Şehitsiz günümüz yok. Acı üstüne acı yaşıyoruz. Ne yazık ki hafızalarımız silinmiş, beyinlerimiz adeta sıfırlanmış. Yıllardır hain emellere varılmak için hazırlanan yolun taşları tek tek döşenmiş. Gafletle, korkuyla o kadar iç içe geçmişiz ki, olana bitene “yeter artık” demek aklımızdan bile geçmiyor.
Bu köşeden az çok gazete sayfası karıştıran, ucundan kıyısından televizyon izleyen birisinin bile bilebildiği birkaç konuyu tekrarlayınca, “Bu bilgileri nereden alıyorsunuz, valla konuları çok iyi biliyorsunuz” diye tepkiler alabiliyoruz. Üzülüyoruz ve şaşırıyoruz.
Yanlış anlaşılmasın, biz allame-i cihan olduğumuz iddiasında filan değiliz. Pek çok kimsenin bildiği, anlattığı, yazdığı, bizim de onlardan öğrendiğimiz şeylere bir kez daha dikkat çekmeye çalışıyoruz o kadar.
Mesela, yine geçmişte herkesin gözü önünde olanlardan bir hatırlatmada daha bulunalım. ABD’nin Irak’a saldırdığı yıllarda, 1991’de, meşhur gazetecilerden Güneri Civaoğlu’nun kaleme aldığı satırlardan tanımıştık Kürdistan için döşenen taşları.
Civaoğlu, “Amerikalı Yarbay ile dev Orta Doğu haritasının önündeyiz. Sağ elinin avuç içini Musul ve Kerkük vilayeti olan alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle kelimeleri tane tane seçerek anlatıyor:
-İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek, Saddam çökmüş olacak. Yörede devlet kalmayacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Türkiye’den toprak isteyecekler!’” diye yazıyordu.
“Ama Türkiye’nin uçakları var, tankı, topu var, Kürtlerin böyle bir gücü yok ki!” itirazında bulunan Civaoğlu’na Amerikalı, “Tankları da, topları da, uçakları da olacak!” diyordu.
Yine gazete sütunlarından, ünlü yazarlardan bir alıntı yapalım. 2008 tarihli bir küpür-de 1961’de yaşanan bir olay anlatılıyor:
ABD’nin başkentinde NATO Askeri Komite Karargâhı’nda NATO’nun yeni Genelkurmay Başkanı Fransız General, Karargâhtaki müttefik kuvvetlerin temsilcileri olan proje subaylarını toplamış ve önlerine, ‘kendilerine tevdi edilen proje dosyalarını’ koymuştur. Toplantıda Türkiye’yi temsilen bulunan Kurmay Albay Atıf Erçıkan kendi önüne konan dosyanın kapağını kaldırır ve okumaya başlar:
“Sovyetler Birliği’ne Karşı Uygulanacak Psikolojik Harp Harekâtı”. Tam bu sırada biri Amerikalı, diğeri İngiliz iki NATO Albayı hışımla tepesine dikilip, “Kurmay Başkanı elindeki dosyayı sana yanlışlıkla vermiş, onu derhal geri istiyor” diyerek Erçıkan’ın elindeki dosyaya doğru hamle yaparlar. Türk Albay daha çevik davranarak, “Bu dosya bana yanlışlıkla değil, bilerek verildi” diyerek dosyaya el koyar ve kesinlikle iade etmeyeceğini söyler.
İngiliz ve Amerikalı subaylar Albay Atıf Erçıkan’ı ölümle tehdit eder. Neyse, bu dosyada Rusya’da merkezî otorite çöktükten sonra, on beş, on altı kadar yeni devletin ortaya çıkacağı bu yeni devletlerin beş veya altı tanesinin Türk devleti olacağına dair dokümanlar vardır ve “Türk devletlerinin işgal edecekleri coğrafya, stratejik yönden çok değerli ve tabii kaynaklar bakımından çok zengindir” denilmektedir.
Bu durumda NATO’nun kararı şudur:
“Türkiye Cumhuriyeti ile Doğu Türklerini birleştirmemek için elden gelen yapılmalı, Türkiye ile bu devletler arasında tampon devletler kurulmalı, Türkiye’nin lider devlet olmasını engellemek için siyasî ve ekonomik bütün tedbirler alınmalıdır!”
İşte böyle…
1991’de, 1961’de yazılan, planlananlarla bugün yaşananları yan yana getirelim. Verdiğimiz şehitler, döktüğümüz gözyaşı, yaşadığımız öfke kaç yıl önceden planlanmış. Ve biz hala bir şeyler yeni oluyor, olaylar kendiliğinden gelişiyor zannediyoruz. Ödün vererek kanı durduracağımızı, tavizlerle sorunu çözeceğimizi umuyoruz. Ne yazık…