Elif Çaylıoğlu

Tasbih Namazı Kimi Nasıl Temizliyor

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Hocam size önce bir hadis okuyup sonra da sorumu sormak istiyorum.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin amcası Hz Abbas (RA) dedi ki: “Ya Rasulullah, ben artık yaşlandım. Bana öyle bir şey öğret ki boşa geçen yıllarımdan sonra güzel bir şey yapmış olarak Allah’ın huzuruna varayım.” Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular ki: “Sana 10 özelliği olan şu salâtı öğreteyim ki, onu ikame ettiğinde Allah günahlarının ilkini de sonunu da, eskisini de yenisini de, bilerek yapılanı da bilmeyerek yapılanı da, küçüğünü de büyüğünü de, gizli olanı da açık olanı da affeder. Öylesi böylece hepsi 10 tür günahtır. Yeryüzündekilerin en büyük günahkârı dahi olsan bu salâtın ikamesiyle Allah onları affeder.” Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu salâtın nasıl ikame edileceğini açıklamak üzere buyurdular ki: “Dört rekat olan bu salâtın her rekatında ‘Allahuekber’ diyerek salâta başladıktan sonra 15 defa ‘Subhanallahi velhamdulillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber’ dersin. Sonra Fatiha ve bir sure okur ve 10 defa daha aynı tesbihi tekrar edersin. Sonra rükûda da 10 defa bu tesbihi yaparsın. Rükûdan kalkıp ayakta dururken de bu tesbihi 10 defa tekrar edersin. Sonra secdeye gittiğinde yine bu tesbihi 10 defa söylersin. İki secde arasında otururken de 10 defa bu tesbihi tekrar edersin. İkinci secdede de bu tesbihi 10 defa tekrar ettiğinde toplam 75 eder. Bunu dört rekat için tekrarladığında ise toplamı 300 olur.” Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz devam ile buyurdular ki: “Böyle bir salat ikamesine gücün yeterse her gün ikame et. Yetmezse Cuma günleri haftada bir kere ikame et. Buna da gücün yetmezse ayda bir kere ikame et. Buna da gücün yetmezse hiç olmazsa ömründe bir kere bu salâtı ikame et.” 

Bu hadisde Efendimiz (SAV) on vasıf sayıyor, gizli açık, büyük küçük, eski yeni tüm günahların bağışlanacağı bir salat yani namazdan haber veriyor. Bu hadisi duyduğumuzda 4 rekatlık bir namazla tüm günahların affedilmesi hoşumuza gidiyor; ama acaba hadisi doğru mu anlıyoruz? 

Evet, dört rekatlık bir salat. Öyle bir dört rekât salat ki normal hızla yaparsanız 30-35 dakikanızı alır. Alışır da seri yaparsanız 20-22 dakikanızı alır. Biraz yavaş yaparsanız 45 dakikanızı alır. Küçüğü, büyüğü, öncü, sonu fark etmiyor, dünyanın en günahkârı olsan bile Allah affeder buyruluyor; aklın alabileceği bir şey mi? Peki; normal dünya yaşantısında “Ben Allah’a inanıyorum” diyen ama imanına şirk yani zulüm karıştıran bundan da hiçbir rahatsızlık duymayan, bu durum hiç umurunda bile olmayan birinin bu hadisi okuduğunu ve bu müjdeye kavuşacağını mı düşünüyorsun? İki tip müslüman düşünelim; birisi bildiğimiz avam Müslüman, diğeri de Müslümanım diyen ama Müslüman’ı nasıl boşa düşüreceğinin peşinde koşan biri olsun, var ya öyleleri. O avam Müslüman bu hadisi görünce “Hazineyi bulduk, hepsi silinecek” diyor, diğeri biraz kurnaz davrandığı için “Olur mu öyle şey! Git günah işle, sonra gel bu dört rekâtı kıl, silinsin. Git günah işle, gel bu dört rekâtı kıl, silinsin; öyle mi?” diyor. İkisi de kendine göre bir yorum yapıyor ve ikisininki de yanlış. Böyle düşüneceksin, dört rekât namaz kılacaksın ve bütün günahların silinecek; öyle şey olabilir mi? Bir manası var mı? Öncelikle şunu belirtelim ki bu hadiste belirtildiği şekilde günahların bağışlanması, bu hadisin ikamesi sebebiyle değildir; günahlarının bağışlanacağı müjdesi yalnız ve yalnız “billahi anlamda iman sahibi” birisi bu salatı ikame ediyor olduğu içindir.

“Billahi manada iman”ı her söyleşimizde anlatmaya çalışıyorsunuz hocam; demek ki biz bunu hakkıyla kavrayamıyoruz, hissedemiyoruz ve gereğini yaşama gayretine giremiyoruz diye bir korku oluşuyor bende. Demek ki inandım diyen bir müslüman için Billahi imanı anlamak, hissetmek, ona sıkı, sımsıkı yapışmak, buna uygun hayat tarzı oluşturma delisi haline gelmek gerekiyor, öyle mi?

Evet, ancak billahi anlamda iman önce kabul ve deklare edilecek, sonra hissederek iman edilir hale gelecek ve o imanın gereğini kendiliğinden çok severek, hiç zorlanmadan yaşayabilme gayretinde birer mümin haline gelinecek. Bu bizim hedefimiz…

Efendimizin (SAV) tesbih salatı ile ilgili müjdesi bu şartlarda mı?

Ancak Billahi Anlamda İman’ı ikilmesiz kabul edenler içindir müjde; onlar bu tesbih salatını ikame ederse bu hadis geçerlidir. Öyle ciddi, sıdk üzere olan, billahi anlamda iman sahibi birisi bu salatı ikame ederse bu hadisteki müjdeler geçerlidir. Dolayısıyla burada o kadar günahın bağışlanmasındaki ana sebep, kişinin billahi anlamda iman sahibi olmasıdır; bağışlanmaya vesile ise ikame edilen tesbih salatıdır. O bir vesiledir. Ama bağışlanmanın ana sebebi, kişinin billahi anlamda iman sahibi olmasıdır. 

Orada okunan başka zikirler de var mı Yılmaz Hocam; mesela “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil aziym” de okunuyor diye duyuyoruz?

İlk sorunu sormadan önce okuduğun hadisin bazı rivayetlerinde o tesbihata ek olarak “ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” eklenmiştir. Bunu isteyen her tesbihin peşine söyler veya arzu ederse o 15 taneyi, 10 taneyi saydıktan sonra bununla bitirir: “Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.” Bu öyle bir zikrullahtır ki; Billahi anlamda imanlı olanların dünihi (yani dünyevi) algı ve zanlarını, müstakil varlık ve muhtarlık iddialarını, nefslerini bürüyen ilahlık hissiyatını ve bu hissiyatın heva ve heveslerini reddeden bir zikrullah! Billahi anlamda iman edenlerin Allah’la bir anlaşmaları vardır. Allah’a verilen bir söz niteliğindeki o anlaşmada Allah ile billahi anlamda iman eden kul arasında anlaşma belgesi olan, Rabbi ile iki maddelik bir anlaşması vardır. Birisi “lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah” anlaşmasıdır. Diğeri, ikincisi, “Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” anlaşmasıdır.

Sevgili Hocam, tesbih salatının bağışlanmaya vesile olduğunu söylediniz. Ana sebebin Billahi iman sahibi olmak olduğunu belirttiniz. Peki kişi nasıl bir idrak içinde olmalı, nasıl inanmalı ki “Ben Billahi imanla Rabbime yönelen bir kulum biiznillah” diyebilelim.

Öncelikle, ilkin kişi dunihi yani dünyevi algı ve zanlarını reddediyor; daha doğrusu onun ne olduğunu öğreniyor ve zihnini ondan kurtarıyor. Reddetmek zihnini o algıdan kurtarmaktır, onu zihinden çıkarmaktır. Dunihi algıyı (yani dünyada geçer akçe olan dünyevi algıyı, dünyadakilerin kahır ekseriyetinin içinde yaşadığı algıyı) reddeden kul, kendiliğinden “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını reddediyor olacaktır; böylece de nefsini büründürdüğü ilahlık hissiyatına sırtını dönüyor olacaktır. İşte bu durumdaki kul Billahi Anlamda İman kapısından girdi demektir.

“Kulun Rabbi ile olan iki maddelik anlaşması” tabiri, bu tanım beni çok etkiledi Yılmaz hocam, bunu hissetmek istiyor insan. Nasıl olacak?

Evet, Rabbimiz ile iki maddelik bir anlaşmamız var; birisi “Lâ ilâhe illallah Muhammedün rasûlullah” anlaşması! Bunu tereddütsüz bir kabul ve teslimiyetle ta baştan yani dünyaya gelmeden hamurumuza öğretildiği için bildik, kalbimize nakşettik. Ama dünyaya gelince insan bunu unuttuğu için biz hep sizlerle “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah” anlaşması ne demektir, onun kelime olarak tercümesni değil; o kelimelerin ifade ettiği manayı hayal veri tabanımıza nakşetmek için yazılarımızda, söyleşilerimizde hep tekrarladık. 

Hep tekrarladık ama hep yeniden hatırlama gerekiyor Yılmaz Hocam? Bu konunun “çok önemli” değil “hayati önemde” olduğunu, aslında “ahireti önemde” olduğunu düşününce!

 “Lâ ilâhe illallah” deyince hemen aklımıza gelecek şey, neye “LA” dediğimizdir. “LA İLAHE” demek; “Başka müstakilen var ve muhtar YOKTUR” reddidir;” İLLA ALLAH” ise “Müstakilen var ve muhtar olan ancak Allah’tır” kabul ve tasdikidir. Bunu şahadetiyle söylemek değerlidir. Ve aynı şekilde Kulu ve Rasulü Muhammed Mustafa’ya da şahidim manasını da ona yapışık tutmaktır: “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah.” İşte bu çok büyük, çok önemli, çok kurtarıcı bir anlaşmadır. Şahadetiyle birlikte bir anlaşmadır. Diğer ikincisi, “ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” anlaşmasıdır.

Sevgili Hocam, “Bu iki anlaşmaya 7/24 sadakat gösteren sadık kullar eyle bizi Allahım” duamızla bugünkü hasbihalimiz tamamlayalım istiyorum. İnşaAllah haftaya bu anlaşmayı tekrar gündeme getirip biraz açmanızı istirham edeceğim. 

Allahım, biz kullarına anlaşmamıza sadık iman ve hayat tarzını, kolay, güzel, hayrlı ve makbul olacak şekilde lütfediver (âmin).

Yazarın Diğer Yazıları