“Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dört nala
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
Ulaşmak da istiyordu bir yerlere
Ve sadece kahretmiyor
Yaratıyordu da
Ve kılıçların,
Nalların,
Ellerin ve gözlerin parıltısı
Ardarda çakan aydınlık bir bütündü..” N.Hikmet :Kuvay- Milliye Destanı)
Bağımsız ve çağdaş uygarlık yolunun yılmaz yolcusu Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin mucizevi ilk adımları atılıyor.. Büyük Taarruz’un dördüncü gününde ordularımız yıldırım gibi koşuyor kan ter içinde .. Yokluk yorgunluk yılmak nedir bilmeyen bir ruh ve heyecanla..
Ordularımızın 28 Ağustos 1922 günkü darbeleriyle iyice sıkışan ve şaşıran Yunan kuvvetleri, geriçekilmeye fırsat bulamamıştı. İsmet Paşa’nın “düşman aralıksız ve amansız bir şekilde takip edilecek” emriyle düşman kuvvetleri kovalanıyor, direnenler süngüleniyor el kaldıranlar teslim alınıyordu.
29 Ağustos 1922, 1. Ordumuz, şimdiki Kütahya yolunun yaklaşık ellinci km kuzey batısındaki alanda, Eğret (Anıtkaya) Olucak Hamurköy Çalköyü Aslıhanlar üzerinden Dumlupınar’a yönelen beş düşman tümenine güneyden hücum etti. Yunanlılar geri çekilirken bu bölge ve civarındaki köyleri yakıp yıktığı, halkı camilere kapatıp diri diri yakarak katlettiği de unutulmamalıdır.
Uşak’tan veya İzmir’den Afyon’a gelirken Banaz’ı geçince ta uzaklardan “ünlü Dumlu Rampası”nın tepelerinde “Mehmetçik Heykeli” görünür bütün azameti ve ihtişamıyla…
Dumlupınar şehitliği… İşte bu civardaki köyler, tarlalar ormanlar, Murat dağları, dereler gördüler ki Türkler, bu toprakların asıl sâhipleri “Ben ezelden beri hür yaşadım hür yaşarım/, Hangi çılgı bana zincir vuracakmış şaşarım” ruh ve heyecanıyla, piyadesiyle süvarisiyle topuyla tüfeğiyle Yunan ordularını Dumlupınar meydanında çembere almış son darbeyi vurmak üzereler…