Agah Bıyıkoğlu

Çanakkale Öncesi Günlerde Mustafa Kemal Atatürk

Agah Bıyıkoğlu

28 Haziran 1914’te Princip adlı genç bir Sırp fedaisi, Saray Bosna’da Avusturya-Macaristan veliahdı Fransuva Ferdinand ile eşini öldürdü. Avusturya-Macaristan bunun üzerine Sırbistan’a ağır bir ültimatom verdi ve 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a savaş ilan etti. İşte böyle başladı Birinci Dünya Savaşı... Milyonlarca insanı ateşe atan, kana bulayan yıkıma uğratan dünya haritasını yeniden çizen, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu hazırlayan büyük savaş… Hemen ardından Almanya 1 Ağustos 1914’te Rusya’ya savaş ilan etti…

2 Ağustos 1914’te de Türk Alman ittifakı imzalandı… Birinci Dünya Savaşı’nın henüz altıncı günü imzalamıştı bu ittifakı Osmanlı Devleti… Bu anlaşma önce gizli tutuldu, ancak bir süre sonra, körü körüne Almanların kucağına atılışımız çıkacaktır ortaya…

İttihat ve Terakki’nin genel sekreteri Fethi Okyar Sofya büyük elçisi;  Mustafa Kemal de askeri ateşedir bu süreçte… 

İttifak haberi, tepkiyle karşılandı Mustafa Kemal ve Fethi Bey tarafından. Özellikle Mustafa Kemal, hem ittifaka hem de savaşa karşıydı… Fakat İstanbul’dakiler başta Enver Paşa olmak üzere ne yazık ki kozlarını gözü kapalı oynamışlardır, bir imparatorluğun kaderi kumar masasına yatırılmıştır adetâ…

Sofya’da rahat bir salon hayatı geçirecek bir adam değildir Mustafa Kemal: Derhal ilgili makamlara başvurarak görev ister, önceleri dikkate alınmayan bu istekler bir süre sonra 19. Tümen komutanlığına atama haberi ile son bulur ve kuş gibi uçar İstanbul’la Mustafa Kemal… Fakat o günler, Türkiye’nin savaş tarihi için kara günlerdir. Enver Paşa Doğu cephesine gitmiştir. Kar kış soğuk demeden Sarıkamış Harekâtına girişmiş ve birkaç gün içinde bir orduyu âdeta son neferine denecek kadar eritmiş bitirmişti.

İstanbul’da 19. Tümen’in yerini bilen çıkmaz önce, bu durumda biri ona Liman VonSanders’in dairesine başvurmasını söyler. Nezaketle kabul eder, Liman Paşa Mustafa Kemal’i… Lâkin onun da 19. Tümen’den yoktur haberi… Fakat Liman Paşa ona başka şeyler sorar:

“Hâlâ Bulgarlar savaşa girmeyecekler mi?” “Hayır” der Mustafa Kemal, Paşa kızar ve devam eder: “Bulgarlar Alman ordusunun başarısına güvenmiyorlar mı?” “Hayır Ekselans” der Mustafa Kemal… “Niçin?” diye devam eder Liman Paşa…

Mustafa Kemal “Bulgarları görüşlerinde haklı görüyorum” deyince Liman Paşa ayağa kalkar… yani bitmiştir görüşme…

Liman VonSanders, kendisiyle bu konuşmayı gerçekleştiren 33 yaşındaki genç Osmanlı Yarbayı’nın, tanıdığı diğer Osmanlı subaylarından farklı bir yapıda olduğunu anlamıştı. Bu genç asker, görüşlerini büyük bir cesaretle, ezilip büzülmeden, mareşal rütbesindeki bir Alman’ın yüzüne karşı söyleyebiliyordu.

Kaderin garip cilvesi bir kez daha gösterir kendisini... 6 Ağustos 1915 gününden beri Arıburnu ve Anafartalar cepheleri ateş içindedir... Düşman durmadan denizden karaya çıkartma yapar… Düşman gemilerinden atılan ağır gülleler, Mehmet Akif’in unutulmaz dizelerinde anlatıldığı gibi:

“Eski dünya yenidünya bütün akvam-ı beşer”

Kaynıyor kum gibi mahşer mi hakikat mahşer”e döndürmüştür her yeri…

Liman VonSanders ordu komutanıdır, Mustafa Kemal durumu ve görüşlerini açık ve kesin olarak bildirir, anlatır tehlikeyi Liman Paşa’ya telefonda…

Ordu komutanı sordurur: “Hiç çâre kalmadı mı?” “Bütün mevcut kuvvetlerin benim kumandama verilmesinden başka çare yok…” der Mustafa Kemal... “Çok gelmez mi?” sorusuna ise,

“Az gelir” olur… Son söz söylenmiş, Mustafa Kemal sorumluluğu üstlenmiştir…
9 Ağustos günü, bütün cephede taarruza geçer Mustafa Kemal’in emrindeki birlikler…

10 Ağustos sabahını şöyle anlatır Atatürk anılarında: “Gecenin karanlık perdesi kalkıyordu Hücum anı idi. Saatime baktım dört buçuğa geliyordu. Fırka kumandanı ve beraberindekilerle hücum safının önüne geçtik.

“Bütün askerler, zabitler her şeyi unutmuşlar bakışlarını, kalplerini verilecek işarete bağlamışlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileride olan askerlerimiz ve onların önünde, ellerinde tabancaları, kılıçları zabitlerimiz, kırbacımın aşağı inmesiyle, demirden bir kütle halinde, aslanca bir saldırışla ileri atıldılar.”

Çanakkale Deniz ve kara savaşları sırasında şehit olan gâzi olan binlerce kahramanımızın ayrı hikâyeleri vardır…

Hepsine minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz…

Bu savaşlar Kurtuluş Savaşımızın önsözüdür; oradan alınan dersler, kazanılan deneyimler sonunda  “Yurtta barış dünyada barış ilkesiyle, ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı hedeflemiş, ülkemizi çok partili demokrasiye taşıyan Cumhuriyet değerlerine tam bağlı bir ulus olarak uygar dünya üzerinde yerimizi almış bulunuyoruz.”
NOT: Bu yazıyı Şevket Süryya Aydemir’in TEK ADAM adlı eserinin ilk kitabından yararlanarak yazdım. 

Yazarın Diğer Yazıları