“Tanrım! Bana kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe ver” diye yakarmış milattan beş yüz yıl önce doğan Konfiçyüs… Para, makam han hamam değil istedikleri ünlü Çinli bilgenin… Kitap ve çiçek… Ruh ve kafaların gıdası, ışıkları…
Kurtuluş savaşımızı anlatan bir kitap daha okuyorum: SAKARYA… 1938 yılında Sandıklı’da doğmuş daha sonraları Ankara Siyasal Bilgileri bitirip “mâliyeci “ olmuş Alptekin Müderrisoğlu’nun yazdığı 885 sayfalık bir kitap… Tarihimizin ve Kurtuluş Savaşımızın bir dönüm noktası olan SAKARYA ZAFERİ’nin önceleri, süreci ve sonrası anlatılıyor usta bir dil ve belgeler eşliğinde… “Hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır” stratejisiyle Ankara önlerine kadar çekilerek lojistik hizmetlerinden uzaklaştırılan Yunan Ordusu, “Anadolu’nun harim-i ismetinde” bozguna uğratılıyor...
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Alb. Asım Gündüz, Alb. İzzettin Çalışlar, Yarb. Fuat Bulca Alb. Selahattin Adil, Yusuf İzzet Paşa, Alb. Kemalettin Sami Alb. Fahrettin Altay Alb. Deli Halit, Alb. Kazım Özalp ve yüzlerce vatansever subay… Binlerce çavuş, er ve sivil halk...
Kocatepe’yi, Dumlupınar’ı ve 9 Eylül’ü hazırlayan fedâkârlık ve kahramanlık destanları…
1922 yılının Ağustos ayının bugünlere rastlayan günleri… Sakarya Savaşı’nı kazanan Türk ordularının önemli bir bölümü, aynı günlerde Afyonumuzu işgal ederek Kocatepe ve buralardaki Tınaztepe, Çiğiltepe ve stratejik yönlerden önemli yerlere yerleşen Yunan Ordularına son darbeyi vurmak üzere gündüzleri gizlenerek geceleri de yine nerdeyse hiç ses çıkarmadan Şuhut kasabası üzerinden Kocatepe’ye yaklaşmışlardı…
Yaklaşık bir yıl önce yanı Temmuz-Ağustos 1921 günlerinde durum tam tersineydi… 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden ve oradan Anadolu içlerine giren Yunan Ordusuna karşı elimizdeki silah ve techizar yönünden yetersiz askerlerle karşı koyuyorduk… Buna karşı Yunan ordusu da bütün maddi ve manevi gücüyle yüklenip Ankara’yı almak ve Türk’ün bağrına son hançeri vurmak için hazırlanıyordu; nitekim Yunan Kralı Konstantin 5 Temmuz 1921 günü “saldırı emri verdi Yunan ordularına…
Menders’ten Kocaeli’ne kadar 600 km’lik bir cepheyi savunan birliklerimiz, 10 Temmuz’dan itibaren saldıran Yunan orduları karşısında derin yaralar alan cephemiz bozulmuş ve birliklerimiz; Mustafa Kemal Paşa’nın büyük dirayet ve liyakati sayesinde daha çok kayıp vermeden düşman ordusuyla araya büyük bir uzaklık koyarak Sakarya’nın doğusuna kadar çekilecektir…
Buna mukabil Yunan askerleri, hareket üslerinden uzaklaştıkça, geniş Anadolu bozkırı ortasında susuz ağaçsız yolsuz ve çeşitli tuzaklarla dolu topraklarda önceden beklemediği birçok zorluklarla karşılaşacak ve hedefine doğru ilerlemek zorunda kalacaktır…
Mustafa Kemal Paşa çok kıskanılan bir kişiydi… Ağustos 1921’de rütbeleri padişah tarafından alınmış sivil bir milletvekili ve orduların başında bir komutandı… Ve de o günkü TBMM’de muhalifleri vardı.. İşte o muhalifle M. Kemal Paşa’ya istediği komutanlık yetkilerini (bun yetkiler Millet Meclisinin bütün yetkilerini kullanmaktı) 5 Ağustos 1922 günü üç ay için vermek zorunda kaldılar… Bunlardan kimileri Paşa’nın yanında içtenlikle yer alırlarken kimileri de en küçük bir başarısızlık sürecinde onun defterini dürmeyi hesaplayanlardı…
Yetkiyi alan M, Kemal Paşa: “Meclisin hakkımda gösterdiği emniyet ve itimada lâyık olduğumu zamanla göstermeye muvaffak olacağım. Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka mağlup edeceğimize dair emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır, Bu dakikada bu tam güvenimi, hem yüksek heyetinize, hem de bütün millete ve dünyaya karşı ilan ediyorum…”
Dünya siyaset ve askeri tarihinde o güne kadar verilmiş bir başka söz görülmemiştir… Bu büyük bir sözdü, Büyük bir taahhüttü. Ama yerine getirilecekti…
M. Kemal Paşa 15 Ağustos 1921’de Genel Kurmay başkanı Fevzi Paşayla birlikte Polatlı’ya Başkumandanlık karargâhına hareket etti…
Bu dakikadan itibaren her dakikası birer kahramanlık destanı olan göğüs göğüse vuruşmalar devam etti sıcakta, gecenin ayazında… 100 km’lik bir cephe üzerinde ve 20 km’lik derinlikte hiç durmayan vuruşmalar… “Allah Allah sesleri” Kılıç, kurşun, top sesleri, at kişnemeleri…
“Hatt-ı müdaffa yoktur sath-ı müdafaa vardır, bu satıh bütün vatandır” emriyle şehit olan yaralanan, siperden sipere koşan atlayan Mehmetler…
“Hâkim tepelere ve siperlere bağlanmayarak geniş bir müdafaa sathı üzerinde düşmanı adım adım adım eritmek”
“Yurdun her karış toprağı, yurttasın kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz. Onun için, küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada yeniden düşmana karsı cephe kurup savası sürdürür. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uyamaz. Bulunduğu mevzide sonuna dek dayanmak ve direnmekle yükümlüdür” Yunan tarihçi Grigoriadis, Mustafa Kemal Paşa’nın asla pasif savunma halini almadığına dikkat çekmektedir; Çanakaris ise Mustafa Kemal Paşa’nın terli, uykusuz, toza bulanmış şekilde ilk hattan cereyan eden muharebelerin çoğunu takdire sayan bir şekilde idare ettiğine işaret etmektedir. Emrindekilerin bir an için bile nefes almalarına izin vermemiştir. Askerlerine olduğu gibi, kendisine karsı da serttir.
Yememekte, uyumamakta ve sakinleşememektedir. Yıllardan beri aşırı yorgundur ve böbrek sancıları çekmektedir. Simdiyse omuzlarının üzerinde Türkiye’yi taşıdığını ve çökmemesi gerektiğini bilmektedir. Mücadeleyi izlemekte, bir biri ardı sıra emirler vermekte, yönlendirmekte ve düzenlemeler yapmaktadır.
Aslında, savaş sertleşmeden önce Mustafa Kemal Pasa attan düşmüş ve kaburga kemiğini kırmıştır. Yine de muharebeler esnasında enerjisini bütün Türk kuvvetlerine hissettirmiş ve savaşın kazanılması için gece gündüz büyük emek vermiştir. İsmet Paşa’nın da ifade ettiği gibi, Türk Başkomutan ve Genelkurmay Başkanı’nın cephede bulunması, savasın enerjik bir şekilde idare edilmesinde ve verilen emirlerden randıman alınmasında etkili olmuştur.
Tarihçi Spiridonos gelişmelere bakarak, Ordular arasında mücadele eşitliği olsa bile, komutanların istençleri açısından eşitlik yoktu. Bu da Yunanlıların aleyhineydi. Ve çok sert bir tokat yemişlerdi...
Çok daha sert tokat ve demir yumruklar yaklaşık bir yıl sonra vurulacaktır Yunan’a ve destekçilerine... 26 Ağustos sabaha karşı Kocatepe’de 30 Ağustos günü de Kocatepe’den yaklaşık 70 km uzaktaki Dumlupınar’da…
NOT: TEK ADAM, SAKARYA SAVAŞI YUNAN TARİHÇİLRİNIN GÖZÜYLE ANADOLU HAREKÂTI KİTAPLARINDAN ALINTILAR YAPILMIŞTIR...