Agah Bıyıkoğlu

30 AĞUSTOS 1922 DUMLUPINAR BAŞKUMANDANLIK MEYDAN MUHAREBESİ ve 31 AĞUSTOS SAVAŞ MEYDANI

Agah Bıyıkoğlu

Bugün 31 Ağustos Perşembe… 101 yıl önce 30 Ağustos tarihi Çarşamba günüydü, 31 Ağustos tarihi de Perşembe günüydü… “Türk’ün ateşle imtihanı” Türk’ün “Ateşten gömlek”le Kocatepe’den İzmir’e koştuğu günlerdi o günler.. Ve bugün aynı günlerde Büyük Taarruz ve Dumlupınar Başkomutan Meydan Savaşı’nın 101.yılını yaşıyoruz..
26 Ağustos Büyük Taarruz’la Yunan ordusu Kocatepe’den sökülüp atıldı. Sinanpaşa Ovası’na oradan da Dumlupınar’a doğru kaçmaya çalışan düşman da yer yer çatışmalara girerek toparlanmaya çalışıyordu..
27 Ağustos günü akşama doğru birliklerimiz Afyon’a girdiklerinde dumanlar tütüyordu şehrin üstünde… Düşman askeri, şehri yakıp yıkmış, öldürmüş; hainler işbirlikçiler ve yerli Rumlarla birlikte kaçmaya başlamıştı…
28 Ağustos günü cephe karargâhı Afyon’a nakledildi; Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar Afyon halkının coşkun tezahüratı arasında otomobille şehre girdiler..
“Ve kılıçların/Nalların/ Ellerin/Ve gözlerin parıltısı/ Ardarda çakan aydınlık bir bütündü/ Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü. Ve şu türküyü duydu. Dört nala gelip uzak Asya’dan /Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan/ Bu memleket bizim” (Nazım Hikmet, Kuvây-ı Milliye Destanı)
29/30 Ağustos 1922 gecesi Atatürk, bugün Anıtpark karşısındaki Zafer Müzesi olan binada kalmaktadır; sabaha karşı Garp Cephesi Harekât Şube Müdürü Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu) Atatürk’e çeşitli karargâhlardan gelen raporları sunar. Haritaya bakan Atatürk, düşmanın mühim kuvvetlerinin ordularımız tarafından çember içine alındığını görür ve derhal Fevzi ve İsmet Paşalarla durumu görüşür ve kesinlikle hükmederler ki “Türk’ün kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla doğacaktır”
Bu durumda ordulara saat 6.30’da yeni bir emir ve talimat yazılır. Fakat Atatürk sadece yazılı emirle yetinmez; çünkü duruma hakim olmak için çok hızlı hareket etmek gerektiğini bilmektedir. Hemen Fevzi Paşa’yı, Altıntaş’a ve süvari kolordumuzun yanına bizzat gönderir, harekât planını düzenlemesini ister ondan… Kendisi de düşmanın büyük kuvvetlerini takip eden Birinci Ordu Karargâhı’na hareket eder. Bugün adı Zafertepe olan tepeden kumanda eder ordularımıza… Bu tarihi anları iki yıl sonra geldiği Dumlupınar’daki törende şöyle anlatır: “İkinci fırkamız, düşmanın asli kuvvetlerine taarruz için yayılarak ilerliyordu. Şu gördüğünüz Çal köyü alevler içindeydi. Düşman kuvvetlerini tamamıyla sarmak ve düşmanın inatla savunduğu tepelere süngü hücumları ile girerek kat’i netice almak lazımdı. İkinci fırkanın kahraman kumandanı Derviş Bey (paşa) bizzat ileri atılarak bütün kuvvetiyle düşman mevzilerine ilerliyordu… 16. ve 61. Tümenler de sarma çemberini daraltıyorlardı. Süvari Kolordumuzun daha batıdan düşmanın arkasını kesmek üzere olduğu haberini bana bir süvari zabiti getirdi.
O gün bu kesin muharebeyi, Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay) ağır bir sıtma nöbetine tutulduğu için ata binememekle beraber araba üzerinden takip etmiş ve harekette aksaklık olmamıştır.
Doğudan yetişmesi gereken II.Ordu birliklerimiz zorunlu gecikmeler yüzünden tam 20 kilometrelik bir yürüyüşten sonra olağanüstü yorgunluklarına rağmen derhal ataş hattına girmiştir.
“Arkadaşlar, saatler ilerledikçe gözlerimin önünde gelişen manzara şuydu: Düşman başkumandanının, şu karşıki tepede, son gayretiyle çırpındığını görür gibiydim… Bütün düşman mevzilerinde büyük bir heyecan vardı. Artık toplarının ve mitralyözlerinin ateşlerinde, sanki öldürücü hassa kalmamıştı”.
“…avcı hatlarımızın, batmaya başlayan güneşin son ışıklarıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görünüyordu.. Düşmanı çember içine alan bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman mevzilerini, içinde barınılmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıya yaklaştıkça, ateşli, kanlı ölümlü bir kıyametin kopmak üzere bulunduğu bütün ruhlarda hissolunuyordu.”
“Güneş Murat Dağı’nın ardında kaybolup akşam alacası çökerken, top ve piyade ateşi kesildi, askerler süngü hücumuna kalktılar; çelik süngüler akşam ışığında çakıp sönüyorlardı.
M. Kemal Paşa siperin içinde ayağa kalktı. Savaş heyecanıyla doluydu. Kabarıp taşarak haykırdı.
“Hacienestiiii! Nerdesin? Gel de ordularını kurtar.”
İşte böyle anlatıyor iki yıl sonra Atatürk o günkü savaş meydanını… Aynı tepeden, aynı heyecanla… Fırçası güçlü bir ressam ancak böyle yansıtabilirdi tablosuna o büyük savaşı…
Tarih boyunca bu topraklar için canını veren bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, şükranlarımızı sunuyoruz; keza hayattaki kahraman gazilerimize de sağlıklı ve uzun ömürler diliyoruz..
NOT: Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa ağır bir sıtmaya tutulmasına rağmen savaş meydanından uzak kalmamış; kolordusunu araba üzerindeki yataktan yönetmiştir.. Bu adamlar insan üstü varlıklar mıydı acaba?

Yazarın Diğer Yazıları