Suriyeliler’e vatandaşlık verecek miyiz, vermeyecek miyiz? TOKİ konutları Suriyeliler’e mi layık, şehit ailelerine mi? Gündemimiz bu şimdilerde.
Sözün başında TOKİ konutları meselesine değinelim. Eğer böyle bir konut varlığımız varsa elbette ki bu konutların tamamı şehit ailelerimizin hakkıdır. Sonrasında geriye kalan varsa, bu milletin ihtiyaç sahibi kesimi sırada beklemektedir. Onların kayıtları da Valiliklerde, Belediyelerde, sosyal yardım kuruluşlarının dosyalarında mevcuttur.
Deniliyor ki, “3 milyon Suriyeli ülkeye taze kan olacak.” İyi de bizim 5 milyon işsizimiz varken bu taze kan işi nasıl olacak?
Yine deniliyor ki, “Bu adamlar memleketini savunmayan, savaş olunca, sıkıyı görünce kaçan vatan hainleri. Bunlardan memleketlerine bir fayda gelmemiş ki, bize ne fayda gelsin” Biz bu görüşe pek katılmıyoruz. Çünkü savaşlar artık eski savaşlar değil ki. Adamların başına her gün bomba yağıyor. Karşılarında düşman yok. ABD bir yandan, Rusya bir yandan bombalıyor. Hastaneleri, Pazar yerleri bile bombalanıyor. Böyle bir ortamda vatan savunması da, örgütlenme de son derece zor. Kaçmak bazen tek çare olabiliyor. Allah kimseyi yurdundan, yuvasından etmesin.
“Vatandaşlık” tartışmaları başladıktan sonra birazcık “kıvırma payı” olarak “Nitelikli olanları vatandaşlığa alacağız” dendi. Bu noktada da şahsen itirazlarımız var. Hani biz Ensar ruhundan bahsediyorduk? Ensar ruhu kapınıza gelenleri “nitelikliler-niteliksizler” diye ayırmayı mı gerektirir? Ensar ruhunu savunuyorsak eğer, gelen herkese kapımızı açmak zorunda değil miyiz?
Tersinden bakalım. Eğer gelenleri “vatan haini” olarak kabul ediyorsak, biz “nitelikli haini” alacağız da, “niteliksiz haini” red mi edeceğiz?
Yüce Türk Milleti, geçmişten bu güne kadar yardım için kapısına geleni, aman dileyeni boş çevirmemiş. Tarih bunun eşsiz örnekleri ile dolu. Bugün Anadolu’da hangi evin kapısını çalsanız, bir parça ekmek, bir bardak su isteseniz size sofralar kurulur. Bu milletin geleneği, genetiği bunu emreder. Amma ve lakin; kapısını çaldığınız evin tapusu size verilmez, o evden hisse teklif edilmez. Edilecekse bile aradan yıllar geçmesi gerekir.
Bir de kapıyı çalmanın, usulü, adabı vardır.
İşte, en son Bulgaristan’daki mezalimden kaçıp gelen, Türk yurduna sığınan kardeşlerimiz en güzel örnektir. Her türlü eziyeti çekmiş, yurdundan, yuvasından kopup gelmiş o insanların hiçbirini sağda, solda dilenirken, parklarda, kırlarda yayılırken, birileriyle ya da birbirleriyle kavga ederken görmedik. Yardım kuruluşlarının kapısında verilen yardımlara burun kıvırırken izlemedik. Aksine çalıştılar, çabaladılar, topluma kendilerini güzellikleriyle kabul ettirdiler. Değerlerini, meziyetlerini ortaya koydular.
Bu millet de onları en sıcak şekilde bağrına bastı.
Bu “vatandaşlık” işi çok netameli bir mesele. Biz “Olmaz, olamaz” diyenlerden değiliz. Ama meseleyi ince eleyip, sık dokumak gerektiğine inanıyoruz.
***
İlahi kadere iman edenlerdeniz. “Olanda, olmuşta hayır vardır” Her ne yaşanıyorsa ilahi takdir öyle olduğu içindir. Tarih kendi yolunda akıp gidecek, insanlar imtihanlarını yaşayacaktır. Önemli olan yükümlülüklerimizi yerine getirip getirmediğimizdir.
Bu görüş penceresinden bakarak Atatürk’ün bir hatırasını hatırlayalım:
1923 Martı’nın 17. günü Mersin’e giren Gazi Mustafa Kemâl Paşa, yaya olarak kafile halinde ilerlerken, büyük bir levha taşıyan birkaç Suriyeli kız karşısına çıkar. Levhada şu cümle yazıyordur:
“SURİYE HEMŞERİNİZİ DE KURTARINIZ…”
Paşa şöyle bir levhaya bakar ardından yavaşça yürüyerek der ki: “HER MİLLET LÂYIK OLDUĞUNU ELDE EDER!”
Yazarın Diğer Yazıları
Doğu Hastanesi Projesinden Vazgeçilmedi
27 Temmuz 2026 15:40'Doğu Hastanesi' Diye Başladık, 'Semt Polikliniği'ne Razı Olduk
27 Temmuz 2026 00:32Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci’ye Minnettarız
22 Temmuz 2026 00:32Afyon’un Fuar Meselesi… Taş Nerede Ağırdır?
25 Haziran 2026 01:08Yeni Hastane Yeri İçin Fikir Çok
12 Haziran 2026 01:16