Agah Bıyıkoğlu

Sakarya Savaşı (Dünden Devam)

Agah Bıyıkoğlu

Türk Ordusu’nun subay mevcudu dışında piyade, ates gücü ve uçak bakımından zayıf olduğu görülmektedir. Ancak savaşı kızıştığı ileriki günlerde Türk askeri ve Anadolu coğrafyası Yunan ordularına ta oralara kadfar geldiklerine pişman edecekti.
“Ankara’ya doğru Türkler üç (bazı yerlerde dört) savunma hattı oluşturmuslardı. Yığınakları çok güçlüydü. Bu alan, yüz yüze bir harekat, mutlak bir delilikti. “Türkler her türlü coğrafi avantajı kullanmışlardır…”
Öyle ki, Yunan birlikleri tamamen açıkta yürümek zorunda kalmışlar ve Yunanlılar, savaş sahasını tanımamanın verdiği zorluğu da yaşamışlardır. Haritalar ve Türkler hakkında elde edilmiş olan istihbarat yetersiz kalmıştır. Yunan Tarihçi Vutyeridis Türk savunma hattını, “derin vadilerden, çitlerden, batarya üslerinden olusan ve 20 kilometrenin üzerinde derinliği bulunan bir labirent” olarak tanımlamaktadır. İkinci savunma hattı ilkinin sadece 4-5 kilometre uzağında ve bu da çevreye hakim bir konumdadır. Yine O’nun ifadesiyle, “Her savunma hattında Türkler harika bir atıs sahasına sahip olup, bu yerleri Mustafa Kemal Paşa büyük stratejik zekasıyla seçmiştir.”
“Türkler fazla bir taşıma aracına gereksinim duymamışlar, Türk Ordusu’na bu hizmeti Türk köylüleri sunmuşlardır.”
Atina’dan yüzlerce km. uzakta kalan Yunan askerleri, Anadolu Bozkır’ı içinde paniklemişlerdi. “Su azdı, temiz de değildi. Zor ikmal yapılabilmekteydi. Terli vücutlara bulasan toz, askerlerde rahatsızlık yaratmaktaydı. Yüksek maneviyatın yerini ikmal problemleri, talihsizlikler ve hastalıklar almıştı. Susuz, kumluk ve ağaçsız bu alan, tam bir ölümdü.”
Spiridonos’tan öğrendiğimize göre Yunan Ordusu’nun Bozkır’ı geçişi esnasında ekmek ve yiyecek ikmali gecikmişti. En büyük sorun, ekmekleri koyacak çuvalların olmayısında kaynaklanmıştı. İkmal merkezi ekmek nakli için her defasında 8 bin çuvala gereksinim duymaktaydı. Gün içinde yorgun düşen askerler bunları yere serdiklerinden, tüm öneri ve emirlere rağmen boş çuvallar geri dönmemekteydiler. Bu basit gibi görünen problem sebebiyle dağıtım yapılamamakta, ikmal merkezlerindeki ekmekler küflenmekteydi… Güneşin batısıyla beraber sıcak günün yerini keskin bir soğuk almaktaydı. Bozkır’da yaşayanlar sürüler beslediklerinden et bulunabilmekte, ancak pişirecek zaman ve olanak yaratılamamaktaydı. Yunan askerinin Bozkır’da ilerleyişine ilişkin pek çok örnek verilebilir. Ancak bu anlatımı takip eden cümle genellikle, “Yunan askerleri bu mesafeyi yürüyerek asmıslardır. Türk siperlerine ulaştıklarında da bir ölüm kalım savası başlamıştır.” olmaktadır.
Savaşın başladığı tarih, 23 Ağustos 1921’dir
Yunan Ordusu’nun Türk cephesine doğru ilerleyerek, bunun sol kanadından kuşatacağı yargısına varıldığından, Mustafa Kemal Paşa gerekli önlemleri almış ve düzenlemeleri yaptırmıştır. Yunan Ordusu’nun saldırıya geçmesiyle birçok kanlı ve bunalımlı evreler ve dalgalar yaşanmıştır. Meydan savaşı 100 kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan etmiştir. Türk Ordusu’nun yönü batıyayken güneye dönmüs, arkası Ankara’ya doğruyken kuzeye verilmiştir. Türk savunma hatları yer yer kırılmıs, ancak kırılan yerin hemen yakınında çarçabuk yeni bir savunma hattı olusturulmuştur. Savunma hattına çok umut bağlamak ve ONUN kırılmasıyla ordunun büyüklüğü oranında çok gerilere çekilmek kuramını çürütmek için Mustafa Kemal Paşa, dünya literatürüne girmiş olan emrini vermi.tir:
Hatt-müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır (Savunma hattı yoktur. Savunma alanı vardır. O alan bütün yurttur.) Yurdun her karış toprağı, yurttasın kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz. Onun için, küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada yeniden düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uyamaz. Bulunduğu mevzide sonuna dek dayanmak ve direnmekle yükümlüdür…”
Yunanlı tarihçi Grigoriadis, Mustafa Kemal Paşa’nın asla pasif savunma halini almadığına dikkat çekmektedir. Çanakaris ise Mustafa Kemal Paşa’nın terli, uykusuz, toza bulanmış şekilde ilk hattan cereyan eden muharebelerin çoğunu takdire sayan bir şekilde idare ettiğine işaret etmektedir. Emrindekilerin bir an için bile nefes almalarına izin vermemiştir. Askerlerine olduğu gibi, kendisine karşı da serttir.Yememekte, uyumamakta ve sakinlesememektedir. Yıllardan beri aşırı yorgundur ve böbrek sancıları çekmektedir. Şimdiyse omuzlarının üzerinde Türkiye’yi taşıdığını ve çökmemesi gerektiğini bilmektedir. Mücadeleyi izlemekte, bir biri ardı sıra emirler vermekte, yönlendirmekte ve düzenlemeler yapmaktadır.
Aslında, savaş sertleşmeden önce Mustafa Kemal Paşa attan düşmüş ve kaburga kemiğini kırmıştır. Yine de muharebeler esnasında enerjisini bütün Türk kuvvetlerine hissettirmiş ve savaşın kazanılması için gece gündüz büyük emek vermiştir. İsmet Paşa’nın da ifade ettiği gibi, Türk Başkomutan ve Genelkurmay Başkanı’nın cephede bulunması, savaşın enerjik bir şekilde idare edilmesinde ve verilen emirlerden randıman alınmasında etkili olmuştur.
“Ordular arasında mücadele eşitliği olsa bile, komutanların irade, kararlılık taktik ve stratejik açısından eşitlik yoktu. Bu da Yunanlıların aleyhineydi.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve tüm Türk topraklarından gelerek O’nun etrafında kenetlenmiş olan subaylar, son siperleri savunarak Türkiye’yi kurtarmayı amaçlamışlar ve bunu başarmışlardır. Ankara’nın önündeki savunma hatları, gerilmiş olan Yunan dinamizminin sinirlerinin kopmasına, Yunan ruhunun hücum yeteneğinin kesilmesine ve Mustafa Kemal Paşa’nın istencinin daha güçlü olduğunu görerek, Yunan istencinin bükülmesine sebep olmuslardır. Karsılıklı istençler arasındaki bu korkunç mücadele Yunanlıların asabını bozmus ve onları tüketmiştir…
Yunanlıların saldırıya geçmesiyle Mangal Dağı, Beylikköprü, Türbetepe, Gedikli, Köseaptallı, Çaldağı, Duatepe ve Kartaltepe muharebeleri gibi, pek çok muharebe yaşanmıştır. Triantafillidis’e göre Yunan savasçılarının 23 Ağustos-2 Eylül (10-20 Ağustos) 1921’de Sakarya’nın doğusunda gerçekleştirdikleri sert muharebelerin sonucu, sarp tepeler ve sıradağların fethedilmesi olmuştur. Ancak Türkler kuvvetlerini tam zamanında takviye ettiklerinden dolayı sol kanatlarının aşılması mümkün olmamıştır. Yunan tümenlerinin kayıpları büyüktür ve Yunan askeri takviye edilememektedir.
“11 Eylül’de Türk süvarileri düşman gerilerine saldırdılar…Y unan kuvvetleri 12 Eylül’de Kartaltepe, Duatepe ve Beştepeler’den atıldı.
Düşman birlikleri Sakarya’nın batısına kaçmaya başladı…”
12 Eylül 1921’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (ÇAKMAK), Basritepe’den Ankara’ya şu tegrafı çekti: “Anadolu’nun Yunan ordusu için bir mezar olacağı hakkındaki kanaatimizin tahakkuk eylemekte olduğunu arz ederim.”
Her günü, her dakikası birer kahramanlık destanıdır Sakarya Savaşı’nın… Vatan için toprağa düşen askerlerin son nefesleri hâlâ duyuluyormuş gibi gelir… “Ve geceleri dağlarda dolşan çobanlarla, dağ yoollarından geçen yolcular, meselâ Duatepe üzerine zaman zaman gökten nur yağdığını analtılırlar. İnanırsınız; çünkü bastığınız her toprak parçası bir şehit mezarıdır…”
Ruhları şâd olsun…
Bu metine Şevket Süreyya Aydemir’in “Tek Adam” adlı eserinden ve Nilüfer ERDEM’in “Yunan Tarihçilerinin gözüyle Anadolu Harekatı 1919-1923” adlı doktora tezinden alıntılar yapılmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları