23 Ağustos 1921…22 gün 22 gece sürecek bir destansı mücadele, “Sakarya Savaşı” başladı…
19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkan Atatürk; bu tarihsel yolculuk sürecinde bin bir bâdire, tehlike, komplo, suikastleri yenerek -atlatarak demiyorum- 25 Mayıs 1919 Havza, 12 Haziran 1919 Amasya, 3 Temmuz 1919 Sivas yoluyla Erzurum’a geldi. 23 Temmuz 1919-7 Ağustos tarihleri arasında Erzurum Kongresi’ni; 4 Eylül-11 Eylül tarihleri arasında da 1919’da Sivas Kongresi’ni yönetti… Atatürk, yanında “Temsilciler kurulu” ile 22 Aralık 1919’da Kayseri yoluyla Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na geldi; orada Çelebi Cemalettin Efendi ve “postnişîn” Niyazi Babay’la görüştü ve 23 Arlık 1919’da Ankara’ya doğru yola çıktı. 27 Aralık 1919’da Atatürk ve Temsilciler Kurulu Ankara’ya ulaştı.
23 Nisan 1920’de TBMM açıldı;24 Nisan’da Atatürk TBMM Başkanlığına seçildi… 25 Nisan’da İsmet Bey (İnönü) Genelkurmay Başkanlığına getirildi…
Ülkemizi işgal eden “İtilaf ordularına” karşı Ankara’da kurulan “Milli Hükumeti” yıkmak ve Serv Anlaşmasını uygulamaya koymak yani Türk varlığını yok etmek amacıyla Salihli yöresindeki Yunan askeri birlikleri, “Milne Hattı”nı geçerek kuzeyden Bursa,güneyden Uşak- Afyon üzerine doğru harekete geçtikleri sırada; İngilizlerin destekledikleri ve Damat Ferit Paşa’nın düzenlediği Anzavur İsyanları, Düzce-Adapazarı İsyanları Yozgat ve Konya’daki iç isyanlar yangın yerine çevirdi ülkemizi…
Bu isyanlara ve ilerleyen Yunan birliklerine karşı yerel milis güçlerin, çetelerin,efelerin emrindeki “Kuvay-ı Miiliye” ve Çerkes Ethem’in komutasındaki “Kuvay-Seyyare “güçleri direniyorlar, karşı koyuyorlardı; ancak bunlar düzenli bir ordu olmadığından yeteri kadar varlık gösteremiyorlardı… M. Kemal Paşa ve Miralay İsmet Bey, düzenli Yunan ordularına karşı ancak düzenli orduyla karşı konulabileceği konusunda ısrar ettiler…
8 Kasım 1920’de düzenli ordu kurulmasına TBMM’de karar verildi… Daha önce Batı Cephesi Komutanı ve Atatürk’ün çok yakın arkadaşı olan Ali Fuat Paşa Gediz yenilgisinden sonra görevden alındı ve Moskova Büyükelçiliği’ne atandı…
9 Kasım’da Batı Cephesi ikiye ayrıldı; Batı Cephesi Komutanlığına İsmet Bey (İnönü), Güney Cephesi’ne Refet Bey (Bele) atandı; ancak bu kararlar Kuvay-ı Seyyare Komutanı Çerkes Ethem tarafından kabul görmedi ve 27 Aralık’ta Ethem ve kardeşleri isyan ederek 29 Aralık1920’de düzenli Türk ordusuna kurşun sıktılar… Ve 5 Ocak 1921’de Yunan saflarına katıldılar…
10 Ocak 1921 1. ve 1 Nisan 1921 , 2. İnönü Savaşları’ndan ağır kayıplara uğrayan Yunan orduları eski mevzilerine geri çekildiler; ancak kısa sürede silah cepane,asker sayısı uçak kamyon takviyeleriyle 10 Temmuz -14 Temmuz 1921’de güneyden ve kuzeyden saldırıya geçtiler… 16 Temmuz’da 4. Tümen komutanı Albay Nazım Bey şehit düştü. Düşmana karşı verilen kahramanca muharebeler sonunda 26 Temmuz 1922’de ordularımız Sakarya’nın doğusuna çekildiler. Aynı gün Yunanlılar Ankara’ya saldırı kararı aldılar…
Bu çekilmeyle düşman ordusu ile aramızdaki mesafenin artması ordunun derlenip toparlanması moral olarak da güçlenmesi amaçlanmıştı. Böylelikle onları Anadolu’nun ıssız, susuz ve çıplak coğrafyasında, tanımadıkları topraklarda imhâ etmek fırsatı bulacaktık.
Afyon’u ve Eskişehir’i de işgal eden ve Ankara’ya yürüyen Yunan ordusuna karşı TBMM yetkilerine sahip olmak şartıyla M. Kemal Paşa Başkomutanlığı kabul edeceğini şöyle belirtiyor:
“…Düşünce ve kararlarımı çabuk ve siddetli olarak yürütmek ve uygulatmak zorunluluğu vardı. Bakanlar Kurulu’ndan, Meclis’ten izin istemekle doğacak gecikmelere durum elverişli olmayabilirdi. Bütün ülkeye ve ülkenin bütün kaynaklarına yaygın olması gereken buyruklarım ve bildirimlerim için, her isin bakanından ya da Bakanlar Kurulu’ndan oy ve izin almak benim yapacağım başkomutanlıktan umulan yararları sağlayamazdı. Onun için sınırsız ve koşulsuz olarak buyruk verebilmeliydim. Bunun için de, Büyük Millet Meclisi’nin yetkisi benim kisiliğimde belirmeliydi. Bunu, basarı için zorunlu görüyordum” demektedir.
5 Ağustos 1921 günü ilgili yasa çıkmıs ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa derhal zihnindeki gereksinimleri sıraya koyarak, seferberlik ilan etmistir. Bir yandan asker toplanırken, diğer yandan Mustafa Kemal Pasa’nın ilan ettiği Ulusal Vergi Buyrukları (Tekalifi Milliye Emirleri) ile halktan destek talep edilmis ve seferberlik halindeki orduyu yedirecek, giydirecek ve donatacak imkanlar yaratılmıstır. Kısa sürede Sakarya gerisindeki Türk Ordusu büyük ordularda bulunan her türlü gereç ve olanakla donatılmıs, insan ihtiyacı karsılanmıs, yiyecek ve teçhizat bakımından sıkıntıları olmayan bir ordu haline gelmiştir.
Yunan tarihçileri, Mustafa Kemal Pasa’nın tüm meclis yetkilerini sahsında toplamış olarak, son derece hızlı ve islevsel olacak sekilde kendini Yunan Ordusu ile mücadeleye hazırlanılması işlerine verdiğini kaydetmektedir. Öyle ki alınan önlemlerin, firarların önlenmesi ve geniş bir seferberlik açısından son derece olumlu sonuçları olmustur. Yunan tarihçisi Bulalas’a göre Mustafa Kemal Paşa’nın ortaya koyduğu türden etkinlikleri Yunanlı komutanların hayal etmesi olası bile değildir. Bulalas Yunanlı komutanların, durumun gerektirdiği fedakarlığı yapmadıkları görüşündedir.
Mustafa Kemal Paşa 12 Ağustos 1921 günü, Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Pasa ile birlikte Polatlı’daki cephe karargahına gitmiştir.
C) SAKARYA SAVAŞI’NIN SEYRİ
Yunanlılar Kütahya-Eşkisehir Muharebelerinin akabinde asırı üstünlük ve güven duygusuna kapılmıslar, Türk Ordusu’nu bütünüyle imha etmek ve Türk Milli Mücadele Hareketi’nin sembolü durumundaki Ankara’yı ele geçirmek amacıyla ileri harekata devam etme kararını almışlardır. Ankara’ya kadar ilerletilecek taarruz için ikmal işleri ve taarruz hazırlıkları gibi düşüncelerle üç hafta kadar bir duraklama süresi geçirmislerdir ki, bu süre Türk Ordusu’nun Sakarya’da kararlaştırdığı savunmayı tertiplemesi bakımından yararlı olmuştur.
Yunan Ordusu 120 bin askerden olusuyordu ve 38 bin hayvana sahipti. Bu kuvvet günlük 150 ton yiyeceğe ve 115 ton ota gereksinim duymaktaydı. Yunan Ordusu’nda 600 ağır ve 240 hafif olmak üzere epeyce bir yük aracı mevcuttu. Hafif olanlar 1 ton, ağır olanlar ise 3 tonluk taşıma kapasitesine sahiptiler. Bu durum Yunan Ordusu’nun öküz arabaları ve deve kervanlarını da kullanmasını gerektirmisti. Cephaneleri taşımak için oluşturulan hareketli depolar, Yunan kolordularını bir günlük mesafeden takip etmisler ve çoğu zaman Türk süvarilerinin engellemeleriyle karsılaşmıslardı. Kaldı ki Türk Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin (Altay) Paşa da kitabında, Türk süvarilerinin Yunanlıları telaşa düşürdüklerinden, cephanelerini sarfa mecbur ettiklerinden ve Yunanlılardan mühimmat ve esir ele geçirdiklerinden söz etmektedir.
Yunan Ordusu’nun ikmal merkezi Eskisehir’di. izmir’den her gün kalkan yük gemileriyle malzemeler Mudanya’ya taşınmıştı. Toprak yollarda kilometrelerce yol kateden malzemeler Eşkisehir’in 50 kilometre uzağındaki Karaköy İstasyonu’nda yük vagonlarına yüklenmiş ve Eşkisehir’e ulaştırılmişti.. Yunan Ordusu sahip olduğu toplam 11 tümenden ikisini, korunma amaçlı olarak İznik Gölü ve Afyon bölgesinde bırakmıştı.
(Devamı Yarın)