Elif Çaylıoğlu

İman Amel İlişkisi

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Yılmaz Hocam Tur Suresi 21. Ayetinde “Her kişi kazandıklarına karşı bir rehindir” buyuruluyor, bu kazanç nedir, kazanılan nedir, rehin oluş nedir ve nasıl olur acaba?

Elif hanım kardeşim, çok önemli bir bir noktayı tespit edip sordunuz elhamdülillah, onu dilerseniz ayetlerden öğrenelim, bakalım ayetlerimiz bize ne diyor? Rabbimizin ayetlerini yine Rabbimizin ayetleriyle ve Rasulullah (SAV) Efendimizin hadisleriyle anlamaya çalışmak güzeldir, isabetli bir yöntem olur biiznillah. 

“O gün her nefs hayr kapsamında ne amel yaptıysa ve hayr dışı ne amel yaptıysa onu hazır bulacaktır.” (Âl-u İmran-30)

“Amel edenlerin ecri ne güzeldir.” (Âl-u İmran-136)

“Bilsin ki, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm-39)

“Geçmiş günler içerisinde (dünya günlerinde) amelden takdim ettiklerinize mukabil yiyin için.” (Hâkka-24)

“Muhakkak ki bu sizin için bir cezadır (karşılıktır); sa’yınız (imanınıza uygun gayretleriniz) karşılığını bulmuştur.” (İnsan-22)

“Yaptığınız çalışmalardan dolayı, afiyetle yiyin ve için.” (Murselat-43)

“O gün insan yaptıklarını hatırlar.” (Nâziât-35)

“Çalışmalarının karşılığından hoşnut olmuştur.” (Ğaşiye-9)

“Kim zerre ağırlığında bir hayr yaparsa onu görür.”  (Zilzal-7)

“Kim zerre ağırlığında bir şer yaparsa onu görür.”  (Zilzal-8)

“Keşke buradaki hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim der.” (Fecr-24)

Bu ayetlerin önemli ortak noktası olarak çok açık, çok net görüyoruz ki; ahiretteki muamele insanın amellerinin karşılığı olarak cereyan ediyor. Efendimiz (SAV) buyurmuşlardır ki; "Mükafat, yapılan gayret miktarıncadır." Ahiret muamelesi insanın amellerinin karşılığı olarak cereyan eder. Hem bu ayetler hem de benzerlerinde “Bu sizin amellerinizin karşılığıdır” denir, “bu sizin doğru düşünüyor ve doğru anlıyor olmanızın karşılığıdır, bunları size doğru düşündüğünüz için veriyoruz” denilmiyor. Vurgu böyle: “Doğru yaptığınız için veriyoruz!” Çünkü zaten doğru inanmak zorundayız, o ön koşul! Kişi ön koşulu gerçekleştirmişse muhataplık başlar, o zaman göreceği karşılık ameline bağlıdır, ameliyle ilgilidir. Bu konuda ayetler bir yandan “Eğer imanınız Âmentü Billâhi şeklinde değilse ameliniz boşa gitmiştir” kuralını vurgularken, diğer yandan “Ahiretteki muamele amellerinizin karşılığı olarak cereyan eder” diye uyarır. Eğer, göreceklerimiz amellerimizin karşılığıymış” der de yalnızca “amel” sınıfına giren davranışlara odaklanırsak, sadece onları önemser ve en ince noktasına kadar hep amelleri çok sıkı takip eder, yalnızca amele odaklanır da “Aminû Billâhi” uyarısını ötelersek perdeleniriz. “Aminû Billâhi” davetine kulak vermek, ona uygun iman ve idrakta olmak ön şarttır, olmazsa olmaz şarttır, “Aminu Billahi” ayetleri bize ön şart için bir uyarıdır. Böyle olmasına rağmen biz eğer “Acaba doğru inanıyor muyum, doğru iman nasıldır?” deyip konunun hak ettiği araştırmayı ve duayı yapmazsak Allah’ı doğru tanıma ve doğru iman hakkında perdeleniriz. “Amel” için gösterilen gayret ve titizliği aynıyla “Âmentü Billâhi” daveti kapsamında iman noktasında da göstermek, uygulamak gerekiyor. 

Sevgili hocam, bu güzel detayları öğrenirken fark ediyorum ki bu durum her inananı kapsıyor. Hassas inanan olduğunu düşünerek sadece ibadetlere, şeklen ibadete odaklanan bir kişi amentü billahi kısmından perdelenebiliyor. Aynı şekilde “Ben Allah’ımı çok seviyorum, benim kalbim temiz, kimseyle ilgili kötü bir şey düşünmüyorum” diyen kişi de hakikatten perdeleniyor. Peki, billahi imanı tanımamış bir kişinin doğru imanlıyım zannı sebebiyle kendisini sorgulaması çok zor değil mi? Diyelim ki bir şekilde kendini ve imanını sorguladı sonra nasıl bir yol izlemeli, neye tutunmalı?

Bu sorun üzerine iman-amel ayrılmazlığına değinelim ve günümüzde de önemini koruyan bir amel çeşidini o halden korunmak ve sığınmak duasıyla paylaşalım.

Enfal-35: “Onların El-Beyt’in indindeki salâtları ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. O halde, gerçeği inkâr etmenizden ötürü tadın azabı!”

Bu ayette anlatılan durum günümüzle de ilgili bir tablodur, bugün de yaşanan bir haldir. O günlerde Kâbe’yi tavaf eden bir grup var ki, onlar bu işi alkışlarla, el çırparak yapıyorlar. Günümüzde, cenazelerini alkışla defnedenleri düşündüğünüzde o günkü küfrün günümüzdeki izleri insanı korkutur: Demek ki, aynı uygulama, dolayısıyla aynı insan tipi günümüzde de var! Muhafaza buyuruver Allahım. Ama korkunun peşine hemen müjdeyi de aramalıyız. Çünkü korku varsa müjde de vardır. Ve aslında ikisi iç içedir. Lütfen, lütfen şu müjdeye dikkat ediniz. O günkü küfrün, yani o işi yapan o insanların izi bugün nasıl var ise, Efendimiz (SAV)’in yanındakilerin de izi vardır! Ve inşaAllah öyleyizdir... Efendimiz (SAV)’in bize tebliğ ettiği Risalet ve Nübüvvetin ikisini birden kucaklamalı, onlardan birisini ihmal etmeden her ikisini birden önemsenmeliyiz. Risalet ve Nübüvvet açısından doğrusu nedir diye ayet ve hadisler çok iyi araştırılmalı, her biri çok gayret sarf edilerek ele alınmalıdır. 

Risalet ve Nübüvvet’in farkını çok iyi bilmemiz gerekiyor. Şimdi bu tabirlerle neyi kast ettiğimizi bir iki cümleyle söyleyelim. Efendimiz (SAV) Rasul ve Nebi idi. Yani Efendimiz bize hem Risalet’te hem Nübüvvet’te bulundu. Risalet’te bulunarak nasıl inanacağımızı öğretti, Nübüvvet’te bulunarak nasıl yaşayacağımızı öğretti. Bunlardan yalnızca birini öğrenir, önemser de diğerini bırakırsak Efendimiz’in öğrettiklerinin bir yanını önemsiyor ve yapıyor oluruz. Yalnızca “nasıl yapacağımız”ı veya yalnızca “nasıl inanacağımız”ı öğrenmekle yetinirsek olmaz, Risalet ve Nübüvvet’i birlikte ele almalıyız. Bu amaçla şuna dikkat edelim: Risalet ve Nübüvvet’i konu alan farklı kitaplar okuyabilir, farklı yerlere gidebilir, farklı dini açıklamalar dinleyebiliriz. Ama mutlaka şu soruları sırasıyla kendimize sormalıyız: Nasıl inanacağım? Önce bu önemli! Sonra da “nasıl yapacağım?” sorusu. Eğer bir yerde, bir kitapta bunlardan birisi önemseniyor diğeri öteleniyorsa olmaz! Bir kişi, bir topluluk, bir cemaat hep “Nasıl yapacağız?”ı konuşuyorsa, bu araba sürmekle ilgilidir, yetmez. Önce arabanın doğru caddede olması gerekiyor ki, gayretimiz hedefe ulaşsın. Önce doğru caddeyi, doğru adresi arayıp bulmak, orada olduğumuzdan emin olmak, sonra ilerlemek gerekiyor. Doğru adres Âmentü Billâhi ve RasûliHİ’dir, gereği salih amel hayat tarzı ise Efendimizin uygulamalarıdır. Bu yüzden Risalet ve Nübüvvet’i kesinlikle Kur’an ve hadislerden öğrenmeliyiz. Bunu yapmaya çalışmalıyız; hep bunu araştırmalıyız. Müslümanın işi zaten daima araştırmak! Müslüman daima çalışır, araştırır. Dikkat edin, siz de bir başkası da ancak müslümanlığı önemsemeye başlamakla okur yazar olmaya başlar. Daha önce okuma, yazma işleri onun ahiretini o kadar ilgilenmiyordu ama şimdi; şimdi bir sınavımız varmış gibi çalışıyoruz. “Mış gibi”yi kaldıralım, bir sınavımız var elbette! 

Mâliki YevmidDiyn ayetiyle öğretilen günün sınavı! O sınavı nasıl unuturuz?

Allah’ın seni, dinini, ahiretini, sınavını unutan, o gafletle yaşayan halden bizi koruyarak kurtarıver, daimi olarak lütfen (amin)… 

Yazarın Diğer Yazıları