Kocatepe Gazetesi’nin de simgesi olan Atatürk’ün Kocatepe’deki o tarihi pozunun nasıl çekildiğini biliyor musunuz?
Büyük Taarruz sabahı yani 26 Ağustos 1922 günü bu tarihi fotoğrafı çekerek Türkiye Cumhuriyeti’ne miras bırakan Etem Tem 1960 yılında gazeteci Fikret Otyam’la yaptığı röportajda Ulus Gazetesi’ne şöyle anlatıyor o anları:
“O sabah Kocatepe’de bulunuyorduk. Taarruz şafak vakti saat 5’de başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa günler ve geceler süren yorgunluğuna karşı ayakta, vaziyeti adım adım takip ediyor, direktifler veriyordu. Bir ara kumandanlardan ayrıldı. Tek başına, kayalıklar arasında dalgın ve düşünceli dolaşmaya başladı. Zaman zaman sahra dürbünleriyle düşman cephesine bakıyordu. Bir aralık o kayalık tepenin ucuna geldi. Hafifçe eğilmişti. Baş parmağı dudaklarının arasındaydı. Hemen objektifimi çevirdim, adeta nefes almayacak kadar sessizlik içinde deklanşöre bastım, resmini çektim. Saat 11’di”
Bu anıt fotoğrafın önemi, Atatürk’ün o an içinde bulunduğu ruh halini temsil etmesi açısından önem taşımaktadır. Bir milletin varı-yoğu, hayat-memat meselesi o an Atatürk’ün omuzlarındadır adeta.
“Ya istiklal, ya ölüm” parolasının tam da gerçekleşme aşamasıdır. Aylardır süren taarruz hazırlıkları ile Türk Milleti’nin yıllardır süren savaş ve hezimet serüveninden geriye kalanlar adeta son “Türk Ordusu” olarak Afyonkarahisar sırtlarında toplanmıştır.
Düşmana ya son darbe vurulacak, ya da olası bir mağlubiyet karşısında, taa Viyana önlerinde başlayan geri çekilme Anadolu bozkırlarında devam edecektir.
Bu poz, işte bu muhasebelerin Atatürk’ün zihnini zorladığı anları tasvir etmektedir.
Atatürk’ün içinde bulunduğu zor karar anlarıyla ilgili dikkat çeken bir başka an da Şuhut’taki Atatürk Evi’nde yaşanan o gecedir.
Kocatepe’ye çıkmadan önce geçirilen o gecede Atatürk neler düşünmüştü? Nasıl bir zihin hesaplaşma içerisinde idi? Bir milletin varlık-yokluk muhasebesi neleri içeriyordu? Şuhut Atatürk Evi’nin duvarları bu zihni muhasebenin adeta tek şahitleri idi.
Eski Afyonkarahisar Valisi Muzaffer Dilek Şuhut Atatürk Evi’ni bir müze haline getirirken bu düşüncelerden yola çıktığını aktırmıştı bir çok kez.
Destanın sonu değil, başlangıcı
Ne yazık ki gün geçtikçe Büyük Taarruz ve Büyük Zafer’in heyecanını biraz daha kaybediyoruz. Taşıdığı önemi biraz daha unutuyoruz.
Oysa Şair’in “Yardım et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın” sözlerinde mana bulan ordu değil miydi bu zaferi kazanan?
Bundan 86 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün sevk ve idaresindeki ordumuz, Anadolu’daki Yunun işgalini sona erdirmek üzere Büyük Taarruz’u başlattığında yalnız İzmir-Afyon havalisi değil, İstanbul da işgal altındaydı. Ülkede bir ekonomik faaliyetten söz etmeye imkan yoktu. Sanayimiz, basit bazı çırçır fabrikalarından ve ilkel dokuma tezgâhlarından ibaretti.
Bütün olumsuzluklara rağmen Türk Ordusunun kendisinden sayıca ve silahça daha üstün olan Yunan Ordusunu 30 Ağustos’ta bozguna uğratarak olağanüstü bir hızla İzmir’de denize döktüğünü bütün dünya hayranlık ve şaşkınlıkla izlemişti.
Aynı zamanda bir askeri deha olan Atatürk büyük bir taarruzla düşmanı yok etme kararını 1922 Haziranında vermişti.
Bu kararını büyük bir disiplin ve gizlilik içinde sadece Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa ile paylaştı, değerlendirdi.
Gizlice ilan edilen seferberlikle artık eli silah tutan herkes askerdi. Her askerin adı da Mehmetçik’ti.
Yunan Ordusunun makinalı tüfek, top, uçak, cephane ve teknik malzeme bakımından üstün olması artık hiç mi hiç önemli değildi.
Anlatırken “dile kolay” gelecek ama, bir destan şöyle gerçekleşti.
28 Temmuz’da ordu komutanları bir futbol maçı gerekçesiyle Akşehir’e çağrıldı. Ancak o gece büyük taarruzun teferruatı konuşuldu. Komutanlara direktifler verildi.
6 Ağustos’ta ordulara gizlice taarruz için hazırlık emri verildi.
13 Ağustos’tan itibaren orduda sevkiyat başladı. Birliklerimiz gece yol aldı, gündüzleri gizlendi.
17 Ağustos’ta Mustafa Kemal Paşa gizlice Ankara’dan bir otomobil ile Akşehir’e, 24 Ağustos’ta da Şuhut’a geçti.
25 Ağustos 1922 günü artık her şey hazırdı. 26 Ağustos sabaha karşı Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile muharebeyi idare etmek üzere KOCATEPE’de yerini aldı.
Ulusumuzu zafere taşıyacak olan Büyük Taarruz 26 Ağustos sabaha karşı 04.30’da Kocatepe’den başladı. Çoğunlukla süngü hücumları ve insan üstü çabalarla gerçekleşen Büyük Taarruz’un ilk iki gününde düşmanın Karahisar’ın güneyinde 50 km. ve doğusunda 20-30 Km. uzunluğundaki cepheleri düşürüldü. Ordumuz 15 günde savaşarak tam 450 Km. ilerledi.
30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz Türk Ordusunun kesin zaferiyle sonuçlandı. Düşman ordusu dört taraftan sarılarak yok edildi.
Yaşanılan herhangi bir askeri zafer değil, bir imparatorluk enkazından yepyeni bir devlet kurmayı mümkün kılmış bir zaferdir.
Bu zafer, Sevr’deki parçalama ve istila emelleri peşinden koşanların planlarının suya düştüğü, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine de silinmeyecek bir damga vuran bir zaferdir. Bu muazzam zafer milletimizin hürriyet ve istiklal inancının ölümsüz bir göstergesidir.
Büyük Taarruz ve sonunda Büyük Zafer Türk Milleti’nin dünyaya meydan okuyuşunun, esarete girmeyeceğini yeniden ilan edişinin en güçlü ifadesidir.
Afyonkarahisar’ın ev sahipliği yaptığı bu savaş ve zafer, aziz milletimizin kahraman ordumuzla kenetlenerek, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve yurdumuzu korumak için verdiği bu kutsal mücadele, onun imanının, yüceliğinin, haksızlığa ve dayatmalara boyun eğmeyen yapısının, vatan sevgisinin yansımasıdır.
Büyük Taarruz ve Büyük Zafer bir destanın sonu değil, başlangıcıdır.