Son 30 yılını Afyonkarahisar’da Sivil Toplum Kuruluşu yöneticisi olarak geçirmiş bir büyüğümüz aradı geçenlerde. Halen önemli bir Sivil Toplum Kuruluşunun temsilciliğini sürdüren bu isim, bir süredir Antalya’da olduğunu hatırlatarak “Neler oluyor Afyon’da?” diye sordu.
Kendisinin Afyonkarahisar’ın nabzını tutma, vatandaşın gündemini okuma konusundaki tecrübesine güvenirim.
Kastının ne olduğunu anladım aslında… Ama “Hayırdır abi?” dedim; “Ne olmuş ki?”
“Yahu nedir bu kavga ortamı? Herkes birbirini yiyor görüntüsü var şehirde. Sen bunun farkında değil misin? Yaşananları izlemiyor musun?” diye sitem etti.
Şehirden uzak olması nedeniyle biraz ön yargılı davrandığını anladım. “Abi sen daha iyi bilirsin, yılların mücadele ve siyasi dengelerle geçti. Bir kavga tek taraflı olur mu hiç?” diye sordum.
“Olmaz tabii” yanıtını aldım.
Eğer ortada bir kavga varsa, taraflardan birini tamamen günahsız sayamazsınız. Az ya da çok… Kavgadaki tarafların kabahatleri vardır mutlaka karşılıklı olarak.
Afyonkarahisar’da da durumun böyle olduğunu izah etmeye çalıştım. Birilerinin siyasi manevralarını şehirdeki diğer yöneticiler üzerinden yapmaya çalıştığını, bunun da geri teptiğini anlattım.
“Herkese cart-curt edersen, her yaklaşmaya çalışana hart-hurt edersen sonuçta aynı muameleyi görmez misin abi?” diye sordum.
“Öyle mi diyorsun?” yanıtını aldım. “Biz orasını görememişiz demek ki” dedi tecrübeli ağabeyim.
Şimdi “Kimmiş bu ağabey?” diye soranlar olabilir. Fitne her yerde kol geziyor ya;
“Uyduruyor” diye düşünenlere fırsat vermeyelim. Söylemekte beis görmüyorum. Türk-İş İl Temsilcisi Muharrem Uslu bu isim…
***
Telefonu kapattığımda yanımdaki arkadaşlarımla aynı konular üzerine sohbetimizi sürdürdük.
Siyaseti tamamen gerilim üzerinden yürütmenin, her olaya “hesap görme” mantığıyla bakmanın, kaostan beslenmenin, hem kişilere, hem topluma, hem de memlekete verdiği zararlardan bahsettik sonrasında.
“Hacet Makamı”nda olanların, kendisine başvuranları dayatmalarla, zorlamalarla, siyasi polemiklerle meşgul etmesinin doğru olmadığını söyledi arkadaşımın biri. Diğeri itiraz etti: “İyi de, geçmişte o kadar şey yaşanmışken hiçbir şey yaşanmamış gibi mi davranacak insanlar?” diye tepki gösterdi beriki…
“Elbette” dedim aralarına girerek.
“Göreve gelmeden önce ayrım yapmayacağını, insanlara eşit davranacağı, parti rozetini çıkardığını söylüyorsan eğer, göreve gelince bu söylediklerinin gereğini yapacaksın, yapmalısın” dedim.
“Aradaki ara çalıları olmasa daha kolay olur bu söylediklerin” dediğinde arkadaşımın birisi, “Bu memlekette tırnak kaşıyanlar hep bol olmuştur” diye destekledi diğer arkadaşım.
Eski birlik ve beraberlik günlerinden verilen örneklerle sohbet böyle uzadı gitti işte dostlar.
Yanlışımız varsa siz düzeltin…
DAVET EDİLENLER VE DAVET EDİLMEYENLER
Bir süredir neyi konuşuyor bu memleket?
Davet edilenlerle, edilmeyenleri… Katılanlarla, katılmayanları…
Bir bardak suda fırtına kopartıldı adeta. Sonrasında ne oldu. Bakan’ın da katıldığı Kütüphane açılış törenine herkesin davet edildiği, ama “programlara davet edilmedikleri” gerekçesi ile ortalığı ayağa kaldıranların bu açılışa katılmadıkları ortaya çıktı.
Evet, katılmayanların/katılamayanların makul gerekçeleri olabilir. Ama o zaman bu konuları “mesele” etmemek gerekir. Rahmetli Süleyman Demirel’in dedeği gibi; “Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz”
Suni gündemlerle kamuoyunu germemek gerekir. Bundan ne o kişilerin, ne suçladıkları kişilerin, ne de memleketin bir kazancı olmuyor çünkü.
İnanmıyorsanız, bir kez daha denemesi bedava…
***
Bir başka tartışma konusu kütüphane açılışı idi.
Kütüphanenin Afyonkarahisar’a kazandırılmasında çok emek sarf eden Belediye eski Başkanı Mehmet Zeybek’in kütüphane açılışında olmayışı sorgulandı.
Uzaktan bakınca haklı eleştirilerdi. Ama işin detayına inince olayın yüzeysel bakılmaması gereken bir boyutu olduğu anlaşılıyordu.
Bu davet konusunda seçim döneminde yaşananların etkisi olabilir miydi acaba? Mehmet Zeybek ve ekibinin AK Parti aleyhinde çalıştıkları, hatta tahmin edilemeyecek kadar aleyhte oldukları ayyuka çıktı ya seçim sürecinde... O nedenle çağrılmamış olabilir miydi acaba Zeybek açılışa
Ya da hani böcek iddialarının ardından gündeme getirilen ama her nedense üzerine gidilmeyen “ağaç/çiçek alımları” konuları vardı ya…
Bu konular, bu konuların ele alınış ya da alınmayışı etkili olmuş mudur acaba davet mevzuunda?
Uzun uzun konuşmak gerek bu konuları…
VALİ YİĞİTBAŞI’NIN “İÇ SESİ”
Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı bizlerin sevip, saydığı, değer verdiği bir kişi. Devletimizin ilimizdeki 1 numaralı temsilcisi. Kişisel kariyeri ve yetkinliğinin yanı sıra hanımefendiliği ve nezaketi ile her alanda tebarüz ediyor kendisi.
Bu yaşananları kendisine sorduğumuzda “Biz işimize bakıyoruz Sezer Bey. Günlük polemiklerle kaybedecek vaktimiz yok” dese de…
İç sesinin hiç de öyle demediğini tahmin edebiliyoruz aslında… Yani normal şartlarda dememesi lazım. O da etten-kemikten bir insan sonuçta…
Her insanın bir sabır seviyesi vardır. “Ne bu kardeşim? Ben hep sizi şımartmak, hep sizi pışpışlamak zorunda mıyım?” diyordur bence Sayın Vali…
“Bir gün de siz olumlu bir aşama kaydedin de bizi davet edin. Buyurun biz bu işi şu seviyeye getirdik, hep birlikte şöyle yapalım deyin de biz de görelim” diyordur bence Sayın Vali.
Sürekli bir açık arama, sürekli bir eksik bulma, sürekli bir “çakma” sevdası… Namütenahi bir “sürüşme” çabası… Bunları teşvik edeceksiniz, bu yönde çaba gösterip malzeme sağlayacaksınız, hatta maddi-manevi destek vereceksiniz.
Ondan sonra da hep mağdur rolüne yatacaksınız.
Siz olsanız... Sayın Vali Yiğitbaşı’nın yerinde olsanız, ne düşünürdünüz?
“Yaşananlar tamamen travmatik, psikolojik ve patolojik bir vaka” dememek için kendinizi zor tutardınız herhalde.
Böyle düşünüyor mu bilinmez ama düşünüyor olsa bile; yutkunuyordur eminim ki Sayın Valimiz… Dedik ya, hanımefendiliğinden, nezaketinden ve insanlara saygısından ödün verdiğini görmedik bugüne kadar.