgunlaşıyordu! “ Haftaya görüşmek üzere…