Yılmaz Hocam, bizler Rabbimizin razılığına talibiz ve o şekilde yaşama gayretindeyiz biiznillah ama bu yolda yanlışlarımız var, sıklıkla hata yaptığımız oluyor, günaha giriyoruz. Bazen o günahlarımıza, yanlışlarımıza hemen tövbe ediyoruz ama bazen de hatayı, yanlışı, günahı göremiyoruz bile. Bazen de öyle zamanlar yaşıyoruz ki günahlarımız gözümüzde öyle büyüyor öyle büyüyor ki Rabbimizin rahmetini ve merhametini ummaya utanıyoruz da tövbeden perdeleniyoruz gibi; çünkü şu ayeti o anlarda hatırlayamıyoruz, Nisa-17 “Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tövbe, ancak cehalet ile bâtıl bir davranış yapıp, sonra çok geçmeden tövbe edenler içindir. İşte Allah bunların tövbesini kabul eder. Ve Allah alîmen hakîm’dir.”
Bu durumda insan acaba Nisa-18 kapsamına düşer miyim diye korkmalı diye düşünüyorum. Nisa-18: “Yoksa bâtılda ısrar eden (nihayet onlardan) birine ölüm gelip çattığında “işte şimdi tövbe ettim” diyenlerinki değildir. İşte onlar için elîm bir azab hazırladık.”
Bu iki ayetimizin tövbe ile ilgili teşvik ve uyarılarını canlı tutarak bu ayetler ışığında nasıl tövbe etmeliyiz?
Elif hanım kardeşim, bu ayetleri amele çevirebilmemiz için çok basit bir mânâ dikkati gerekiyor, o yüzden ayetlerdeki “tövbe” ne demektir, onu iyi tanımlamalıyız. TÖVBE Rabbine dönüş demektir, Hakk Yol’u tercih demektir. Böyle baktığımızda Rabbimize dönüşü çok kolay çözümleriz. Nisa-17 işte bu tövbeyi açıklıyor: "Allah’ın kabulünü üzerine aldığı tövbe, cehaletle bâtıl bir davranış yapıp sonra da çok geçmeden tövbe edenler içindir." Allah buyuruyor ki; yanlış bir şey yaptığında çok geçmeden BEN’i tercih edenlerin dönüşünü kabul ederim. Demek ki tövbe etmek tercih yapmaktır, tercih belirtmektir. Zaten dikkat edersek bze ayet ve hadislerle öğretilen tövbe cümleleri tercih belirten (tercih belirttiğimiz) cümlelerdir. “Allahümmağfirliy; beni bağışla Allahım” deyip önce af diler, sonra da tercihimizi belirtiriz. “Allahümmağfirliy” deyip bağışlanma diler, “Estağfirullah el aziym ve etubu ileyh: Allah’ım sana döndüm” diyerek tercihimizi belirtiriz; yani tövbe dönüşü ile bir tercih yapmış oluyoruz.
Sevgili hocam, Nahl-110. Ayette Rabbimiz “Muhakkak ki; Rabbin, fitneye maruz bırakıldıktan sonra hicret edenlerin, sonra mücahede edenlerin ve sabredenlerin yanındadır. (Bütün bunlardan sonra da) Rabbin muhakkak ki Ğafurun Rahıym’dir.” Buyuruyor; ayette geçen “fitne ve fitneye maruz bırakılmak” ne demek, biraz açabiliri miyiz?
Ayetteki “fitne, fitneye düşürülmek” tabiri çok önemli. FİTNE başka ayetlerde de geçer ve ikilem, imtihan manasınadır, bir konuda ikilem oluşması demektir. İkileme neden düşürülüyoruz? Doğruyu bulalım ve tercih edelim diye! İkileme düşürülmeniz doğruyu bulabilmeniz ve seçebilmeniz içindir, eğer şüphedeyseniz de sapmanız ve o ikilem yüzünden kayıp gitmen içindir. Sistemde bir eleme var; bir elek sallanıyor, öyleyse düşenler ve kalanlar olacak. Elek sallanır yani ikilem sunulur ki, kişi tercihini belirtsin, böylece yönelişini gösteren gerçek tercihi belli olsun, gerçek tercihi anlaşılsın. Bu anlatım tarzı çokluk âlemi diliyle olup bizim anlamamız içindir yani doğruya talip olan insanın anlaması içindir. İmtihan, ikilem Allah sizin tercihinizi görsün, anlasın diye değildir; kul öğrensin diyedir. Allah senin tercihini sen tercih edince öğrenecek değil ki. Ama kesret diliyle böyle söylenir.
Fuad ifadesini duymuşsunuzdur, onu İNŞİRAH kitapçığımızda oldukça somut ve örnekleriyle açıkladık elhamdülillah, merak eden okurlarımızın okumalarını öneririz. Fuad kalpteki analiz ve sentez ünitesidir; kalbin analiz ve sentezden sorumlu Kalbî Görüş işlevidir, Hakk yolda çalışabilirse Basiret'e sebeptir. Bir fitne oluştuğunda yani Hakk yolla ilgili bir ikilem oluştuğunda devreye girer, eğer o kulda “Lüb aklı” aktifse yükselmiş Tevhid Nuru sayesinde yani Lüb’bün sağladığı ışık, aydınlatma rehberliğinde fuad o ikilemi yok eder, Hakk Yol’u ikilemden sıyırır ve kul o imtihanı kazanır. İkilemden sıyrılmakla kul aslında o konuda hicret yapmış olur. Ayetlerde böyle geçer; ikilemden kurtulan kişi o konuda tercihini yapmış ve hicret etmiş olur.
Az önce dedik ki; tövbe bir tercihtir. Evet, tövbe bir tercihtir; hicret te bir tercihtir. Ama hicret tövbeden farklıdır, hicret tövbenin ilerisi olup geri dönüşsüz tercihtir, tam tercihtir. Dünya yaşantısından düşünün, bir kişi bir yerden taşındığında yani hicret edip gittiğinde geri dönüşü yoktur. Muhacirler böyle insanlardır. Evet, Allah yolunda hicret geri dönüşsüz tam tercihtir. Böyle bakıp da hicreti “tam ve geri dönüşsüz tercih” diye tanımlarsak hayatın nasıl da tercihler üzerine kurulu olduğunu, butercihlerden geri dönüşsüz olanların bizi nasıl alıp (ya Hakk’a veya Batıl’a) götürdüğünü görür, ayetlerin bizi neden bu konuda çok sıkı uyardığını daha bir fark ederiz. İşte Nahl-110 geri dönüşsüz tercih yani hicret yapanlar için şöyle bir müjdeyle tamamlanıyor: “Ve bütün bunlardan sonra Rabbin Allah Ğafurun Rahıym’dir.” Yani siz fuadınızı Hakk yolda kullanarak analiz sentez yapar, gayret eder ve doğruyu bulursanız sonra da hicret ettiyseniz yani Allah yoluna girip yürüdüyseniz artık size verilecek şeyler vardır, atık sana ikramlar lütfedilecek demektir. “Rabbin Ğafurun Rahıym’dir” demek, Billahi manada imanınla, bu imana uygun ısrarlı ve gayretli tercihlerinle sen sana verileceklere hak kazandın, şimdi de sana verilecek” demektir.
Bu süreç tavizsiz bir duruş, yüksek bir sabır, her şeye rağmen bir ısrar ve daima bir gayret gerektiriyor diye anlıyorum Yılmaz Hocam, bütün bunlar zor mu acaba?
Elhamdülillah, Allah yolu hiç zor olmayıp çok zevklidir ve çok kolaydır. Ama dünyadaki akıntı tersine olduğundan ters bakanlara zormuş gibi geliyor olabilir. Bu noktada bir iki cümleyle de olsa Asr Sûresi’ni hatırlama gerekir. Rabbimiz buyuruyor ki; onlar “Hakk’ı tavsiye ederler ve Sabr’ı tavsiye ederler.” Buradaki “Hakk’ı tavsiye”, bir Billahi imanlı kulun diğer Billahi imanlı kula “tercihini Hakk yol için yap” demesi, bunu tavsiye etmesidir; “HAKK’I TAVSİYE” öncelikle budur. “Tercihini Hakk Yol için yap” önerisi tanrısal yaşantıda oluşturulan hak hukuk kurallarıyla ilgili bir tercihi önermek değildir, “Hakk’ı tavsiye” bu dünyanın işi değildir; tercihini Hakk yol için yap demektir. Sonra da sabrı tavsiye vardır ki, o da Hakk yolu tercih ettikten sonra Rabbinin hükmünü bekle demektir. Sabret yani Allah’ın hükmünü bekle, seyret, gözet…
Yılmaz Hocam, tercih ve tövbe ile ilgili olan ve çok etkilendiğim şu ayetleri bu noktada hatırlayalım istiyorum izninizle.
Hud-3: “Ve mağfiret isteyin Rabbinizden, sonra ona tövbe edin ki, ecel-i müsemma’ya kadar sizi güzel bir faydalanma ile faydalandırsın ve her fazilet sahibine karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz sizin için Büyük Gün’ün azabından korkarım.”
Nahl-97: “Erkek veya dişi, kim mü’min olarak sâlih amel işlerse, elbette biz ona tayyib (tertemiz, güzel) bir hayat yaşatırız. Ve onlara yaptıklarının daha güzeli ile ecirlerini veririz.”
Ra’d-27: “O kâfir olanlar; O’na Rabbinden bir ayet, bir mucize inzal edilmeli değil miydi derler. De ki: Muhakkak ki; Allah, dilediğini saptırır, kendisine dönüp yöneleni de hidayet eder.”
Furkan-70: “Ancak iman eden, tövbe eden ve sâlih amel yapan müstesna. İşte Allah onların seyyiatını hasenata tebdil eder. Allah Ğafuran Rahıym’dir.”
Ra’d-18: “Rablerine icabet edenlere Hüsna vardır. O’na icabet etmeyenlere gelince, eğer ki; arzdakilerin tamamı ve onunla beraber bir misli daha onların olsa, elbette onu fidye verirlerdi. Hesabın kötüsü işte onlar içindir. Onların barınakları cehennemdir. Ne kötü yataktır o!”
Sevgili hocam, bu ayetler bize tövbe, tercih ve hicretle bir kurtuluşu, yepyeni bir idrak ve yaşantıyı öneriyor. Yaşantımız demek ki daima Tercih-Tövbe-Hicret basamaklarından geçiyor, her konuda… Kur’an ayetleri bu basamakları adım adım öğretiyor hem de öyle sık tekrar ediyor ki… Tövbe, tercih ve hicret ayetleri üzerine birkaç ayetle de olsa yaptığımız bu tefekkür ve tezekkür hasbihali ile öğrendik ki; Hak yolda tercih şart. Daima Hak’kı tercih öyle çok önemli ki, bu tercih ve bu yolda yapılan tövbe bizi geri dönüşsüz tercihe yani hicrete götürecek; böylece idrakımız ve yaşantımız HAKK YOLA SABİTLENECEK BİİZNİLLAH (Âmin).