Nevzat Algan

Zaman Görecesi

Nevzat Algan

Zaman Görecesi

Hepimiz zaman kavramından söz ederiz sohbetlerde. Zamanın hızlı geçtiğinden, su gibi aktığından dem vurulur. Göz açıp kapayıncaya nasıl geçti koca bir yıl, akıl erdiremez insan. Artık zaman daha hızlı ilerliyor, sanki pazartesiden-cumaya bir gün gibi geçiyor, 2025 e alışamadan 2026 geldi diyenleri duyuyoruz çokça.

Göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçen günlerin hatta yılların faturası, insanı meşgul eden yoğun iş temposuna çıkarılır, birde üstüne sosyal medya, hızlı iletişim ve ulaşımın katkıları ilave edilir. Modern kent yaşamının esiri olan insana 24 saatin artık yetmediği, bu nedenle zaman algısının değiştiği söylenir.

Hâlbuki aynı dünyada çocukluk ve gençlik yılları çok yavaş geçer. İki günlük hafta sonu tatilinde deneyimlenen zaman uzunluğu algısı kırklı yaşlarımızın on beş gününe, altmışlı-yetmişli yaşların ise bir ayına bedeldir pek çok zaman. Çocukluk döneminde okullar haziranda kapanıp yaz tatili başlayınca yeni bir hayat başlar, kısacık üç ay, kırklı yaşların üç yılına bedeldir. 

Hele ki erkekler için askerlik dönemi, geçirilen her an hatırlanır neredeyse. Kısa dönem askerlik yapana bile çok uzun gelir zaman. Benim içinde öyle olmuştu, teskereye üç ay kala omzuma taktığım teğmen rütbesini yıllarca taşımış gibi hissetmiştim. Askerliğim biraz daha devam etse albay rütbesini takardım gönülden gördüğüm takvime göre. 

Konunun dışında olmakla birlikte, yaştan bağımsız olarak geçen zaman miktarı algısının hissedilen duyguların gücüyle de ilgisi vardır. Kendimiz veya bir yakınımız hastalanıp ıstırap çektiğinde geceler sabah olmak bilmez. Hasretle birinin yolunu beklediğimizde “Saatler mi durmuş yoksa zaman mı?” Notaları çalınır zihnimizde. 

Gerçekte zaman ölçülebilen bir kavramdır. Yıllar içinde enflasyona uğramıyor, erimiyor, hep aynı biçimde ölçülüyor. Değişen şey bizim algılarımız, yaşlandıkça insanın birçok algısı değiştiği gibi, zaman algısı da değişiyor aslında.

Peki, bizim zihnimizde zamanın eskisinden daha hızlı geçtiği sanısı nasıl oluşuyor. Bilim insanlarına göre bu konuda yaş ve yaşam tarzı belirleyici bir faktör. Zamanın hızlı veya yavaş geçmesi algısının yaşla ilgili olduğunu ortaya koyan birçok bilimsel çalışma mevcut. 

Bu çalışmalarda zaman algısının yaşla yakından ilgili olduğu sonucuna elde ediliyor. Bebeklik dönemi 0-2 yaş, erken çocukluk 3-6 yaş,  orta çocukluk 7-12 yaş ve ergenlik 13–18 yaş, genç yetişkinlik 18–24 yaş arasını kapsıyor. Erken yetişkinlik 25-39 yaş, orta yetişkinlik 40–64 yaş,  genç yaşlılık 65–74 yaş, orta yaşlılık 75-84 yaş ve ileri yaşlılık ise 85 üstü yaşlar için ifade ediliyor. 

Orta çocukluk döneminden geç yetişkinlik dönemi sonuna kadar geçen yaklaşık 17 yılda sürekli devam eden bir öğrenme sürecinde yaşıyoruz. Aile, okul, sosyal çevre ve iş hayatına başlangıç bu dönemde oluyor. Zihnimiz hemen her gün yeni şeylerle karşılaşıp gelişiyor ve bu dönem belleğimizde önemli bir alanı dolduruyor. Çocukluk ve gençlik dönemimizde zamanın ileri yaşlara kıyasla daha yavaş geçip geçmediği konusunda bir deneyimimiz yok. Bu nedenle zaman kavramı hakkında orta yetişkinlik ve sonraki dönemlerde artarak devam eden sorgulama gibi bir derdimiz de olmuyor bu dönemlerde.

Erken yetişkinlik çağında hayat çoğu insan için eskisi kadar çok sürprizlerle dolu değil artık. Ekseriyetle bu dönemde çalışma hayatı başlıyor, yuva kuruluyor. Öğrenme süreci bir ömür devam etse de eskisine oranla yoğunluk azalıyor. Orta yetişkinlik döneminde ve sonrasında öğrenme sürecini sürdürmek için ek bir çaba sarf etmeyenler için ise artık hayat daha da tekdüzeleşiyor. 

Prof. Dr. Aylin Görgün Baran bu alanda yapılan akademik çalışmalardan çıkardığı sonuçları iki başlık altında değerlendiriyor. Baran değerlendirmelerinde özetle;

İnsan yaşlandıkça, geride bıraktığı hayatın neden bu kadar kısa geçtiğini düşünür. Bunun iki temel nedeni vardır.

Birincisi, yaşadıklarımızı belleğimizde nasıl sakladığımızla ilgilidir. Zamanla önemsiz görülen ya da hoş olmayan anılar unutulur, geriye yalnızca az sayıda hatıra kalır. Hatırası az olan bir hayat da insana kısa görünür. Oysa yaşadıklarımız üzerinde düşünür, hatırlamaya ve anlamlandırmaya zaman ayırırsak zihnimiz canlı kalır. Biriken deneyimler, insanı ağırlaştırsa da olgunlaştırır ve bilgeleştirir. Yaşlılıkta bu birikimi bugüne taşıyabilen kişi hayata daha güçlü tutunur. Bunun için gençlikten itibaren bedensel, zihinsel, sosyal ve kültürel yatırımlar yapmak; yaşamı bir sanat gibi yaşamak önemlidir.

İkinci neden ise biyolojiktir. İnsan yaşlandıkça bedeni ve beyni daha hızlı yıpranır. Bu durum, zamanın daha çabuk aktığı hissini doğurur. Genç bir insana uzun gelen yıllar, yaşlı birine kısa gelir. Aslında zaman değişmez; değişen, insanın onu algılayış biçimidir. Herkes zamanı kendi iç saatine göre yaşar 

Sonuç olarak, zamanın hızlı geçtiği duygusu hem hatırlama biçimimizden hem de psikolojik ve biyolojik saatlerimizden kaynaklanır. Bu nedenle her yaşta bilgece davranmak, zihni aktif tutmak ve yaşamı anlamlı kılmak önemlidir. “ diyor. 

Yeni takvim yılını umarım çocukluk ve gençlik dönemimizde sahip olduğumuz zihinsel enerji ve öğrenme hevesiyle yaşar ve güzel pek çok anı biriktiririz. İnşallah zaman bizler için sağlık, huzur ve mutluluk içinde yavaş-yavaş akıp gider. 

Son yıllarda artan bir ivmeyle kaosa sürüklenen dünyamız için 2026 yılının kara bulutlu günlerin sonu, güneşli günlerin başlangıcı olması dilerim…

Yazarın Diğer Yazıları