'YEREL TARİHÇİ VE HALK KÜLTÜRÜ ADAMI', FUTBOL ANTRENÖRÜ BÂDELİ ŞÂİR YAKASİNEKLİ ÖKSÜZ ABDİL
Agah Bıyıkoğlu
Kırk yıldan fazla oluyor… Geçmişin gittikçe kalınlaşan sisleri arasında kalan kimi anılar, kimi yüzler, kimi isimler yıllar sonra tekrar canlanıyor.. Yıl 1978 veya 79.. O tarihlerde duvarlarında Atatürk’ün, “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” yazıları bulunan fakat artık şimdilerde artık bir beton yığınına dönen Atatürk Stadyumu’nun “arka sahasındaki” sadece beton basamaklardan ibaret tribünlerde o zamanki futbol dünyamızdan tanınmış arkadaşlarla, futbolcu antrenör gazeteci ve gedikli izleyicilerle bir maç izledik; ikinci maçı bekliyoruz.. Futbol sahası toprak olduğu için arka arkaya üç dört hatta beş maç yapılması olağandı o günlerde…
Takımın biri çıktı sahaya ısınıyor; maçın başlama saati geldi ama rakip takım yok ortada… Yarım saat oldu neredeyse.. Yanımdaki arkadaşlardan biri “Bu takım Yıldırımspor, ta Yakasenek’ten gelecek onun için geç kalmış olabilir” dedi.. Yakasenek Çay’ın daha ötesinde, Sultan Dağının eteklerinde, Eber Gölü’nün kıyısında, Afyon’a neredeyse altmış km uzakta bir kasaba, o günkü şartlarda iki saatlik yol… O zamanlar Afyon Konya yolunda Afyon-Akşehir otobüsleri günde birkaç kez kalkar, gider gelirlerdi. Her kasabanın her köyün kendi taşıma aracı yoktu pek.. Bu arada maçın hakemi rahmetli “Şeref Abi” yanındaki hakemlerle sahaya çıktı, sağa sola bakındı; tam düdüğü çalacakken korna sesleri arasında damperli bir kamyon girdi tel örgülerin dibine kadar ve damperi kaldırdı; biz “Acaba kum mu getirdi bu kamyon?” diye bakarken yere düşenlerin alel acele forma şort giymeye çalışan futbolcular olduğunu görünce bastık kahkahayı…
İşte o gün Yakasenek Yıldırımspor’un kalesinde gördüğüm ve futbol sayesinde tanığım Abdil Korkman’la ileriki günlerde dost ve arkadaşlığım başladı ..
Afyon Futboluna önemli katkıları bulunan ve Türkiye’nin ilk diplomalı antrenörlerinden benim de hocalığı yapmış olan seçkin insan İhsan Dümelli’nin yardımcısı olarak yıllar önce Afyon’da açtığımız amatör futbol antrenörlüğü kursuna katılmıştı Abdil Korkman.. Sınavlarda “Aerobik dayanıklılık nedir?” diye soru sorduğumu hâlâ anımsar ve “en kazık soruyu bana sordunuz Hocam” der bana..
Yakasenek Eber Gölü’ne yakın bir kasaba… Bu çevrede yetişen kirazı dünyaca meşhur.. Eh bizim de Abdil Korkman gibi arkadaş ve dost canlısı bir tanıdığımız var, futbol dünyasından beş on arkadaş davetli davetsiz gider olduk Eber Gölü kıyılarına… Eber’in Eber olduğu zamanlar; tepesinde hiç kar eksilmeyen Sultan Dağı’nın bakışları altında masmavi bir göl, balık bol, kuşlar desen eline konacak, gir içine iç suyunu…
Doğrusunu isterseniz ben Abdil Korkman’ı yıllar boyu hep bir futbolcu, antrenör olarak tanıdım… Zaman zaman şiirler yazdığını biliyordum ama bir kitap yazacak kadar bu işe âşina olduğunu tahmin etmedim.. “ABDİL KORKMAN ŞİİRLERİ ANATOLOJİSİ DÖRTLÜKLERDEKİ İNCİLER“ kitabını görünce şaşırmadım dersem yalan olur… Yıllarca liselerde ve Yüksek okullarda dil ve edebiyat dersleri okutan bir hoca olarak “Bravo be Abdil” dedim…
Kitaptaki beş yüzü aşkın şiiri ne zaman yazdın? Ülkemizde beş yüz şiir yazan başka şâirler var mı bilmiyorum ama bu şiirleri dil edebiyat ve şiir teknikleri yönünden incelemeyi bir tarafa koyarak kitaptaki şiirleri tasnif edrsek: “Anam” adlı şiirle başlayan kitap askerlik şiirleri ile sürüyor.. Aşk şiirleri yüz kırk kadar.. Atatürk Şiirleri, Bahar ile ilgili Şiirler, Memleket Şiirleri, Methiyeler, Nasihat ve Sitemle İlgili Şiirler.. Kitap, Ölüm temasının işlendiği şiirlerle bitiyor..
Sıradan bir kişi değil Abdil Korkman… Çok küçük yaşlarda anasını ve babasını kaybettiği için “Öksüz Abdil“ diyorlar ona.. Kasabasında kalkınma kooperatifi, sulama kooperatifi, cami, çeşme, yol köprü, ortaokul, sağlık ocağı ve hastane yaptırma ve yaşatma dernekleri kurmuş, emekli olduktan sonra doğduğu yerin ilköğretim okuluna 14 yıl fahri olarak çalışmıştır. Afyon TÜFAD üyesidir Afyon ASKF ile sıkı ilişkileri vardır.. Atatürk sevgisi hiç eksilmemiştir yüreğinden; Afyon’u, Afyon Kalesi’ni, Eber Gölü’nü, Sultan Dağı’nı, doğup büyüdüğü toprakları kendine özgü bir dille dökmüştür şiirlerine..
BEN BU İNSANLARI ANLAYAMADIM“ şiiri yergili ve iğneli.. Okuyunca güldüm uzun süre..
Köyümüzün bilmiş bilmezi çoktur/Konuşmaya başlar gerisi yoktur../İlimi bilmeyen dâhisi çoktur/Ben bu insanları anlayamadım” diyor.. Gel de gülme.. Pek çoğunu hatırladım okurken çünkü bu şiiri…
Sadece şiir mi? Öksüz Abdil’in,“Yakasenek Tarihi ve Halk Kültürü “adındaki kitabı da yıllarca süren alan çalışmalarının araştırma ve derlemelerin ürünüdür..
Anadolu’nun bağrında doğup yetişerek, kendini ve çevresindekileri, dağımızı, gölümüzü, gülümüzü saf ve içten duygularla anlatan Abdil Korkman’ı mümkün değil bu sayfaya sığdırmak …
Birkaç gün önce önümde giden bir aracın arka camında şu cümle vardı: “Bazı insanlar çok fakir, sadece paraları var.” Gülümsedim bu yazıyı okuyunca ve yol boyunca düşündüm.. Evet “Bazı insanlar da çok zengin; ihtiyaç duymuyorlar paraya pula, hana hamama, dostları, arkadaşları, sevenleri, öğretmenleri öğrencileri var, kitapları var, gazete okuyorlar yazılar yazıyorlar, şiirler yazıyorlar…” diye düşündüm..
“Bizim Abdil ne zengin adam. Helâl olsun ona” dedim…