Nevzat Algan

Yabancı Çoban 1980-2000

Nevzat Algan

Türk tarım ve hayvancılığını matematiksel hesapların ötesinde, Türkiye için beka meselesi olarak ele aldığım “Yabancı Çoban” yazı dizisinin beşinci bölümündeyiz. Köşeme ilk kez misafir olan okuyucularımızın, söz konusu milli meseleye ilgi duyacağını ve önceki bölümleri okumak için web sitesinde yer alan arşive müracaat edeceklerini ümit ediyorum.

Uzun yıllardır eğitim, sanayi, teknoloji, savunma, tarım ve hayvancılık alanlarında yeterli yenilik ve gelişmeleri takip edemeyen politikalar uygulanmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında kendi uçağını üreten, tavukçuluk alanında çalışmalar yapan, Karacabey Esmeri, Karacabey Merinosu gibi kendi yerli ve yüksek verimli ırklarını geliştiren, köy enstitüleriyle her anlamda kırsal kalkınmayı hedefleyen, dünyada ilk kök hücre çalışmalarını yapan, yerli ilaç üreten Türkiye için hızlı yükseliş dönemi kısa sürmüş, adeta bir duraklama dönemi yaşanmıştı. İç ve dış nedenlerle gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmıştık. 

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ise; Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs’ı kurtardığımız için cezalandırılmıştık adeta. Amerika tarafından 1975’ten itibaren uygulanan, resmiyette sadece silah alanında olan ancak ekonominin her alanına etki eden ambargo çok ciddi ekonomik ve toplumsal krizlere yol açtı. Küresel petrol fiyatlarının aşırı yükselmesi, Rusya, Amerika ve Avrupa ülkelerindeki ekonomik gelişmeler durumu daha da tırmandırdı. Ülkemizde mazot, tüp, ekmek kuyruklarına girilen günler bu tarihten sonra yaşandı. 

Ekonomi bozulunca her şey bozulur denir ya öyle oldu gerçekten.

Siyasi ve toplumsal olaylar peş peşe patlak verdi. Süleyman Demirel’in “Boş tencere hükümeti yıkar” tespitini haklı çıkarır gelişmelere sahne oluyordu Ülke. Ambargonun faydaları da oldu bir bakıma. Kırsaldan kentlere göç dalgası tersine döndü mesela. Şehirlerde geçinmekte zorlanan halk tekrar köyüne dönüp üretime başladı. Amerika silah ve teçhizat göndermeyince, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Vakfı’nda halktan toplanan 125 bin lira ile savunma sanayimizin bel kemiği Aselsan 14 Kasım 1975 yılında kuruldu. MKE ambargo sonrası güçlendi ve yeniden yapılandı. Daha birçok alanda yerli kaynaklar daha verimli şekilde kullanılmaya başlandı mecburen. Ambargo resmiyette 3,5 yıl sürdü. Halkımız için oldukça sancılı bir dönem yaşandı. Karşılaşılan zorluklar nedeniyle kendi kendimize ayakta durmayı öğrenmeye başlamıştık bir bakıma. 

Böylesine zor günlerin yaşandığı Türkiye’de takvimler 24 Ocak 1980 yılını gösterdi nihayet. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından Başbakanlık Müsteşarı olarak ekonominin başına getirilen Turgut Özal tarafından Meclis’e bir dosya getirildi. Ülke olarak borçlu olduğumuz Amerika ve Dünya Bankası’nda daha önce çalışmış ve bir bakıma ekonomi yönetimini alacaklıdan! öğrenen Turgut Özal’ın çok kısa sürede hazırladığı ve önce Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’ sunarak onay alındığı söylenen kararlar bir gecede alelacele meclisten geçti. 

Birçok uzman tarafından Cumhuriyet tarihinin en keskin politika değişikliği ve kırılma noktası olarak kabul edilen 24 Ocak 1980’de özetle; 

*Para arzının kısılması ve serbest faize geçilmesi, 

*Türk Lirası’nın yüksek oranda devalüasyona maruz bırakılması, 

**Kamu harcamalarının kısılması, bütçe açığının küçültülmesi, 

*Kamu İktisadi Teşekküllerinin özelleştirilmesi ve üretilen ürünlere, açıklarını kapatmaları için zam yapma yetkisinin verilmesi, 

*Tarım ve hayvancılık alanında en az 25 kalemde var olan ve üreticiyi serbest piyasanın gazabından koruyan alım garantisinin kaldırılması,

 *Sübvansiyonların asgariye indirilmesi ve fiyat kontrollerinin azaltılması, 

*Sabit döviz kurundan vazgeçilerek, esnek döviz kuru uygulamasına geçilmesi, 

*Yabancı sermaye girişini hızlandıracak önlemlerin alınması,

*İhracata dayalı sanayileşme özendirilirken, ihracata (vergi, ucuz kredi ve döviz kullanım kolaylıkları) sürekli destek verilmesi… Yönünde kararlar alındı. 

Hükümet alınan kararları uygulamak istiyordu fakat kamu bürokrasisinden ve halktan ciddi dirençle karşılaştı

Ekonomik sorunlar toplumsal ve siyasi olaylar sonrası  II. Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel'in, "Bir yıl önce planlamıştık. Ama şartların olgunlaşmasını bekledik."  Dediği şartlar olgunlaştı ve Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren meşhur ifadeyle “Darbe” yaparak yönetime el koydu.  Kenan Evren darbeden çok sonra 32. Gün programında verdiği mülakatta darbeyi 24 Ocak kararlarını Meclisten geçirmek için almadıklarını. Bununla birlikte “yönetime el koymasaydık hükümet kararları uygulayamayacaktı” diyecekti. 

Her alanda olduğu gibi tarım ve hayvancılık alanında da 24 Ocak kararlarının Ülkemiz açısından halen süregelen pek çok olumsuz sonuçları olduğu düşünülmektedir

Tarım ve hayvancılık alanında istenen düzeyde olmamakla birlikte, kendi kendimize yeten üretim hacmimiz düştü. Nüfus artışına orantılı olarak artan hayvan varlığımızda ki artış durdu hatta azaldı. Kırsalda yaşayan, tarım ve hayvancılıkla geçinen nüfus kaderine terkedilince köyünde yaşamakta zorlandı. Mecburen kentlere göçtü. Alın teriyle üretmek toprakla hayvanla uğraşmak hem zordu hem de karın doyurmuyordu. Şehir hayatı daha cazipti. Ticarette ve tüketim malları sanayisinde kar çok yüksekti. Piyasa ekonomisi o kadar serbest bırakıldı ki zengin ile fakir arasında uçurum hızla yükseldi. Kolay zengin olma hevesi memleketin her yerinde aile facialarına yol açtı. 

24 Ocak kararları doğrultusunda yapılan uygulamalar hayvancılığı ve sağlığı vurdu.

Devletin eli tarım ve hayvancılıktan çekildi. Temelleri Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan Hayvan sağlığı ve üretimi alanında hizmet veren Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, bitki sağlığı ve üretimi alanında hizmet veren, ziraat işleri genel müdürlüğü, üreticiyi koruyan süt endüstrisi ve Et Balık Kurumu gibi köklü kurumlar 1984 yılında yürürlüğe giren mevzuat doğrultusunda kapatıldı. Uzun yıllardır mücadele edilen ve ciddi mesafe alınan brucelloz ve tüberküloz gibi hayvanları ve aynı zamanda insanları etkileyen hastalıklarla mücadele aksamaya başladı.

 Köylü yeterli eğitimi alamamıştı. Kendisini iktisadi olarak koruyacak tedbirler konusunda alt yapısı yoktu. 

Kooperatifleşme sağlanamamıştı henüz. Et Balık Kurumu Süt Endüstrisi Kurumu gibi koruyucu taban fiyat uygulaması yapan kurumlar kapanınca serbest piyasa koşullarına hazırlıksız yakalandı yoksullaştı. Hayvan varlığımız geçmiş yıllarda nüfus artışıyla orantılı olarak artan bir grafik izlemişti. 1980 sonrası ise:  20 yılda yüzde 50 oranında artan nüfusa rağmen hayvan varlığımız yüzde 50 azaldı. Hâlbuki geçmişle aynı ivmeyle artış olsaydı hayvan varlığımız 100 milyonu aşacaktı. Sayı azaldı ama hayvan başına düşen verim yükseldi diyebilsek bir nebze içimize su serpilecek fakat verimlerde aradaki farkı etkileyecek kadar yükselmedi maalesef.

1980-2000 Yılları Hayvan Varlığı

YIL

Sığır (Baş)

Koyun (Baş)

Keçi (Baş)

Manda (Baş)

Toplam

Ülke Nüfusu

1980

15.894.000

48.630.000

19.043.008

1.031.000

84.598.008

43.905.790

1981

15.981.000

49.598.000

18.926.000

1.002.000

85.507.000

44.936.836

1982

14.484.000

49.636.000

18.213.000

808.000

83.141.008

45.997.940

1983

14.099.000

48.707.008

16.732.000

758.000

80.296.008

47.072.603

1984

12.410.000

40.391.008

13.100.000

544.000

66.445.008

48.138.191

1985

12.466.000

42.500.000

13.336.000

551.000

68.853.000

49.178.079

1986

12.713.000

43.758.000

13.406.000

540.000

70.417.000

50.186.914

1987

12.713.000

43.796.000

13.057.000

524.000

70.090.000

51.168.270

1988

12.562.000

45.384.000

12.914.000

485.000

71.345.000

52.125.597

1989

12.173.000

43.647.008

11.942.000

429.000

68.191.000

53.065.801

1990

11.377.000

40.553.008

10.977.000

371.000

63.278.008

53.994.605

1991

11.973.000

40.433.008

10.764.000

366.000

63.536.008

54.911.233

1992

11.951.000

39.416.000

10.454.000

352.000

62.173.000

55.815.175

1993

11.910.000

37.541.000

10.133.000

316.000

59.900.000

56.713.073

1994

11.901.000

35.646.000

9.564.000

305.000

57.416.000

57.613.441

1995

11.789.000

33.791.000

9.111.000

255.000

54.946.000

58.522.320

1996

11.886.000

33.072.000

8.951.000

235.000

54.144.000

59.442.502

1997

11.185.000

30.238.000

8.376.000

194.000

49.993.000

60.372.413

1998

11.031.000

29.435.000

8.057.000

176.000

48.699.000

61.308.204

1999

11.054.000

30.256.000

7.774.000

165.000

49.249.000

62.243.779

2000

10.761.000

28.492.000

7.201.000

146.000

46.600.000

63.174.483

Kaynak: TÜİK. Verileri

Hayvan sayısı verilerini değerlendirirken göz ardı edilmemesi gereken bir ayrıntı.

1980-2000 yıllarına ait hayvan sayılarının yer aldığı tabloyu değerlendirirken dikkate almamız gereken bir detayı belirteyim.2000 yılı öncesi hayvan sayımları ahırda merada tespit edilen hayvan sayılarıdır. Tespit edilemeyen, vergi çıkar düşüncesiyle gizlenen hayvanların var olma ihtimali hesaba katıldığında tablodaki sayılar gerçek sayının altında rakamlar olarak kabul edilebilir.

Ancak; sığırlar 2002 yılından koyunlar ise 2010 yılından itibaren küpelenerek kayıt altına alınmaya başlanmıştır. 2016 yılında ise dijital sistemler birleştirilerek daha verimli hale gelmiştir. Günümüzde çiftlik hayvanlarının tamamı Türkvet Ulusal Veri Sistemine kaydedilen kulak küpe numaraları ile tescillenmiş durumdadır. Hayvan sayımı ihtiyaca binaen zaman-zaman eski usulde mahallinde sayılmakla birlikte, güncel hayvan varlığı verilerimiz dijital olarak tespit edilen verilerden hesap edilmektedir. 

Bu durumda kurban bayramında resmi mezbahaya gitmeden köyde, bahçede, kesim alanında veya satış yerinde kesilen hayvanlar ile öldüklerinde zamanında sistemsel düşümü yapılmayan hayvanlar yaşıyor gibi sayılmaktadır. Kulak küpesi düşen ve bu halde satılan hayvanlara yeniden takılan küpeler ise 1 hayvanın 2 hayvan olarak kaydedilmesine yol açmaktadır.  Sonuç olarak ekranda var olandan daha fazla hayvan varlığını görüyor olabiliriz.

Köyden şehre göç hızlandı. 

Askeri yönetim sonrası kalkan tarım destekleri ve uygulanan yanlış politikalar nedeniyle üretici fakirleşti. Köylünün gelirleri ile şehirlerde yaşayan insanların gelirleri arasındaki makas açıldı. Devletin koruyucu elleri tarım ve hayvancılık sektöründen büyük oranda çekilince köylü de üretimden çekilmeye başladı. Tarım arazileri boş kalıyordu. Tesadüftür! Bu dönemde Ülkemize Dünya Bankası gibi kredi imkânı sağlayan ülkelerin içinde olduğu birçok ülkeye karşılıklılık esası olmadan toprak satışının yolu açıldı kanunlarla. Anayasaya aykırılık taşıdığı için mahkemece iptal edildi. Basında Arapların sahil kesimine rağbet ettiği yazıldı28 Şubat 1985 Cuma günü gazeteler Turgut Özal’ın “ Gazetelerde ülke çıkarlarını dikkate almayan yazılar çıkıyor. Boğaziçi’ni hediye etmiyoruz. Dostlarımıza satıyoruz. Prens Abdullah Boğaz’daki tepeyi parasıyla satın aldı.” Şeklinde beyanatları yazıldı. Yabancılara tekrar imkân verilseydi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi tarım arazilerini satın almazlar mıydı?  Cevabı tahmin etmek zor olmasa gerek.

Açıklama: C:\Users\LENOVO\Desktop\KOCATEPE GAZETESİ\Toprak satışı.jpg

Kaynak: Yabancılara Toprak Satışı: Neo-Liberalizmin Kıskacında Türkiye Toprakları 2. Baskı

 

1987 de siyasi yasakların sona ermesiyle kırsal kesimden oy alma kaygıları tarım ve hayvancılıktaki destekleri arttırdı. Tarımsal üretim göreceli olarak arttı. Kırsaldan kente göç azaldı. Fakat bu olumlu politikalar hem eksik uygulandı hem de kısa vadeli planlarla devreye sokuldu. Bu sebeple iyileşme kısa sürdü. 1990 sonrası tarım ve hayvancılık tekrar durakladı hatta kötüye gitti. 

      1927-2022 arası Kent ve Kırsalda Yaşayan Nüfus ve Toplam Nüfusa Oranları 

YIL

KENTSEL NÜFUS

TOPLAMA ORANI (%)

KIRSAL NÜFUS

TOPLAMA ORANI(%)

TOPLAM NÜFUS

1927

3.305.879

24,2

10.342.391

75,8

13.648.270

1935

3.802.642

23,5

12.355.376

76,5

16.158.018

1940

4.346.249

24,4

13.474.701

75,6

17.820.950

1945

4.687.102

24,9

14.103.027

75,1

18.790.174

1950

5.244.337

25,0

15.702.851

75,0

20.947.188

1955

6.927.343

28,8

17.137.420

71,2

24.064.763

1960

8.859.731

31,9

18.895.089

68,1

27.754.820

1965

10.805.817

34,4

20.585.604

65,6

31.391.421

1970

13.691.101

38,5

21.914.075

61,6

35.605.176

1975

16.896.068

41,2

23.478.651

58,2

40.347.719

1980

19.645.007

43,9

25.019.950

56,1

44.736.957

1985

26.865.757

53,0

23.798.701

47,0

50.664.458

1990

33.323.651

59,0

23.149.684

41,0

56.473.035

2000

44.006.274

64,9

23.797.653

35,1

67.803.927

2022

70.562.444

82,7

14.760.947

17,3

85.323.391

Kaynak: TÜİK verileri.

 

Balık tutmayı öğrenemedik.

Yerli hayvan ırklarımızı ıslah edip yüksek verimli hale getiremediğimiz gibi elde olanı da yitirmeye başladık. Yalnızca koyun ve sığırdan bahsetmek eksi olur. Kanatlı sektöründe de durum benzer. Yerli ırklarımızı ıslah edip kendi yumurtacı tavuğumuzu kendi etçi pilicimizi geliştiremedik. Damızlık  ( Grandparents ) hayvanları olan küresel büyük firmalardan melez hatları sürekli olarak ithal etmeye mahkûm olduk.  Yabancı şirketler balık tutmayı öğretmedi bize, öğretmez de. Zira milyar dolar vererek ithal damızlık tavuklar öldüğünde gidip yenisini alıyoruz mecburen. 

 

Bahsedilen yıllarda yabancı çoban sahnede değildi henüz ama kuliste hazırlanıyordu. Büyük Ortadoğu projesinin tohumları atılmaya başlıyor, sınır komşularımızda iç karışıklıklar ve savaşlar yaşanıyordu. Kenan Evren ve ekibinin dediği gibi;  “Şartlar olgunlaşıyordu! “ Haftaya görüşmek üzere…

Yazarın Diğer Yazıları