1914’te başlayıp 1918’de birlikte savaşa girdiğimiz devletlerin yenilgisiyle biten Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra; 30 Ekim 1918’de; Limni Adası’nın İngiliz deniz üssü Mondros Limanı’nda Mondros Mütarekesi’ni (Ateşkes anlaşması) imzalamak zorunda kalırız.
“İtalya, İngiltere, Fransa başbakanları ve ABD başkanı, ülkemizin işgal edilmesini ve parçalanmasını kararlaştırmışlardır çoktan…” Osmanlı Devletine ve Türklere karşı, orta çağın haçlı anlayışıyla yeni çağın ürünü emperyalizmi kaynaştıran acımasız bir politika uygulanacak ve “Türkleri tarihten silme” süreci başlayacaktır.
Düşman orduları ve yöneticileri ilk adımda ordularımızı dağıtırlar, tersanelerimize girerler, haberleşme ve ulaşım kurumlarına el koyarlar ve işgaller başlar; 13 Kasım 1918’de Türk’ün kalbi İstanbul işgal edilir… “Kara bir gündür” bugün.. (Süleyman Nazif Bey’in yazdığı “Kara bir gün yazısını tekrar tekrar okuyorum.)
Yunan başbakanı Venizelos sırtlan payını almak üzere on ikiye bir kala savaşa katılmış ve gözlerini Anadolu’ya çevirmiştir… “Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı Yunanistan’dır” iddiasıyla ilerde kendi sonunu hazırlayacak kanlı ve uzun savaşın kapısını aralar …
Daha önce İtalyanlara vadedilmiş olan İzmir ve çevresi; İngiliz başbakanı Lloyd George’nin önerisi ve ABD başkanı Wilson’un onayıyla Yunanlılara verilir..
14 Mayıs akşamı İzmir Metropoliti Hrisostomos, Efes Kilisesinde Rumlar müjdeyi verir: “Kardeşlerim! Mükafat zamanı gelmiştir.”
Panhelenist siyasetin galiplerince donatılmış yunan işgal orduları 15 Mayıs 1919’da İngiliz donanmasını koruması altında İzmir’e çıkarlar, bu satırlarda anlatılamayacak denli alçakça ve vahşice bir toplu öldürme, ırzlara geçme, kan dökme eylemi başlar..
“İzmir’i Yunanlara teslim etmektense ölmek yeğdir” anlayışındaki yurt sevenler, “Redd-i İlhak Heyeti Milliyesi” isimli bir dernek kurmuşlardır. 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece binlerce İzmirli eski Musevi mezarlığında (Maşatlık Meydanı) toplanırlar. Kalabalığa hitap eden önemli bir isim, o zamanın Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa ve belediye Başkanının yanı sıra topluluğa hitap eden bir diğer önemli isim ise Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin’di. Halkı direnmeye çağırırlar..;
“…Ey bedbaht Türk!.. Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin Maşatlık Meydanındadır. Oraya yüzbinlerle toplan.. Orada zengin, yoksul, bilgin, cahil yok. Fakat Yunan egemenliğini istemeyen bir mutlak çoğunluk var. Geri kalma!.. Binlerler, yüzbinlerle Maşatlık’a koş. Ve Millî Kurul’un buyruğuna uy..” derler..
15 Mayıs 1919 sabahı saat yedi buçuk sıralarında Yunan gemileri Pasaport’a yanaşırlar ve bir grup Yunan Efzon Alayı karaya çıkmaya başlar… Bu esnada Kordon’da toplanan onbinlerce yerli Rum ellerindeki Yunan bayrakları ve çiçekler ile yunan askerlerini karşılayıp alkışlaralar Yunan askeri taburu, İzmir Metropoliti Hrisostomos tarafından takdis edilir. Metropolit Yunan bayrağını öper..
Koyu renk takım elbisesi ve belinde rovelveriyle bekleyen Hasan Tahsin Bey, kalabalığın arasından fırlar ve sıkar “İlk kurşunu” …
Bu cesur eylemi hemen karşılık görür ve düşman kurşunları ve süngüleri yağar Hasan Tahsin Bey’in vücuduna ..
Hasan Tahsin’in işgal askerlerine sıktığı ilk kurşun, Türk Kurtuluş mücadelesinde diğer yerlere de örnek teşkil etti. Aydın ve Balıkesir’de işgale karşı direniş baş gösterir. Çerkez Ethem Yunan işgaline karşı efeleri toparladığı gün, Demirci Mehmet Efe ayağa kalkarak; “Bir genç düşmana ilk kurşunu sıkmış, bundan sonrası bize düşer!” demiştir. Nitekim 29 Mayıs 1919 günü, Ayvalık’ı da işgale kalkan Yunan askerlerine karşı Afyonkarahisar’ın övünç duyduğu Yarbay Ali Bey (Çetinkaya) da İlk resmi kurşunu sıkar ve direniş ateşlerinden birini daha yakarak tarihe geçer..
16 Mayıs 1919… Bu tarihi günü de özellikle gençlerimiz iyi bilmelidir.. 38 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa’nın, Ordu müfettişi sıfatıyla ve yanında bir avuç kahramanla Samsun’a çıkmak üzere İstanbul Galata Rıhtımı’ndan Bandırma Vapuru’na bindiği, Karadeniz’in dalgalı, fırtınalı sularına açıldığı, gündür 16 Mayıs 1919..