Bir “24 Kasım Öğretmenler Günü”nü daha kutladık… “Kutladık” derken daha çok öğretmenler, emekli öğretmenler ve de bu günü gerçekten önemli ve saygı değer bir gün olarak telakki edenlerce…
Günümüzün sosyopolitik, çarşı pazar ve nükleer savaş haberleri arasında gölgede kalan ve de karlı kışlı soğuk bir Pazar gününe rastlayan bir gündü bu güzel gün…
Ben yaklaşık otuz yıl liselerde veönce Anadolu Üniversitesi’ne sonra AKÜ’ye bağlı Afyon Meslek Yüksek Okulu’nda öğretmenlik yaptım; üç kardeşimden ikisi de emekli öğretmen…
Öğretmenler Gün’lerinde daima hatırladığım bir bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Cumhuriyet İlk okulu Müdürümüz Merhum Hikmet Çerçel Bey, son derece şık giyinen bir öğretmendi; ceketinin sol üst cebine daima beyaz bir mendil takardı, kravatsız okula geldiğini gören yoktur sanırım… Milli Bayramlarda törene katılan öğrencilerin önünde yürürdü… (Öteki Okul Müdürleri de öyleydi) Otpazar Camii ile Yukarıpazar mahallesi arasındaki yüzlerce kişiye öğretmenlik yapmıştır. Örneğin babamın da öğretmeniymiş Hikmet Bey…
Uzun Çarşı’dan geçerken, Otpazarı Camii’nin önünden okula veya evine uzanan yoldan giderken dükkanların önünde oturan esnaf, usta, çırak kim varsa ayağa kalkar selamlarlardı Hikmet Bey’i…
Pazar günü okuduğum gazetelerden de alıntılayarak yazdığım yazımı paylaşıyorum değerli okuyucularımızla.
“Öğretmen toplumun motor gücü durumundadır. Bireylerin hayata hazırlanmasında temel bir rol üstlenmiş durumdadır. Öğretmen, eğitiminden yaşam tarzına, giyiminden hareket ve tavırlarına, aile hayatından bireysel ilişkilerine kadar her alanda çevresine mesajlar vermekle kendini sorumlu hissetmektedir.”
Öğretmenler ülkelerin kaderlerinde çok önemli bir role sahiptir. Bir ülkede öğretmenlerin statüsü ve çalışma koşulları ne kadar yüksekse, ülkenin gelişmişliği, refahı da o kadar yüksek seviyededir. Bu yüzden öğretmene gereken değer verilmeli; onların daha iyi yetişmesi ve işlerini daha iyi yapabilmeleri için öğretmenlerin sıkıntıları, sorunları çözülmelidir.
“Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı yüce mirasını geleceğe taşıyacak olan öğretmenlerdir. Çünkü öğretmenler toplumun vicdanı, yaşadığı çağın tanığıdır. Çağının karanlığına teslim olmayan, dar zamanlarda gözlem yapan, ileriyi düşünen, doğruyu yansıtan, tartışan onlar olmalıdır”
“Fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür” kuşaklar ancak öğretmenlerin kılavuzluğunda yetişir...
“Japonya’yı dev ülkeler seviyesine çıkaran, Japonya’nın bir dünya devi olduğunu gösteren Rus-Japon deniz savaşında, Rusya’nın Batılı donanmasını Amiral Togo Heihachiro tamamen yok etmiş ve bir dünya devi olarak dünya sahnesinde yerini almıştır. Bu büyük amiral doğunun Amiral Nelson’u olarak bilinir. Emekli olunca Japon imparatoru onu onurlandırmak için bir ödül vermek ister. Amiral ödül olarak köyünde bir öğretmenlik kadrosu ister. Bu isteği reddedilir.
Öğretmenliğin çok özel meziyetler taşıyan ve kendine has profesyonellikte olduğu söylenir. Kont unvanı verilir. 1906’da İngiliz kralı tarafından da liyakat nişanı verilir. Amiral, Togo köyünde öğretmen olmak konusunda ısrarlıdır. Fakat öğretmenliğin çok farklı ve profesyonellik gerektiren bir meslek olduğu kendisine hatırlatılır.
İmparator ona çocukların eğitiminin çok farklı ve önemli olduğunu, fakat ileri yaştaki veliaht imparator Hirohito’ya danışman olarak atayabileceğini anlatır. O da bu öneriyi kabul eder.” (Prof. Dr. Cengiz Kuday, Neşterden Keskin Kalem)
İşte Japonya’da öğretmenlik mesleğinin nasıl bir konumda görüldüğünün en güzel örneği...
“Dünya çok hızlı değişiyor. Her gün yeni bir bilgi, bir önceki gün öğrendiğimiz bilgiyi eski ilan ediyor. Dünya insanını yetiştirmek için yola çıkan öğretmenlerin bu hızlı değişime ayak uydurması, kendini her gün yenilemesi yeni dünyanın ön koşuludur. Dünyada ve ülkemizde olup bitenler, şekil verdiğimiz öğrencilerin yarınına damgasını vuracaktır. O yüzden okumak, araştırmak ve tartışma kültürünü benimsetmek gerekir.”
Günün anlam ve öneminin altını çizmek için öğrencilerine unutulmaz bir şiir yazan ve bu topraklarda öğretmenlik yapan eli öpülesi bir öğretmenimizin öyküsünü aktarmak isterim..:
Gönen Köy Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, Afyon'un Dinar ilçesine bağlı Sütlaç köyünde öğretmenlik yapan Şefik Sınığ, Bostancı köyündeki öğretmen arkadaşı ile birlikte patlayan bir futbol topunu tamir ettikleri sırada yıkılan okul duvarının altında kalarak ölmüştür.
Sınığ'ın cenaze törenine katılan bir üniversite öğrencisi, onun söz sözlerini Ceyhun Atuf Kansu'ya anlatmış; Kansu, kendisini çok etkileyen bu ölüm üzerine Şefik öğretmenin ağzından yazılmış bu şiiri kaleme alarak Yanık Hava adlı kitabında yer vermiştir.
Ezberlediğimiz, öğrencilere ezberlettiğimiz, özellikle öğretmenler günlerinde dilerden düşmeyen, bestelenen ve ünlü ses sanatçılarınca şarkısı okunan şiir…
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,/En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum./Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,/O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,/Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek…