Elif Çaylıoğlu

Billahi Manada İman, Huşu, Cezbe Ve Lezzet

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Hocam, sizin bugünlerde yaptığınız “Billahi Anlamda İman Öğreten KIRK HADİS YouTube canlı yayın” oturumlarınıza katılıyorum. Orada “Rasulullah (SAV) Efendimiz bize billahi anlamda imanı ders yapabileceğimiz ama aynı zamanda nefis terbiyesi yolunda hedeflerimizi belirleyebileceğimiz, bu hedeflerle ilgili Rabbimizden yardım isteyebileceğimiz bir dua öğretiyor” diye takdim ettiğiniz bir dua var; “Allah’ım! Huşu duymayan kalpten, dinlenilmeyen duadan, doymayan nefsten ve fayda vermeyen ilimden sana sığınırım, bu dördünden sana sığınırım.” Önce hemen duamıza “amin” diyeyim, sonra hemen sorumu sorayım: Huşu duymak ne demek? 

Elif Hanım kardeşim, çok önemli olmasına rağmen “Huşu” çok izah edilebilmiş ve anlaşılabilmiş bir mevzu değildir. En önemli sebebi huşuya dunihî algıyla yaklaşılıp yaşanmak istenmesidir; böyle istenilmesinden kaynaklanıyor. Huşu’nun bir ve iki boyutlu düşünme tarzları ile açıklanması, yorumlanması, izahı; huşuyu anlaşılamaz, uygulanamaz ve ne olduğu bilinemez bir hale getirmiştir. Oysa huşu mutlaka bilmemiz ve yaşamamız gereken bir hal ki, Efendimiz böyle buyuruyor: Huşu duymayan kalpten sana sığınırım Allahım. Bu çok dehşetli bir talep ve duadır.

Her kalp huşu duyabilir mi? Bir kalbin huşu duyabilmesinin şartı nedir Yılmaz hocam?

Kalbin huşu duyması için öncelikle billahi anlamda iman şarttır. Efendimiz ’in öğütleri, tavsiyeleri, ayetler hepsi billahi anlamda iman edenler içindir. Billahi anlamda iman etmeyenleri muhatap almaz. Biz bunu yitirdiğimiz için huşuyu sık gündem yapıp, tekrar ediyoruz. Efendimiz zamanında tekrar edilecek, durmadan söylenecek bir şey bir şey değildi. Sahabe efendilerimiz Billahi Anlamda imanlı olduklarından, onlara durmadan huşudan bahsetmez gerekmiyordu. Ama bizim yaşadığımız ortamda, gelinen bu noktada billahi anlamda iman yaşanabilen ve bilinebilen bir şey olmadığı için genellikle onun önemini vurgulamak için Billahi Anlamda İmanı sonra da huşuyu sık sık tekrar etmek gerekiyor. Çünkü huşu duyan bir kalbin olabilmesi için Billahi anlamda iman şarttır. Şu çok önemli; bir kul hem ilahlık hissiyatı taşısın hem huşu duysun, bu mümkün olmaz. İkisi birlikte yaşanabilecek bir his değil. Huşu için ilk şart imanın şekli yani billahi anlamda iman. Diğer şart, billahi anlamda iman ile birlikte Allah’ı hissedebilme halinin açılması. Bu da lazım.

Allah’ı hissedebilme halinin açılması nasıl olur?

Hissedemediğiniz bir şeyden dolayı huşu duyamazsınız. Huşuyu sağlayacak şey hisler. Huşunun kendisi zaten çok üst seviyede bir histir. Onu tetikleyecek, ona zemin hazırlayacak his yoksa, “Allah’a inanıyorum.” demekle huşu hali yaşanmaz. Demek ki billahi iman ile birlikte diğer şartımız Allah’ı hissedebilme hallerinin kulda açılması. 

Bir üçüncü şart da şudur: Cezbeli bir saygı. Allah’ı hissedebilen, billahi anlamda imanlı talibin cezbeli bir saygı ile Allah’a yönelmesi. Allah’a saygı duymak. Allah’tan ittika etmek var ama Allah’a duyduğunuz saygının sizde bir haz oluşturması gerekiyor. Her şey his, daima. O hisleri tanıyıp onları açmak ve yaşamak gerekiyor. Bakın, yaşamak diyoruz; onu yaşamak da bir his. Dolayısıyla işleri yaşanabilir hisler olarak tarif etmek lazım ki insanlar o hisleri tanıyabilsinler, yaşayabilsinler, hatta bulabilsinler, yönetebilsinler. Allah’ı hissedebilen, billahi anlamda imana talibin boyun bükmüş olarak cezbeli bir saygı ile yaşıyor hale gelmesi lazım. İşte bu talibin kalbi huşudadır. 

Huşu için üç önemli şart saydınız ki bunları bu netlikte ilk kez duyuyorum Yılmaz Hocam.

Huşuya ait vasıfları basamak basamak çıkarmaya çalıştık, çünkü onları bilmek önemli. Bu saydıklarımız, o huşuya sahip olana yani huşu halinde olan talibe kendisini bile unutturur. Huşunun en önemli yanlarından birisi budur: Unutturur. Neleri unutturur belki onları da yeri gelir konuşuruz. Tabi bu kendini unutma hali huşu halinin en üst noktası. Bir skala var huşuyla ilgili ki bu söylediğimiz huşu duygusunun en üst noktası; talip Allah’ın ilminde yalnızca kendini bilme hissi ile kendinde kendine göre var halini bile unutmuş olur. Yalnız o his kalır huşunun en üst noktasında. 

Kendini bilme hissi ile oluşan Kendinde Kendine Göre Var hal nasıldı hocam?

Hatırlarsanız A’raf Suresi 172. Ayette anlatılan hale gelen yolculukta Rabbimizin kuluna verdiği kayıtlı kendini hissetme duygusu (kişideki kayıtlı kendini hissetme duygusu) ayetlerde Rabbimizin “Ona ruhumdan üfledim.” dediğidir. “Ona ruhumdan üfledim” dediği yani “üflenen” şey kayıtlı kendini hissetme duygusudur. İşte kayıtlı kendini hissetme duygusu ile dilenen kula ait kayıtlar, o kulun vasıflarını ortaya koyuyor ve kendinde kendine göre var olanı oluşturuyor.

Rabbimiz katında öyle bir süreç olmamasına rağmen anlayabilmemiz için bu yaratılış sürecini adım adım anlatabilir misiniz?

Rabbimiz ona “kendini bil” emrini verdiğinde bir kendini bilme hissi oluşur. Sonra o hisle beraber “ben neyi bilmiştim?” Bunları anlamak için böyle basamaklandırıyorum. Bunlar bir anda hepsi beraber oluşur ama anlamak için o manayı açmak gerekince anlatım böyle oluyor, bunları aşamalar gibi birbirlerinden ayırmak gerekiyor. Kul “Ben neyi bilmiştim?” diyor, çünkü ona bir bilme hissi geldi; bir şeyi anlama hissi, bilme hissi geldi ve kul “Ben neyi bilmiştim?” dedi ve şunu fark etti: Ben varlığımı biliyorum. Ben kendimde kendime göre bir varım. Aslında o biliş, ilmullahta yani Allah’ın dışında olmamak kaydıyla o nefsin ilk müstakillik hissidir. 

Yasal bir müstakillik hissi diyebilir miyiz?

Evet, öyle bir şey olmazsa orayı bilemezsin. Kendini müstakil hisseder ve onu bilir ve ona ben der. Bir his oldu, bakın ilerliyor: Kendinde kendine göre var. Sonra takdim var; BEN diyor. Daha sonra o takdimin karşılaştığı şeylerle ilgili anı ve bilgi birikimleri. Huşunun en üst noktası, hiç oralara gitmeden bütün bunları unutturur.

Yalnızca “kendini bil” dediğinde bir his oldu. Kendini bilmek için bir his ona geldi. Rabbi emir verince o hisle durur. Rabbinde o hisle durur. Huşu böyle bir şeydir. O hâlin cezbesinin lezzetiyle unutur zaten. 

“Bizim yolumuz cezbe yoludur” denilen bu mudur hocam?

Huşu bir lezzettir. Huşunun bir lezzeti vardır. Kul zaten o lezzet sebebiyle unutur. Normal hâlimizde de öyle lezzetler, öyle tatlar olur ki bazen insan unutur. Örneğin serin su. Görmüştük ya, “Allah’ım sevgini bana serin sudan kıymetli kıl.” Çünkü çok susamış birisi serin su damağına değdiği zaman her şeyi unutur.

Onun ferahlık ve lezzetiyle unutur. Kişi duada diyor ki; “Ya Rabbi bana öyle ver ki sevgini ve bana onu o kadar kıymetli yap ki herhangi bir lezzet bile onu bana unutturmasın. Senin sevgin bende öyle bir lezzet olsun ki başka lezzetler onu geçmesin.” Huşu, böyle bir lezzet hâlinin ismidir. Tabii o huşuya gelirken başlangıçta saygı, korku bütün bunlar iç içe yaşanan şeyler. Bu kadar saydığımız şeyi bir yerde meal yapınca hepsini yazmak mümkün değil.

Huşu deyince bunları anlamak lazım. Nasip olup da tatmış, yaşamış olana zaten arife tarif ne gerekir? Onlar fark ederler de. Ama ders sadedinde genişletmek gerektiği zaman böyle. Yalnız öyle üst noktasını söyledik. Normalde hemen huşuyu öyle üst noktadan bilip yaşamak kolay, mümkün, hemen yapalım denilecek bir şey değil. Ancak huşunun skalası geniştir. Bilahi anlamda iman kabulünü yapan kişi ilahlık hissiyatından temizlenmeye karar verip de gayrete başladığı an onda huşu hâli başlar. O yüzden şarttır. İlahlık hissiyatından temizlenmeye başlayınca o lezzet başlar. Kişi onu o şekilde bilmeyip “şöyle mutlu oldum, şöyle daha ferahım, şöyle daha rahatım” gibi demelerle devam eder. Ama onlar hep huşudan kaynaklanan, huşunun verdiği lezzetin tanımları. Huşu böyle bir boyut. Billahi anlamda imanlı kişi ilahlık hissiyatından temizlenmeye başlayınca bu cezbe ve lezzet başlar; onu ilahlık hissiyatı örtüyor zaten. İlahlık hissiyatı Allah’ı bilmenin lezzetini örtüyor. Bu yüzden o Allah’ı bilmenin lezzetini örten şeyi çektikçe o lezzet veya ona ait o koku yayılmaya, çıkmaya başlar. Kişi de onu yavaş yavaş yaşamaya başlar. O çok ilerlediği zaman artık daha fark edebildiği o huşu hâliyle Bir köşede durabilmeyi sevdiği haller bilir. 

Sevgili Hocam, Resulullah (SAV)Efendimiz “Kişinin Allah’tan huşu duyması ilim olarak ona yeter. Kişinin kendini beğenmesi de cahillik olarak ona yeter.”  Buyuruyor, burada bahsedilen “ilmi” biraz açabilir miyiz? 

Billahi anlamda imanı ancak ilim verilenler anlar ve yaşar. İlim verilenler. Bir kişi ilahlık hissiyatına sırtını dönme kararı aldı mı Allah’ın ilim verdikleri sınıfına girer. Allah o ilmi vermeden, normal dünya bilgileriyle bir kişi ilahlık hissiyatına sırtını dönemez. Ancak ilim verilenler sınıfına girince olur. Dolayısıyla billahi anlamda iman eden birisi ilahlık hissiyatına da sırtını dönmüş ve temizlenmek istiyorsa Allah’ın ilim verilenler dediği sınıfa girmiş olur. Bu yüzden hemen üçüncü boyuttan düşünebilme alanı ona açılır. “Ona ilim olarak yeter” ifadesinden anlayacağımız bu. Allah ona bir ilim verdi ve o üçüncü boyuttan düşünebilmeye başlayabildi.

Allah sana ilim vermiş, iman vermişse sevinmelisin. Melekler diyor ki “Allah’ın size verdikleriyle sevinin.” Allah indinde ilim sahibi olmanın etiketi billahi anlamda imanla başlar ve takva denilen bir süreçle gider. Mü’minun Suresi 57. ve 65. ayetler arasında Rabbimiz; “Kullukta öne geçenler, kalplerindeki huşu hisleriyle titreyenlerdir.” buyurmuştur. Allah’a kullukları makbul olanların kalplerinde bir huşu vardır ve o huşuyla titrerler.

Bu titreme fiziksel değil herhalde?

Bu bazen tir tir titreme de olabilir ama mutlaka gözünüzle gördüğünüz bir titreme gibi de düşünmeyin. Her zaman öyle olmaz. Öyle olmadığı hâlde o titreyendir. Bir şey çok şiddetli titrerse hiç titremiyor gibi de gözükebilir. Mesele titreyen sınıfında olmak. Ahirette bu tür zatlar çevresindekiler tarafından dikkat çeker. Halleri, görünüşleri. O zaman merak ederler. Hepsi rahat tabii, cennet ortamına gelmişler, rahatlar. Bütün sorunları bitmiş. O yüzden de rahat rahat konuşuyorlar. “Dünyadaki hâliniz neydi sizin ki şimdi hâliniz böyle?” Cevabını Tur Suresi 26. ayetten öğreniyoruz. “Onlar derler ki, “Biz dünyadaki yaşantımızda ehlimiz içinde kalplerindeki huşu hisleriyle titreyenlerdendik.”

Allahım o kullarının imamı ve seyyidi Rasulullah (SAV) Efendimiz Muhammed Mustafa’ya ve aline ve tüm titreyen kullarına selam, rahmet ve bereketini yarattıkların adedince, sen razı oluncaya, senin arşının ağırlığınca, kelimelerin için gereken mürekkep miktarınca ikram ediver ve lütfen bizi de onlarla birlikte beraber eyle (amin).  

Yazarın Diğer Yazıları