Türk Ulusunun geleceğini belirleyen ve onun sonsuza kadar yaşamasının yolunu açan 19 Mayıs 1919 – 9 Eylül 1922 süreci, tarihimizde “Milli Mücadele”, İstiklâl Savaşı”, Kurtuluş Savaşı “ gibi çarpıcı başlıklarla anlatılır. Hemen “her günü bir ölüm kalım” savaşı olan bu dönemin keskin virajlarından ikisi İnönü savaşlarıdır.
15 Mayıs 1919 günü İzmir’i işgal eden Yunan orduları, özellikle İngiltere’nin ekonomik ve askeri destek ve yardımlarıyla Ege Bölgesi’den Anadolu içlerine doğru yayılarak Ankara’yı da almak suretiyle Türk milletinin kalbini hançerlemeyi hedeflemişti. 6 Ocak 1921’de hem Uşak hem de Bursa üzerinden yani iki koldan saldırıya geçerek İnönü ovasına inmişlerdi Yunan birlikleri..
Mevsim kış.. Sabahın erken saatleri.. Yoğun sis ve dondurucu soğuk var.. Yollar kötü ve çamur.. Beş günden beri yürüyen birliklerimiz çok yorgunlar.. Askerin çoğunun kaputları yok.. Öksürüyorlar.. Bütün bu olumsuzluklara hiç aldırmadan mevzilere koştular.. 20 bin kişilik Yunan ordusunun saldırısına karşı ,savaştılar, arslanlar gibi.. Tarihe “1. İnönü Savaşı” adıyla geçecek bu kanlı vuruşmalar iki gün sürdü ve Yunan gücünü sekiz bin kişilik güçle püskürttük..
23 Mart 1921 … Yeni kuvvetlerle güçlenen Yunan birlikleri Uşak’tan Afyon’a saldırdılar oradan da yine İnönü mevzilerinde konuşlandılar... 101 yıl önce Mart ayının sonları… Yunan Ordusu takviyeli, asker sayısı, araç gereç yönünden çok daha fazla kuvvetle saldırıyor.. Türk kuvvetleri sayıca ve silahça daha az.. Şiddetli çatışmalar, kanlı süngü hücumları Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey muharebeyi ustalıkla yönetiyor.. Taktik olarak karargâh Çukurhisar’a çekildi. Telgraf haberleşmesi kesildi.. Ankara ve Genelkurmay endişelendi… Yunanlılar en az iki tümenle saldırdılar kanatlarımız sarsıldı ama kimse pes etmedi.. 31 Mart’ta düşman cephesinde sarsıntı başladı. O gün öğleden sonra yeni bir piyade ve bir süvari alayı yetişti cepheye. Yunanlılar bozulmaya başladı.. İşte o zaman İsmet Paşa, bütün İnönü cephesi boyunca genel bir taarruz emri verdi.. Sonuç belirmeye başladı akşama doğru.. 61. Tümen savaş idare yerine gelmiş olan Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, düşmanın tutunduğu son mevzilerden de söküp atan taarruzunun sonunu izliyordu.. Düşman ricat ediyordu artık.. Düşman kollarının kadırdığı kalın toz bulutları batan güneş ışığında kaynaşarak göğe yükseliyor, savaş uğultusu mermi ve top sesleri uzaklaşıyordu ağır ağır..
1 Nisan 1921 sabahı 2. İnönü Meydan Muharebesi Türk ordularının zaferiyle sonuçlanmıştı.. Böylece İnkilâp tarihimizin bir sayfası İkinci İnönü Zaferiyle yazılmış oldu..
Bir taşın üstüne oturdu İsmet Paşa.. Tarihin kendisine yüklediği ağır bir yük ve sorumluluk hafiflemişti sanki.. Derin bir sevinç ve mutluluk duyguları içinde Genelkurmay’a yollayacağı o ünlü telgrafı yazmaya koyuldu..
1 NİSAN 1921 ANKARA
..”Ağızlarından köpükler dökülen atlar Genelkurmay binası önünde durdular..”Albay Kâzım Bey (Özalp) faytondan atladı..Nöbetçi subayı selam durdu..
“Bir haber geldi mi? “Hayır efendim.” “İnşallah bir aksilik yoktur.”
İçeri girdi. Alt kattaki büyük salon, derme çatma tahta duvarlarla küçücük odalara bölünmüştü.. Sadece bütün hareketlerin haritaya işlendiği ve savaşın izlendiği harekât odası büyüktü. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Genelkurmay örgütü bu kadardı..
Harekât şubesi Müdürü Yarbay Salih Bey’in (Omurtak) odasının kapısı açıktı.
“Salih Bey!” Yarbay Salih, Kâzım Bey’i görünce ayağa kalktı ve “Hoş geldiniz.” dedi..
“Ne haber?, “Bekliyoruz..”
İkisinin de canı konuşmak istemiyordu. İyi bir haber için sağ kollarını vermeye hazır. Sustular. bir zaman sonra telgraf odasındaki astsubayın haykırışını duyuldu.
“Cephe arıyor!”
Herkes deli gibi odaya koştu.. Ama maniple birkaç kez tıkırdadıktan sonra sustu. Heyecan ve meraktan çatlayacaktılar nerdeyse…
Maniple yeniden tıkırdamaya başladı. Nefesler tutulmuştu.. İnönü Cephesi’nin karargâh telgrafçısı manipleiyi bir santur çalar gibi keyifle tıkırdatarak Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın telgrafını geçiyordu şimdi.. (Albay İsmet Bey 1. İnönü Savaşı’ndan sonra paşalığa yükseltilmiştir)
Metris Tepe’den 1 Nisan 1921
Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine.
“Sabah 9.30’da Metris Tepe’den görülen vaziyet:
Gündüz Bey şimâlinde sabahtan beri sebât eden ve artçı olması muhtemel düşman müfrezesi, sağ cenah gurubunun taarruzu ile gayr-i muntazam çekiliyor. Kıtalarımız yakından takip ediyor. Hamidiye istikametinde temas ve faaliyet yok. Bozüyük yanıyor. Düşman binlerce ölüleri ilev doldurduğu muharebe meydanını muzaffer silahlarımıza terk etmiştir..” Garp Cephesi Kumandanı İsmet
Bu telgrafı alan Kâzım Bey Meclis’e haber vermek üzere telefona koştu..
Meclis’teki milletvekilleri ve diğer görevliler birbirlerini kucakladılar.. ”Zafer biziiiim…Kazandık” sesleri yeri göğü inletmeye başladı. Aşka gelenlerden bazıları havaya ateş ettiler. Binlerce Ankaralı Meclis’in önüne geldi.. Sevinç içindeydi herkes..
2. İnönü Savaşı’nın sonuçlarının ve bu telgrafın o günlerde Mustafa Kemal, Ankara, İstanbul ve bütün Türkiye için taşıdığı değeri bugün lâyıkıyla değerlendirmemiz belki zordur..
2. İnönü Zaferi’nin açtığı aydınlık ümit ve şevk yolu başta M. Kemal ve arkadaşlarında ve milletteki azim ve irâdeyi daha da güçlendirmiştir ve Milli Mücâdele’yi zafere taşımıştır..
Bu zaferin hemen ardından 7 Nisan 1921’de Yunan kuvvetleri Afyonu terk etti. (13 Temmuz 1921’de Afyon Yunan ordularınca ikinci kez işgal edildi ve bu durum 27 Ağustos 1922 tarihine kadr sürdü.)
Mustafa Kemal’in Garp Cephesi Kumandanına verdiği cevap da İstiklâl Savaşı’nın aynı derecede önemli bir belgesidir:
“İnönü muharebe meydanında, Metris Tepe’de, Garp Cephesi Kumandanı ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet Paşa’ya.
“Bütün tarih-i âlemde, sizin İnönü Meydan Muharebesi’nde deruhde ettiğiniz kadar ağır bir vazife deruhde etmiş kumandanlar enderdir.. Milletimizin istikbâl ve hayatı,dâhiyâne idârenizin altında şerefle vazifelerini gören kumandan ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine, büyük emniyetle istinat ediyordu..
Siz orada yalnız düşmanı değil, Milletin ma’kûs talihini de yendiniz … İstila altındaki bedbaht topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak noktalarına kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın hırs-ı istilâsı, azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına başını çarparak hurdahaş oldu..
Nâmınızı tarihin mefâhir kitâbesine kaydeden ve bütün milleti hakkınızda ebedi minnet ve şükrâna sevkeden ve büyük gazâ ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleri ile bir şeref meydanı seyrettidiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş şaşaaları ile dolu bir istikbâl ufkuna da hazır ve hâkim olduğunu söylemek isterim” Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal“
“Askerlik ve kumandanlık sanatının en büyük oyunu Meydan Muharebeleridir. Çünkü, meydan muharabelerinde, yalnız silâhlar karşılaşmaz. Kumanda adamının zekâsı, irâdesi, olayları ve gelişmeleri kapsama gücü, önsezi, görüş ve karar kudreti, özetle bir insanın, bir anda, bir arda harekete getirebileceği en üstün vasıflar da hep birlikte işler.” Şevket Süreyya AYDEMİR
İsmet Paşa, İnönü Meydan Muharebesinde, Mustafa Kemal Paşa, Dumlupınar Meydan Muharebesinde “askerlik sanatının en büyük oyunlarını hiç hata yapmadan oynayarak Türk tarihinin şerefli sayfalarına yazılmışlardır..
‘2025 yılından geriye baktığımızda bu iki büyük insanın ve silah arkadaşlarının başarılarını hayretle ve hayranlıkla izliyoruz.. Minnet ve şükrân duygularımız bir sel olup akıyor.. Ruhları şâd olsun..
Kaynaklar: Şevket Süreyya Özdemir, Tek Adam ve İkinci Adam kitapları, Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Dr Alev Coşkun, Asker İnönü.