Elif Çaylıoğlu

'Ey! Nebi olan Muhammed'in Rabbi' Seslenişinin Hikmeti

Elif Çaylıoğlu

Yılmaz Hocam, geçen hafta tefekkür etmeye çalıştığımız hadisde sizin “burası da bizi titretmeli” dediğiniz bir nokta vardı; “Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi” ifadesi. Orijinil haliyle “Allahümme Rabbi Muhammedin Nebiyyi” seslenişi, yönelişi, sığınışı… Bize Rasulullah (SAV) Efendimiz’in sevgili eşleri üzerinden öğretilen “böyle seslenerek duanı yap” denilen bu seslenişle Rabbimize yönelmemiz, dua etmemiz istenmesinin öncelikli sebebi ne olabilir ki? Bunu bilelim de ondan sonra böyle dua edelim diye sormuyorum; Efendimizin “başımızın tacı, kalbimizin ilacı” her bir önerisi gibi bu önerisini de daha bir anlayarak yaşayalım diye soruyorum.

Elif hanım kardeşim, burası bizim için hadisteki en önemli merhamet noktalarından birisi. Bir kere bu ifadeyi dua eden birisi kendisi düşünüp, bulup söylese o da doğrudur, güzeldir. Ama duayı öğreten Rasulullah (SAV) Efendimiz! İş böyle olunca ve O “böyle söyle” deyince orada çok düşünmemiz gereken haller, çıkarmamız gereken hisseler var demektir. Hadisteki duayı Rasulullah (SAV) Efendimiz çok yüksek bir merhamet olarak mübarek eşlerine böyle başla diyerek öğretiyor: 

“Allahümme Rabbi Muhammedin Nebiyyi; Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi Allah’ım, mağfiret et de günahlarımı bağışla, kalbimin öfkesini al gider ve beni fitne tuzaklarından koruyarak kurtar (amin)”... 

Elif hanım kardeşim, hadisimizdeki nurlara daldıkça, manalarındaki açılımları öğrenip fark ettikçe insan titremeye başlıyor. İşte yeryüzünde Allah haşyetiyle “titreyen cemaat” böyle çıkar; kavradıkça titreyen ama titredikçe de kavrayan, dünyanın dört bir köşesinde ama Billahi Anlamda İmanla titreyen kullar… 

Yani hadisteki manaları anlayıp fark etme halinin hazzı, coşkusu, sevdası, muhabbeti, hayreti ve mutluluğuyla titreme hali yaşayabilmenin; bütün bunların şartı Billahi Anlamda İman diyorsunuz, değil mi?

Ancak Billahi Anlamda İman’la! Bu bize düşen kulluk görevimiz olduğu için; yani “Doğru iman nedir, nasıldır, Allah indinde makbul iman ve idrakı nasıl bulur, kabul ve ikrar eder, öyle de yaşarım?” telaşı biizm sorumluluğumuz olduğu için böyle söylüyorum. Değilse Allah hangi kuluna neyi nasıl yaşatacağında da Müstakilen VAR ve Muhtar olandır! 

Billahi Anlamda İman ile ayet ve hadislerimizi anlamak; o kadar birbirlerini tetikleyen bir şey ki… Siz Rabbimizin ve Rasulullah’ımızın (SAV) söylediğindeki manayı, kastı (ki bu çok açıktır, ayan beyandır), işte o apaçık olan manayı dunihi algıdakiler anlayamaz, kavrayamaz. İşte siz Billahi anlamda imanınızla o manaları kavrarsanız titrersiniz! Kavrarsanız titrersiniz; titrerseniz kavrarsınız; bu bir merhamet sarmalıdır böyle döner ve sizi sarmalar. 

Eşin sorusu vesilesiyle Efendimiz (SAV)’in öğrettiği bu duadaki “Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi Allah’ım” seslenişinde de bizi titreten husus demek ki Billahi Anlamda İman ile ilgili bu durumda; yani Allah’ı doğru tanımakla ilgili değil mi sevgili hocam?

Tabi ki öyle. Elif hanım kardeşim, biliyoruz ki Efendimiz (SAV)’in tebliğ yaptığı toplum, Allah’a inanan bir toplumdu, onların da Allah inancı vardı. Düşünün ki Efendimiz (SAV)’in babasının adı Abdullah. Allah inancı olmasa böyle bir isim olabilir mi? Dedesinin adı Allah’la ilgili değil de bir putla ilgili, ayrı iş. Zaten mesele de bu! O toplumda bir Allah inancı var. Hatta aynı o toplumda bir kişi var ki Hz. İbrahim (as)’ın sünnetini, yolıunu takip ediyor, “Ben onun ümmetiyim.” diye yaşayan böyle enteresan bir kişi de var; kendini hanif ilan etmiş, Hz. İbrahim (as)’ın tek başına ümmeti. O toplumda bir Allah inancı var. Hem putlarla birlikte ama Allah’a inananlar hem de Hz. İbrahim’den gelen inancı taşıyan tek kişilik o kişi; hepsi orada. Hz. İbrahim (as) yaşarken belki bir kişi bile yoktu yanında. Ama orada o inanışta birisi var. Dolayısıyla Allah inancı var; fakat Allah inancıyla beraber fiziksel putları var, kendilerine göre onları Allah’a ulaşmalarını sağlayan vasıtalar görüyorlar. 

Bugün bu gibi yaklaşımları, Müslümanlarda da benzer düşünceleri görmek mümkün değil mi?

Dunihi algıyla vesile (yani bir Allah var, o Allah’ın dışı var ve dışındaki o yaşantıda insanları O’na ulaştıracak vesileler var diye) düşünmek Rab uydurmaktır. İşte o günkü toplum bunu yapmış; En’âm Suresi 150’nci ayette bahsedildiği gibi Rab uydurmuşlar, kafalarında, zanlarınca. Gelen dinlerden de Allah kelimesini duydukları için inandıkları Rab’larına Allah demişler; O’na yaklaştıracağını düşündükleri putlarına da isimler koymuşlar. 

Ama içlerinde bir kişi bile olsa doğruyu korumuş olan da var?

Evet, o kişi Hazreti İbrahim (AS)’ın ümmetindenim deyip tek başına onlara uymamış. Ama genelin yapısı farklı. Ne o? Kafalarından uydurdukları Allah. Tapmak için bir tanrı uydurmuşlar kafalarından ve ona Allah demişler. Oysa onların uydurdukları gibi bir Allah yok. Olmayan bir şey. Hal böyle olunca Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz onlara inanılması gereken Rabb’imizi tanıtınca onu tahayyül etmekte, zanlarındaki algıyı terk etmekte zorlanıyorlar. İşte tam bu noktada biz müminler için “Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi Allah’ım” ifadesinin insan nasıl bir ilaç olduğunu görüyor ve titriyor.

Günümüzde biz de inanıyoruz diyoruz ama benzer algı bozuklukları (fiziksel putlar gibi olmasa da) sanki devam ediyor gibi sevgili hocam. Allah’ı dışımızda hayal eden, yani kendimizi Allah’ın dışında müstakilen var ve muhtar hayal eden, Allah denilince gökyüzüne bakan, dua ederken ellerini Allah’a değil de semaya açan, Allah denilince gözleri yukarı bakan bir algı, kafalarından tanrı uyduranlar halini mi işaret ediyor acaba?

Maalesef… Elhamdülillah Müslümanız diyoruz; bu elbette “La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah” kelime-i tevhidini reddediyor olmaktan farklı ve güzel. Ancak toplumdaki yerleşik inanış çevredeki (Yahudi ve Hristiyanların) inanış ve algılarından da etkilenerek zamanla onlardaki gibi uyduruk Allah zanları oluşuyor. Günümüzde de öyle uyduruk bir Allah kalıbı var. Yani günümüz farklı değil. Bu yüzden günümüzde de billahi anlamda imanla ilgili Rabb’imizi tanıtmaya çalıştığınızda zorlanılıyor; kişi bunu hem kendine hem diğer insanlara anlatacağında görüyor, yaşıyor. Birçok kişi “Billahi Anlamda İman da neymiş? Onu da nereden çıkarıyorsun? İşte biz de inanıyoruz” gibi cümlelerle açıklamaya çalıştığımız “Allah’ın dışı sınırı yoktur, öncesi sonrası yoktur; böyle bir Allah’ta yaratılmış kullarız” imanı olan Billahi Anlamda İmanı reddediyor. Tıp ki o zamanki gibi... 

“Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi Allah’ım” seslenişi demek ki imanımızı bu algılardan koruma ve yanlış algıdan kurtarma telaşını da içeriyor bizim için? 

İşte tam da öyle. Düşün ki o gün Efendimizin davetini kabul etmişler ama bu kabul içinde de olsa o zihinlerin bir korkusu var, zorlanıyorlar. Rasulullah (SAV) ile beraberler; Risalet nurunun içindeler ama “ya Allah hakkında yanlış düşünür müyüz?” diye sürekli bir korkudalar, yanlış yapmaktan ödleri kopuyor. Bizim rahatlığımızda (aymazlığımızda) değiller… Yanlış bir Allah’a seslenmekten korkuyorlar. “Allah’ım” diyecek ama ya kafasındaki uydurduğuna Allah diyorsa korkusu! 

Sevgili hocam, Rasulullah (SAV) Efendimizin aramıza doğuşlarının güneş takvimine göre 1455. Yıl dönümünü Pazaretesi gecesi dualarla, salavat ve Billahi Anlamda İman muhabbetiyle kutlamaya çalışacağız. Elhamdülillah ala külli hal, O’nun bir seslenişle bize nasıl bir Billahi Anlamda İman nuru, nasıl bir marifetullah, nasıl bir Allah’ı doğru tanımada kestirme yol, kısa yol tuşu öğretildiğini fark ettik ve biiznillah sımsıkı yapışacağımız bir sesleniş olduğunu daha ikan olarak hissederek öğrendik.

Bu konuyu devam ettirmek istiyorum, çünkü gizli ve tehlikeli bir durum; hepimizin her an ölümcül bir virüsü gibi. inşaAllah haftaya bunu tefekkür ile hasbihale devam edelim mi? 

Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi Allah’ım, bize merhamet ediver, bizi bağışlayıver, algımızı sadrımızı İslam’ına geri dönüşsüz ve hep ilerleyecek şekilde açıver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları