Agah Bıyıkoğlu

Köy Enstitüleri

Agah Bıyıkoğlu

17 Nisan. Bu önemli gün ulusal eğitim tarihimiz açısından çok anlamlıdır. “Yedi düvele” karşı verilen bağımsızlık savaşı kazanıldığında, ülkedeki 40 bin köyün 35 bininde ne okul ne de öğretmen vardı. Okuma yazma bilen yok denecek kadar azdı. Cehalet bataklığı kaplamıştı ülkeyi…

Köylüleri eğiterek toplumsal yaşama, yönetime katılımının ortamını hazırlamak, eş deyişle demokrasiyi, ulus bilincini geliştirip güçlendirmek amacıyla Köy Enstitüleri, anayurdun her bölgesine eşit bir dağılımla 21 ilde, kentlerden uzak, köylerin ortasında, 17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası’yla 85 yıl önce kuruldu.

EYLEME DÖNÜŞEN BİLGİ

Köy Enstitüleri’nin amacı, tarımsal üreticileri bilinçlendirerek kendi özgüvenlerine kavuşmalarını, kendi sorunlarını kendilerince çözme becerisi kazandırarak kendi kendilerine yardım etmesinin sağlamaktır. Bunun için de özgüveni yüksek, analitik düşünen, öncü niteliklere sahip yeni insan yetiştirmeyi en başa koymuştu. Bunun bir koşulu da öğrencinin genel köy yaşamının gelişmesine yarayacak birkaç mesleği birden öğrenmesini gerektiriyordu.

Köy Enstitülerine 5 yıllık köy okullarını bitiren zeki, yetenekli kız ve erkek çocuklar seçilerek alınırdı. İsmail Hakkı Tonguç’a göre, eğitim amaç değil, köyün içten canlandırılması, sözün özü halkın bilimsel bilgiyi benimsemesi için bir araçtır. Bilgi, pratikten üretilir! Bilgi, üretim içindir. Uygulanmayan bilgi, boştur, insana yüktür! Bilgi sahibi olmak, eylemi hakkıyla yapmaktır!

Teorik ve ezbere dayanan yöntem yerine, kız ve erkek öğrenciler birlikte tarlada üretim yaparak botaniği, biyolojiyi; duvar örerken, geometriyi, matematiği, fiziği doğrudan öğrendiler. Pratiklerini kendileri kurama dönüştürdüler. Öğrenciler, sorgulayarak, gözlem yaparak, deneyerek, araştırarak, yaparak yaratıcılıklarını ortaya çıkardılar. Öğrenme ile üretmenin özgün mutluluğunu yaşadılar. Özcesi, eğitim-öğretim yönetimi, “iş yaşamı içinde, iş için, iş aracılığıyla iş eğitimi”dir.

Demokratik bir yönetim anlayışıyla kararlar öğrencilerle tartışılır, birlikte alınır; öğrenciler, öğretmenlerini çekinmeden eleştirebilirlerdi. Öğretmenler de bunun ruhsal ortamını canlı tutarlardı. Özcesi öğrenciler, o demokratik eğitim ortamında, okudukları kitapları tartışarak, yeteneklerini tanıyarak özgüven kazanıyordu…

Türkiye Cumhuriyeti’nin bilim ile akıl temelinde demokratikleşme, laikleşme, uluslaşma mücadelesinin eğitimdeki anıtı Köy Enstitüleri, 17 bin 364 öğretmen, 8 bin 675 eğitmen, 1 599 sağlık memuru ve siyasal-kültürel yaşama, bilime yön veren yüzlerce aydın yetiştirdi.
Ancak “ulusumuzun çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak” amacına karşı gelen karanlık güçler, başta Hasan Âli Yücel’e, İsmail Hakkı Toguç’a ve modern eğitimcilere; toplumun namus ve din gibi duygularını istismar ederek iftiralar attılar ve dünyada o güne kadar pek görülmeyen eğitim sistemine sahip Köy Enstitüleri’nin kapanmasına giden yolun taşlarını döşediler… Yeni Türkiye’yi yaratacak çağdaşlaşma ışığını söndürdüler…

1931’de Erzincan Eğin’in “kuş uçmaz kervan geçmez” bir köyünde doğan ve tesadüflerin ve şansların sayesinde 1943 yılında Sivas Yıldızeli Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne giren Emin Özdemir, “Göğüne Sığmayan Bulut” adlı kitapta bu tarihsel eğitim kurumlarının , “Ne ifade ettiğini şöyle anlatıyor:.. Kayıt olduktan sonra bizi hamama götürdüler; elbise verdiler, o kalın, beyaz urbaları verdiler, ayakkabılarımızı değiştirdiler. Ertesi gün ders başladı… Artık üşümem durdu, üşümüyorum artık. Tarlaya ayrık toplamaya götürdüler; Traktör toprağı sürüyor, arkasından biz ayrık topluyoruz…

“O dönemde çıkan bütün kültür, edebiyat dergileri gelirdi okula... Bir de Milli Eğitim Bakanlığının çıkardığı, o hümanizma ruhunu taşıyan dünya klasikleri, hem Doğu hem de Batı klasikleri gelirdi: Bunlarla tanışırdık biz…

“…Gerçekten birer uyanış yuvasıydı buralar… En azından köyden alınıyor insanlar, okuma yazma becerileri kazandırılıyor onlara, geliştiriliyor, tekrar köye gönderiliyorlardı. Köyü uyandıracak, aydınlatacak bir yuvaydı. Bizlerin okuma olanağı yoktu. Aynı zamanda ikinci bir anlamı var benim için: Köy Enstitüleri olmasaydı, bizlerin okuma olanağı yoktu… Sıradan köylüler olarak az topraklı, kaderci boyun eğen, yurttaşlık bilincine ermemiş bireyler olarak kalacaktık. Köy Enstitüleri Cumhuriyet’in köylerdeki soluğuydu… Çok önemli projeydi bu kurumlar. Temelinde eğitmen ve öğretmen yetiştirmek vardı”  

“Peki sonra ne oldu?... Türk demokrasi tarihinin ilk kurbanı Hasan Ali’nin tüm hayalleri duman olup gitti; Tabii onunkilerle beraber Atatürk’ünkiler de…” 

27 Ocak 1954’te kapatıldı bu çağdaş Türkiye’nin yolunu açacak Okullar… “Yüzü geriye dönük olanlar elbette rahatsızlık duyacaklardır, hayvanına ters binmiş bir yolcu gibi bunların başı döner, geriden uzaklaştıkça eşyayı küçülmeye başlar görürler; sıkıntıdadırlar, ıstıraptadırlar… Yüzü istiklale dönük olanlar… İyimserdirler, bahtiyardırlar hayatları daima verimli, olur. Yürürler ve beraberlerindeki başkalarını da yürütürler...” (Celal ŞENGÖR, Hasan Âli YÜCEL ve TÜRK AYDINLANMASI) 

Yazarın Diğer Yazıları