Sevgili hocam sizin “Fatiha ile Fetih” kitabınızda bir ifade okudum ve çok hoşuma gitti. Müsaadenizle bu köşemizi okuyanlarımızla da paylaşmak istiyorum: “İslam’ı sahibinden öğrenin” Bu vurgudan, bu başlıktan çok etkilendim. Sonra kendi adıma düşündüm; acaba ben İslam’ı sahibinden mi öğrendim yoksa örf adet olarak gördüklerimden mi? Dedelerimizden, ninelerimizin yaşadığı hayattan mı, belli bir kesime ait olan kalıplaşmış anlatımlardan mı ya da inanmayanların İslamiyet ile ilgili yazdığı kişisel gelişim kitaplarından öğrendiklerime İslam mı diyorum? Tabi bu düşünceler içimde bir korku oluşturdu sevgili Yılmaz hocam. Sizce korkmalı mıyım? Ya da şöyle sorayım; bu konudaki hissettiğim korkuyu Hak yolda nasıl yönetmeliyim?
Elif hanım kardeşim, sevgili okurlarımız şunu çok önemsemeliler; İslamiyet’i ve açıkladığı sistemi eğer Sahibi’nden öğrenmezsek çok yanlış bir yoldayız demektir. Veya Sahibi’nin açıklamaları yani Kur’an ayetleri ve Rasulullah’ın sünneti, hadisleri bize “avam” geliyor da inancı ve yaşantısı Muhammedî olmayanların açıkladıkları fikirlerle yol bulmaya ve tatmin olmaya çalışıyorsak, başka felsefeleri okuyup onlardan etkileniyor, onlarla bir hayat tarzı oluşturmak ve amel etmek için uğraşıyorsak çook yanlış bir yoldayız demektir. Kur’an, bu durumdaki bir müslümanın yanlış yolda olduğunu ve İslamiyet’ten nasibinin olmayacağını söylüyor! Neden böyle korkutan ve gerçekten önemli bir uyarı yaptık? Çünkü günümüzde, başka felsefelerden yardım umanlar var, merakla onları okuyanlar var! “Şu uzak doğulu düşünür şöyle demiş, şöyle açıklama yapmış, şu kişi şöyle bir deneyim yaşamış” deyip İslam olmayan yani Muhammedi olmayan düşünce tarzlarıyla gündem oluşturan, İslam dışı bazı felsefelerin sanki gerçeği bulmuş gibi görünen düşünceleri kendisine daha cazip gelenler var! Bu uyarı, İslamiyet’i hatır için “varmış gibi” gören bu zihniyetleredir, onlar gibi olmayalım diyedir! Onlara sesleniyoruz: Zihnimizde o tür yönelişler varsa onları yok edelim, çünkü ayet bize diyor ki: “Bu benim Müstakıym Sırat'ımdır, ona tabi olun! Başka sebillere tabi olmayın, (çünkü o fikirler) sizi Allah’ın yolundan elde edeceğinizden ayırır. İşte bilfiil korunasınız diye Allah size onu vasiyet etti!” (En’am-53) Ayetteki vurguyu fark edin lütfen: Allah vasiyet etti! Allah’ın vasiyet etmesi ne kadar önemli bir vurgu aslında! Allah vasiyet etti ki, benim yolumdan başka yollara bakmayın! O yollarda fayda var zannedersin, o faydalar seni Allah yolunun faydasından mahrum eder! Öyleyse: “Rabbinizden size inzal olunana tabi olun. O’ndan Gayrı Veli’lere tabi olmayın. Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!” (A’raf-3). A’raf 3 “ne kadar az tezekkür ediyorsunuz!” diyor.
Peki, tezekkür edip etmediğimizi nasıl anlayacağız?
Tezekkür edip etmediğini anlamak istiyorsak kendimize bir bakacağız: O’ndan gayrı veliler (dȗniHi veliler) bize daha popüler geliyorsa mekr içindeyiz demektir. Mesela "Onların yazdıkları da aynı şeyleri anlatıyor. Yazılanları uyguluyorum, çok faydasını görüyorum” diyorsan tuzağa düşüyorsun demektir. İnsanlara ayet ve hadis okuduğumda, onlara “ayette böyledir” dediğimde dinlemiyorlar. Ama “şu düşünürün, şu felsefecinin bakışı böyle” dediğimde İslamiyet dışı
inanışlara sahip kişilerin cümlelerini söylediğimde daha dikkat çekici oluyor, konuyu daha bir dikkatli dinliyorlar” diyorsan zaten o tuzağa düşmüşsünüz demektir! Unutma: O felsefelerde “faydalı gibi” görülen bilgiler olsa bile onların tanrısal faydası sana “Allah yolunun” faydasının yolunu kapatır. Eğer Allah’ın öğrettiği ve önerdiği dışındaki bilgi ve düşünceler sana faydalı gibi görünüyorsa dikkat et! Onlar Varım ve Muhtarım çerçevesindeki tanrısal faydalardır. Onlara sarılırsan Hakk Yol’un faydasından perdelenirsin, o yoldan uzak kalırsın, yol sana kapanır!
Lütfen şuna da çok dikkat edin: Ayet ve hadislerde Hakikatin açıklanışının bir formatı vardır ve şudur: Hakikati açıklayan cümleler, Hakikati anlatma yöntemi imansızların takdirini kazanmayı hedeflemez! Kur’an’da ve hadislerde Hakikati açıklayan cümleler ve yöntem, imansızların takdirini kazanmak gibi bir hedef içermez! Eğer bir yöntem imansızlara hoş görünmeyi hedefliyorsa bu sunuş, bu yöntem Kur’an’ın anlatış tarzı değildir. Bazı anlatışlar vardır, rastlarsınız; inananları daima kınar, arada kalmışları okşar, uzaktakilere de gülümser! Bu yöntem, Kur’an’ın anlatış tarzı değildir. Kur’an’ın anlatış tarzı imanlının imanını kâfirin küfrünü artırır. İnanmayanlara hoş gelecek cümleler kurmak Kur’an’a uygun tarz değildir. İnanmayanlardan aferin beklemek, İslamiyet’i onlara güzel göstermeye çalışmak tamamen boş iştir. Bu konuda ve her konuda enerjini, gücünü inanana harcamalısın.
Hocam, günümüzde inanmayanları İslamiyet’e yaklaştırmak adına yapılan bazı açıklamalar çoğu zaman Celalettin Rumi’nin (ra) gibi mübarek zatların “Gel ne olursan ol, yine gel” sözü gibi güzel cümlelerle yapılıyor ama bu kucaklama bu “gel” deyişle davet edilenlerin inanış ve yaşantıları da hoşmuş gibi bir algıya kapı mı açılıyor sorusu oluşuyor bende. Bu sözü yanlış anlıyoruz da enerjimizi, gücümüzü inananları inanmak isteyenleri ihya etmek yerine daha çok yanlış yerde duran, yanlışında ısrar edenlere yönümüzü dönerek hatta onları o halleriyle hoş görerek boşa mı harcıyoruz kaygısı oluşuyor; Kur’an ve Sünnet’in uyaran, korkutan, titretip kendimize (fabrika ayarlarımıza) gelmemizi sağlayan tebliği geri planda mı kalıyor, böyle bir yanılgıya mı düşüyoruz telaşı oluşuyor bende.
Evet, senin bu kaygısını bize Kur’an ayetleri de söylüyor. İman etmeyenlerin, Kur’an ayetlerine ve Rasulullah’ın (SAV) tebliğine nasıl yaklaştıklarını birlikte tefekkür edelim lütfen:
Tevbe-124: “Bir sûre inzal edildiğinde onlardan kimisi “bu hanginizin imanını artırdı?” der. İman edenlere gelince onların imanını artırmıştır, onlar müjdeleşip seviniyorlardır.”
Enfal-2: “Mü'minler şu kimselerdir ki, Allah zikredildiğinde onların kalpleri titrer ve onlara O’nun ayetleri tilavet edildiğinde onların imanlarını artırır ve onlar Rablerine tevekkül ederler.”
Nahl-102: “De ki: “O’nu Ruh’ul Kudüs, senin Rabbinden Bil Hakk indirmiştir; iman edenlere sebat vermek ve müslimler için de hudâ ve müjde diye.”
Fussilet-44: "Eğer O’nu a’cemiyy (Arapça olmayan) bir Kur’an kısaydık, elbette "ayetleri tafsil edilmeli değil miydi? (Kur’an) a’cemiyy (Arapça olmayan), (Rasȗl) Arabiy (Arapça konuşan) mı?" derlerdi. De ki: "O, iman edenler için hudâ ve bir şifa’dır." İman etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir vakr (ağırlık) vardır ve O onlara bir körlüktür. (Bu nedenle sanki) onlar uzak bir mekândan nida olunurlar."
Tevbe-125: “Kalplerinde hastalık olanlara gelince, onların pisliğine pislik katıp artırmış ve onlar kâfir oldukları halde ölmüşlerdir.”
Hac-72: "Onlara ayetlerimiz apaçık deliller halinde tilavet edildiğinde, kâfir olanların vechlerinde MÜNKER’i tanırsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi tilavet edenlere saldıracaklar. De ki: "Size ondan daha şerri haber vereyim mi?" Nar (ateş)! Allah onu kâfir olanlara va’d etmiştir. O ne kötü dönüş yeridir."
Maide-68: “Andolsun ki, Rabbinden sana inzal olunan onlardan çoğunun küfür ve tuğyanını artırır.”
İsra-41: "Andolsun ki, şu Kur’an’da (hakikati), temsillerle, türlü anlatım yollarıyla açıkladık ki, tezekkür etsinler. Fakat bu, onların (kâfirlerin) ancak nefretini arttırıyor."
Yunus-101: “De ki: “Semavat’ta ve Arz’da ne oluyor bir bakın! O ayetler ve uyarmalar iman etmeyen kavme fayda vermez.”
Kur’an’ı yani Kelam’ı tanıtan şu hadisleri de bu vesileyle tefekkürümüzde ve hayatımızda yer alması duasıyla paylaşalım. Efendimiz sallallahu alehi vesellem buyuruyor:
“Her kim Kur’an’ı okur da başka birine kendisine verilenden daha üstün bir şey verilmiş olduğunu düşünürse Allah’ın büyüttüğünü küçük saymış olur.”
“Allah katında Kur’an’dan daha üstün bir şefaatçi yoktur; ne Rasûl, ne Nebi, ne de bir melek!”
Lütfen bu ayetleri ve hadisleri, bir mümin olarak bize ne kadar tesir ettiğini düşünerek tefekkür etmeye çalışalım. Bir de inanmayanların ve yanlış inananların bu gibi ayet ve hadisleri avam (etkisiz) görüp de başka sözleri daha cazip bulacağını düşünerek, onlara ayet ve hadisten daha tesirli bir yöntemle İslam anlatılabilirmiş yanılgısını düşünelim.
Sevgili Hocam, “inanmayanlardan aferin beklemek, İslamiyet’i onlara hoş göstermek boş iştir” dediniz ve bunu bize Kur’an ayetleri ve hadislerle açıkladınız elhamdülillah. Her ne konu olursa olsun belirttiğiniz fikirleri Kur’an ayetlerinden ve Efendimiz’in (SAV) sünnetlerinden almanız hem çok güzel hem de beşeri sözlerin cazibesi daha güçlüymüş sanılarak ayet ve hadislerin nuruyla tebliği yeniden ihya ediyor olması hasebiyle de biz müslümanlar güzel bir hatırlatıcı yöntem. Sizin bu yaklaşımız aslında bize de bir yol gösteriyor. Aklımıza takılan bir konu da veya yolumuzu kaybettiğimizi hissettiğimizde ya da bir bilginin doğru olup olamadığıyla ilgili bir şüpheye düştüğümüz zaman Kur’an ve Sünnet üzerinden yolumuzu bulabileceğimizi yani doğrudan Rabbimiz Allah’a istihare ve O’nunla istişare ederek mutmain olabileceğimizi öğreniyoruz. Bu yol da aslında Efendimiz'in (SAV) Veda Hutbesi'nde Müslümanlara bıraktığı iki emanet, Allah'ın Kitabı (Kur'an-ı Kerim) ve Sünneti. Bu iki şeye sımsıkı sarılanların yollarını şaşırmayacakları ve sapıtmayacakları belirtilmiş. Bu söyleşimizi buna uygun bir duayla kapatalım istiyorum.
Allah’ım, Efendimiz Muhammedün Rasulullah’ın (SAV) mirası Kur’an ve Sünnet’ten idrakımızı, yolumuzu konu ve olay ne olursa olsun ayırma ve bizi Razı olduğun bu yolda sabit kılıver Ya Rabbi (âmin).