Elli yıldır futbol antrenörlüğü yapıyorum Afyonkarahisarımızda… Genç futbolculardan, yerli futbolculardan, yetişmelerine katkı sağladığım futbolculardan oluşan takımlar çalıştırmaya meraklıyım, alışkınım… Bu nitelikteki takımların teknik sorumluluklarını üstlendim, bunların başında maçlara çıktım defalarca.
Futbola on dört on beş yaşlarımda başladığım Afyon Doğanspor’a Yukarıpazar ve civardaki mahallelerde top oynayan çocukları kulübüme kazandırmakla başladı bu iş…
Bir futbol takımının varlığını sürdürmesi ve başarılı olabilmesi, futbolcu transfer etmesinden çok kendi kaynaklarından beslenmesi ile mümkün olacağı futbolun içinden gelenlerce kabul edilen ve önerilen bir anlayıştır…
Hep bağlı kaldım bu anlayışa teknik sorumlusu olduğum takımlarda… Uzun vadeli, sabır isteyen, rizikolu bir iştir aynı zamanda bu iş... Kısa vadede başarılı olmak isteyenler pek dikkate almazlar bu süreci, transfer yapar geçerler…
Fubol antrenörlüğü, liselerde olsun, AKÜ’deki hocalığım olsun yaşamım gençler arasında sürdü, hâlâ da öyle…
Son iki sezondur Demirspor teknik sorumluluğunu bıraktım; “çocuk ve gençlere bakayım” dedim; geniş kapsamlı temel eğitim ve futbola özgü antrenmanları içeren U -11-12- 13 ve U -14 yaş guruplarına yönelik çalışmalar yaptım birkaç yıldır… Bu sezon Afyon Demirspor U-14 takımını çalıştırdım; ancak gurupta dördüncü olduk AFKA oldu şampiyon… Hemen belirteyim ki kitaplarda, kurs ve seminerlerdeki genç takımlarla, pratikteki genç takımlar arasında eğitim, ekonomik, sosyal ve kültürel derin farklar var. Son yıllarda iyice olumsuzluklara yol açıyor bu farklar…
U-14 ve U -16 yarı finallerini izlemiştim geçen hafta; bu hafta da finallerini izledim…
27 Aralık Cumartesi günü… Bu ayın en soğuk ve sıkıntılı günü. AFKA-ÖZAK TUĞLA KARŞIYAKA SPOR (KOCATEPE SPOR) U-16 final maçındayım… Kadir Bursalıoğlu , Ahmet Çeliktaş ve İlker var Karşıyaka’nın başında; AFKA’nın hocalarıysa Hasan Uğuş ve Serdar Gündoğar… Hepsini tanırım yıllardır...
Rüzgara karşı oynamaya başladı AFKA; ancak bu kale seçimi pahalıya patladı ve topu kesip, rakip sunmanın arkasına attığı pası kovalayıp güzel vuran Karşıyaka 1-0 öne geçti daha maçın başında…
Maç rüzgarın olumsuz etkiyle bir ara “dan dun” oynandı 4-2 yenik duruma düşen ve 10 kişi kalan AFKA son dakikaya kadar bırakmadı maçı… Her iki takım da güzel gollere imza attı; 4-4 bitti maçın normal süresi Penaltıların hepsini gole çevirdi Karşıyaka, AFKA birini kaçırınca şampiyonluğa Kadir Bursalıoğlu’nun öğrencileri uzandı…
Pazar günü de AFKA-EGE U-14 finaline gittim. Hava soğuktu ama dünkü kadar değil… Rüzgar da esmiyor; futbol için uygun bir iklim ve saha…
Her iki takımın taraftarları daha doğrusu futbolcuların yakınları doldurmuştu türibünleri…
AFKA’nın hocaları Hasan Uğuş ve Serdar Gündoğar dünkü U-16 maçının etkiyle olacak biraz durgundular; EGE’nin hocası Muaz Kurtay her zaman olduğu gibi büyük bir dikkatle sevk ve idare ediyor takımını…
Her iki takımın da dünkü maça göre daha temkinli oynadığı görülüyor; ancak bu kez AFKA nın golleri geliyor arka arkaya… Devreyi 3-0 önde bitiriyor AFKA…
1923 Afyonkarahisar-1922 Akşehirspor BAL maçını izlek üzere ayrılıyorum… Maçı 4-2 AFKA kazanmış. AFKA’yı kutluyoruz; ancak maçtan sonraki sevinçlerin aşırılığa kaçtığını videolardan izledim… Rakip takım futbolcularını taraftarlarını ve hocalarını üzen davranışlardan sakınmak gerek… Galip takımların oyuncuları empati yapsınlar biraz…
1923 Afyonkarahisar-1922 Akşehir BAL maçı henüz başlamıştı stadyuma girdiğimde… Türibünlerde elli altmış futbol sever var yoktu; karşı türibünde daha az… Halbuki yan sahalarda köylerden kasabalardan gelen çok sayıda çoşkun izleyici vardı…
Türibünler geçen haftalarda olduğu gibi yine bakımsız, oturacak yerler kırık dökük ve kirli… Maçın ortalarına doğru izleyici sayısı beş yüze yakındı… Ancak yine de yeterli değildi türibün desteği..
Maça gelince, geçen ki maçlara göre daha derli toplu bir takım görünümündeydi 1923 Afyonkarahisar; ön alan baskısı yaptı ilk dakikalarda; fakat bu baskılar gurup halinde olmadığı ve rastgele aksiyonlar olduğu için etkili ve yeterli olmadı ve top kapamadı rakipten... Daha sonra gördüm ki Akşehir oldukça iyi bir takım; o güne kadar gördüğüm BAL takımlarınının en iyisi bana göre…
İlk devrenin ortalarında Akşehir takımı 2. bölgede kazandığı bir topu ceza alanına gönderdi; bu top, geri pas gibi dönünce ceza alanı çizgisinde bekleyen futbolcusunun volesiyle attı golü…
Maçı bırakmadı Afyonkarahisar ve ceza alanı sağ çaprazından güzel bir vuruşla eşitliği sağladı…
İkinci devre rüzgar altına geçen Afyonkarahisar topa fazla hakim olamadı; bu arada yakaladığı gol fırsatlarını harcayınca maç Akşehir’in hakimiyeti altında sürdü…
Her iki takımın kalecileri sayısal üstünlük için oyuna girdiler birkaç kez; birer ikişer gol de kurtardılar… Fakat Afyonkarahisar kalecisinin tembel bir pası az daha gole neden olacaktı…
Afyonkarahisar takımı, topu kazanınca çok çabuk kaybediyor, gereksiz yan paslar, geri paslarla atak fırsatlarını harcıyor, duran topları etkili kullanamıyor; gol vuruşu yapacak oyuncu göremedim… Yeterli kalitede yedek oyuncu da yok gibi…
1923 Afyonkarahisar takımı BAL’da kalmak için mi oynuyor,? ”Şampiyon olmak” için mi..? Eğer ilk sorunun cevabı “evet” ise takım yeterli, yok ikinci sorunun cevabı “evet” ise bu takım yetersiz kalır…