Elif Çaylıoğlu

Billahi Anlamda İman'ın Olmazsa Olmaz Oluşu

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Yılmaz Hocam, “Ancak Allah Allah müstakilen var ve muhtardır”, bu birinci anlaşmamızdı. Hem bu anlaşmanın gereğini hem de ikinci anlaşmamız olan “Ve la havle ve la kuvvete illa billahi’l-ali’l-azim.” kabulünün manasını yaşayabiliyor muyum diye, bunu 7/24 kendimizde takip etmek gerekiyor. 

Evet Elif hanım kardeşim, “Ancak Allah müstakilen güç, kuvvet ve kudret sahibi olup bunların tasarrufunda da muhtardır” olarak Türkçeleştirebileceğimiz ikinci anlaşmamız öyle çok önemli ki bunun önemini kavrarız inşaAllah... Bu ifade ve kabul önemli çok önemli bir şey: Ancak Allah müstakilen güç, kuvvet ve kudret sahibi olup bunların tasarrufunda da muhtardır. Allah’ı doğru tanımanın yani Billahi Anlamda İman ile Allah’a yönelmenin bir yanı bunu tam bir kabul ile beyan etmek. Diğer yanı; “Allah’tan başka müstakilen ve muhtar olarak bir güç, kuvvet ve kudret sahibi yoktur” idrakına göre yaşamak, bunun gayretinde olmak...

Yılmaz Hocam, diyorsunuz ki; Allah’ın gücü, kuvveti ve kudreti dışında ayrıca müstakilen ve muhtar olan başka VAR ve GÜÇ, KUVVET, KUDRET sahibi yoktur. O’nun dışında başka güç, kuvvet ve kudret zannından kurtulun, çünkü böyle bir şey muhaldir. Peki, bu “başka güç, kuvvet ve kudret zannından kurtulun” önerisine nereden başlayalım? 

İşte Billahi Anlamda imanlı kul olarak bunları kabul ediyoruz ya bu iki anlaşmayla, buradan başlıyoruz. Billahi Anlamda İmanlılar böyle demekle başlıyorlar.

Peki, bundan habersiz, bu anlaşmayı önemsemeden yaşayan dunîhi ilahlar? 

Onlar ilahlık hissiyatlarının heva ve hevesleriyle yaşarken; bu heva ve heveslerine, ilahlık makamlarının müstakilen ve muhtar olan güç, kuvvet ve kudreti ile ulaştıklarını iddia ederler, böyle bir zannın içinde yaşarlar. Onlar kendilerini Allah’tan (eğer inanıyorlarsa) ayrı müstakil birer varlık zannederler, bu zanlarıyla oluşan ilahlık hissiyatlarının elbette heva ve hevesleri olacak ki var; işte onlar ona ulaşmak istiyorlar, böyle bir idrak ve yaşantı içindeler, bu yüzden kurtulmak gibi bir hedefleri yoktur.

Böyle bir algı ve zanla yaşıyor oluşunun ip uçları neler Yılmaz Hocam? Bu idrakta olmanın duygu durumları, hisleri nasıldır? Yani bizim hislerimiz o kapsamda mı diye kendimizi test edelim istiyorum, bu amaçla soruyorum.

Mesela birisine “Şu işi nasıl yaptın?” dersin, “Ben yaptım, ben başardım.” der, duygusu öyle çünkü. Günlük yaşantıda “Başardım dersen işin yarısını yapmış olursun” demiyorlar mı? Böyle güçlü bir kabul var işte! Bütün bunlar dunihi algıda olmanın yani ilahlık hissiyatının göstergeleri. Bu algıdaki kişi peşinde koştuğu heva ve heveslerini kendi ilahlık makamına ait güç ve kuvvetler görür; onları kendi ilahlık hissiyatına ait olarak müstakilen var ve muhtar güçlerle başardığını iddia eder, inanır. Tabi, bunları “dunîhi ilahlar, ilahlık hissiyatlılar böyledir” diye söylüyoruz, sakın bu idrak ve yaşantı sanki ötemizdeymiş gibi gelmesin; bunları kendimizde arayalım, bulalım, kendimize bakalım!

Daima kendimize bakalım tamam ama toplumsal hayatın akışı nasıl?

Normalde insanlar hep böyle... Biz kendimizi düzletmeye talip olduğumuz için kendimize bakacağız. Allah’a ve rızasına talip olan elini vicdanına koyup kendisini incelemeli. Bunu yaparsa görecek ki zaten kendisi de böyle. Diyelim ki gün içerisinde bir dunîhi ilaha kendinde hissettiği güç ve kuvveti yetmedi, bir desteğe ihtiyaç duydu, bir güç kuvvet lazım; böyle bir durumda ilahlık hissiyatının ihtiyaçlarını, o an onun ihtiyaç duyduğu olay, konu neyse karşılamak için kendi ilahlığı yanında zihninde müstakilen var ve muhtar güçler ilan eder, onlardan yardım ister. Bir insan olabilir, fiziki putlar/totemler/uğurlar olabilir, batıl inanışla neler varsa hepsine müstakilen var ve muhtar güç muamelesi yapar. Bu hususa dikkat edin lütfen…

Müslümanlar olarak bu tehlike mevcut diye mi, lütfen çok dikkat edin dediniz?

Maalesef! Müslümanlar da imanlarına zulüm katıyor, imanlarına şirk bulaştırıyorlar. Müslümanların imanlarına zulüm katanları, imanlarına şirk bulaştıranları, kendine ait bir gücü var diye düşünür. Kendi gücü yetmediğinde dunihi bir ilah gibi hissen, zihnen başka bir güç ilan ederler, bir uğurlu sayı, bir uğurlu imge, diziliş neyse; o kadar çok şey var ki. Hatta bu dinen önemli görüp bağlandığı bir insan bile olabilir. Onun himmetiyle, onun şunu bunuyla derse hep anlaşmasını bozanlar grubuna giriyor. Muhafaza buyur Allahım (âmin)…

Biraz daha açalım lütfen, örnekleri?

Diyelim ki gücü yetmedi, bir Müslüman Allah’a müracaat eder, Allah’tan ek güç desteği ister. Aynı şey! Çünkü kendisinin müstakil bir gücü var ve o güç yetmediği için Allah’ın gücünden dua ile yardım ister. İdrak böyleyse ha bir fiziki puttan istemişsin, ha Allah’tan, aynı şey. Sen Allah’ın dışında müstakilen var bir güç vehmetmişsen, Allah’ın dışında senin bir gücün varsa fark etmez, puta tapanlarla aynı şey. Bu yüzden dualarda “Ey Allah’ım, biz aciz, çaresiz kulunuz.” diye yalvarırlar. Aciz olmasa, imkanlar elinde olsa ne olacak? Bir şey mi yapacaksın Allah’a? Aciz olduğun için mi yalvarıyorsun? Bu yüzden de öyle kullar vardır ki Allah önünü açar, onların her şeyleri tıkırında gider. Her şeyi tıkırında gidiyorsa hiç Allah aklına gelmez ki. Her şeyini hallediyor. Müstakil malı, mülkü, gücü, kuvveti. Tehlikeyi görün lütfen! O kişi gırtlağına kadar yanlışın ve tehlikenin içerisinde demektir. Sonra dört rekât namaz kılacak, günahları bağışlanacak, öyle mi? Dine böyle bir sihir aracı gibi bakmayın. İslam dini sistemini siz hikâye, masal sanıyorsunuz. Birçok şey size İslamiyet’ten daha mükemmel geliyor, İslamiyet hikâye; Müslümanların kahramanlık hikayelerini dinleyin, ağlayın, tatmin olun. İslamiyet diye bildiğimiz bu. Hep insan üzerinden, Allah üzerinden değil. İşiniz insan üzerinden... 

Bu bir ikilem hali mi? Yani bir nevi Allah’ı kandırma sanki?

Tabi ki! Bir kişi kendinde müstakilen var ve muhtar bir güç vehmedecek, sonra da Allah’ın huzuruna çıkıp “Ve la havle ve la kuvvete illa billah.” okuyacak! İlahlık hissiyatıyla yaşayan bir dunihi ilah olarak hem kendinin müstakilen var ve muhtar gücü olacak hem de Allah’a diyecek ki senden başka güç yok; “Ve la havle ve la kuvvete illa billah.” Böyle iki yüzlülük olabilir mi? Allah’ı kandırabileceğini mi sanıyor insan? Siz Allah’ı ne zannediyorsunuz? Boş iş. 

Konuya üç hafta önce tesbih salatı ile ilgili bir hadisin hasbihaliyle başlamıştık, buraya geldik hocam.

Evet, tesbih salatı yalnızca billahi anlamda imanlıların ibadetidir. Dunihi ilahların değil! Efendimiz şart koştu; “Dunihi kullukları reddedeceksiniz.” dedi, Bütün bu saydıklarımız ona giriyor. Hem dunihi kulluk içerisinde olacaksın hem de Allah’a “Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.” diyeceksin; olmaz. İki insan arasındaki bir ilişkiyi düşünün; arkadaşına bir yalan söylüyor ve aynı yalanı dört beş defa söylüyor. Arkadaşı ona “Şu konuda bana beş defa yalan söyledin.” demez mi? Kişi “Ve la havle ve la kuvvete illa billah” zikrini dunihi idrakla yani ilahlık hissiyatıyla 100 defa tesbih ediyorsa 100 defa yalan söylemiş olmaz mı? Kaç defa çekersen o kadar yalan söylüyorsun. Ne kadar enteresan bir şey. Tesbihat yaptıkça yalan söylüyor. Bu yüzden Efendimiz ’in açıkladığı Billahi Anlamda imanı çok ciddi derecede araştırmak lazım. Araştırın ama mutlaka bulun. Dünya ve ahiret hayatınız için bundan daha önemli bir iş yok. 

“Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.” sözünü söylememize rağmen yaşantımız neden ona uygun değil Yılmaz hocam?

“Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.” sözünün nasıl bir Azîm, nasıl azametli bir sesleniş olduğunu insanın fark edemeyişinin en önemli sebebi, normal hayatında bu söze uygun olmayan tarzda fikir beyan etmesi, yorum yapması, o söze uygun olmayan konuşma diline sahip olması ve fiiller ortaya koymasıdır. Hayal veri tabanı Allah’a verdiği bu sözle zıt hâlde. O yüzden de “Ve la havle ve la kuvvete illa billah” sözünün his manası kapsamına giremiyor, çünkü hep tersi hisleri üretiyor. Sorduğun zaman “Evet” diyor ama uygularken, konuşurken, bir fikir ileri sürerken, bir yorum yaparken hiç öyle değil. Dolayısıyla yaptığı fiillerin, yorumların, fikirlerin hisleri onu kaplıyor ve dediğiyle yaşadığı uyumsuz oluyor. 

Hayal veri tabanımız ve hislerimiz yaşantımızı böyle etkiliyor öyle mi?

Evet. Eğer Allah’a karşı olan bir şeyin hisleri seni kaplıyorsa, Allah’a ait hisler gelmez. Rabb’imiz buyuruyor, “Ortağıma veririm.” 

Yine de kurtuluş için tesbih salatına yapışmalıyız değil mi?

Kesinlikle! Tesbih salâtı, billahi anlamda imana talip olanlar için öncelikle bir temizlenme, sonra da bu temiz hâlleriyle miraç için bindikleri bir Burak’tır. Bu kadar değerli bir nafile ibadettir. Tesbih salâtıyla meşgul olanlarda merhamet ve muhabbet açılır, tesbih salâtının kula merhameti ve muhabbeti mayalayan bir özelliği vardır. Ayrıca kişiye his olarak orta yolu öğretir; Furkan hislerini açar. Çok önemli bir şeydir kişide furkan hislerinin açılması; hak ile batıl arasında tercih yapacağı zaman hak ve batılı kolay ve hızlı tanır. İlahlık hissiyatı tesbih salatından bu yüzden hiç hoşlanmaz. Çünkü tesbih salâtı, ilahlık hissiyatını siler süpürür. Ama bütün bunların olması için billahi anlamda imanlı olmak, billahi imana talip olmak lazım. 

Billahi anlamda imanlılar o iman üzere bir hayat tarzı oluşturduklarında amaçları neydi?

İlahlık hissiyatından temizlenmek! Bu hedef üzere plan, proje ve strateji içeren bir hayat tarzı. İşte tesbih salâtı, bu hedefte olanlar için bulunmaz bir nafile ibadettir; ilahlık hissiyatını temizlemek isteyenler için çok güzel bir ibadettir. 

Sevgili Hocam, Billahi imanın daima olmazsa olmaz oluşunu çok güzel anlattınız elhamdülillah. Billahi imanının olmazsa olmaz iki şartı olan “La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah” ve “Ve la havle ve la kuvvete illa billah” beyanları aklımıza nakşoldu biiznillah. Bu beyanları söyledikten sonra asıl ona uygun yaşamakla Rabbimize bir delil sunabileceğimizi fark ettik. Sonuç olarak ne yaparsak yapalım ancak Billahi Anlamda İman ile yaptığımızda bizim için kurtarıcı olabileceğini kalbimize nakşettik.
Allahım, lütfen imanımızdan ve şükrümüzden razı oluver; ikramınla imanımızın ve şükrümüzün derecesini daim yükseltiver (amin).

Yazarın Diğer Yazıları