Yılmaz Hocam, size bir hadisi danışmak istiyorum. Resulullah Efendimiz buyurdular ki “Sizden biriniz için, ben ona anne babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça iman etmiş olmaz.” Sizden biriniz için öyle bir hal var ki sizden biriniz için ben ona anne babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça o kişi iman etmiş sayılmaz, iman etmiş olmaz. Bunun üzerine Hazreti Ömer şöyle söyledi: “Ya Resulullah, ben sizi canımdan başka her şeyden çok severim.” Resulullah Efendimiz de cevaben buyurdular ki “Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki beni canından çok sevmedikçe mümin olamazsın.” Bir süre sonra konunun ehemmiyetini fark eden Hazreti Ömer da şöyle söyledi: “Ya Resulullah, vallahi ben şimdi sizi canımdan da çok seviyorum.” Bunun üzerine Resulullah Efendimiz “İşte ya Ömer şimdi mümin oldun.” buyurdular.
Sevgili hocam, bu hadisi okuyan herkes hadise bir mana veriyor. Ancak doğru mananın her zaman billahi anlamda verilebileceğini artık biliyoruz; çünkü Billahi İmanlı olmadıkça hadisleri ne tam doğru anlamak ne de doğru yaşamak çok mümkün değil sanki. Örneğin, bu hadisimizi billahi manada anlamak için nasıl bir yol izlemeliyiz?
Elbette, bu hadisimizle billahi anlamda imanın bir insan için dünya ve ahiret hayatında ne kadar önemli olduğunu ders yapacağız. Bize bunu fark ettiriyor ve öğretiyor. Resulullah Efendimiz bu hadisle billahi anlamda imanın beyanından ki önce şart olan beyan demiştik. İlk şart beyan. Beyanından sonra idrakte ikilemsiz kabulünden sonra beyan etti. İdrakinde de bir şüphesi olmaksızın, bir ikilem duymadan kabul etti. Bundan sonra o insanın hayalinde kalıcı ve derin bir ize sahip olan veri tabanının şekillenmesinin gerektiğini vurgulamaktadır Efendimiz bu hadisleriyle. Ek bir yöntem olarak bu hadisle birlikte işleyeceğimiz muazzam ders, nedir o? Billahi anlamda imanı beyan ettiniz. Sonra onun tefekkürüyle, çeşitli araştırmalarınızla konu ilerlerken hiçbir ikileminiz ve şüpheniz kalmadan da kabul ettiniz. Esas ondan sonra başlayan bir şey var, olması gereken; Efendimizi (SAV) ondan sonra insanın hayalinde kalıcı ve derin bir ize sahip olan veri tabanının şekillenmesi gerektiğini vurguluyor bu hadisle bize. Hayal veri tabanı; bizim en önemli sermayemiz hayal veri tabanı. İnandıklarımızı, bildiklerimizi; doğru olanları hayal veri tabanına işlemeyi, kazandırmayı başaramazsak onlar bizde kalıcı olmaz. Billahi anlamda imanın gereklerine göre dizayn olmuş veri tabanının İnsan hayalinde şekillenmesini sağlayacak bir uygulamayı bu hadisle çok anlaşılabilir, uygulanabilir, izlenebilir, kontrol edilebilir, geliştirilebilir bir yöntemle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bize izah etmiştir bu hadislerinde.
Şimdi bu hadisler kazanacağımız şeyin öncelikle Billahi Anlamda İman önceliği olduğunu duyunca diyebilirsiniz ki, hadiste billahi anlamda imanla ilgili bir tabir geçmedi, nasıl bu sonucu çıkarıyosunuz. Efendimiz (SAV)’in ders verirken ne kadar yüksek teknikler kullandığını bu şekilde de göreceğiz. Bu hadisin amacı. Biraz önce bir amaç saydık. Bu hadisin amacı ve yöntemi ancak billahi anlamda imanı yaşayanlar tarafından anlaşılabilir.
Hocam bu hadis billahi anlamda imanlı olmayanlar tarafından anlaşılabilir mi?
Bu hadisi ancak ve ancak billahi anlamda imana sahip kişiler anlayabilir. Dunihi ilahların, ilahlık hissiyatlarını tatmin ve ilahlık makam statülerini koruma, yükseltme gayretleri üzerine bina ettikleri o hayat tarzı var ya, o hayat tarzları ve bu hayat tarzının gereği içerisinde uğraştıkları ilahlık savaşları bağlamında bu hadisi anlayabilmeleri mümkün değildir. Mümkün olamaz onlar için. Bu yüzden de hiç hoş olmayan, hadisle ilgili olmayan yorumlar ve değerlendirmeler yaparlar. Anlayamadıkları gibi hadisin bize vereceği derse hiç ulaşamazlar. Hadisi zihninizden hemen hızlıca geçirecek olursanız “Beni sevmezseniz.” buyuruyor ama bu normal bir sevme değil; “Ailenizden, çoluğunuzdan, çocuğunuzdan, işinizden gücünüzden, tüm insanlardan daha çok beni sevmezseniz.” Diyor. Hatta bu da yetmedi ki, Hazreti Ömer (ra)’ın müdahalesiyle tanım daha da derin ve net hale geliyor. Tabi, bu da dersin, senaryonun bir parçası, yani Hazreti Ömer’in (ra) acele edip konuşması değil, olayı sonradan anlaması da değil. Hepsi bu dersin birer parçası. O da Hazreti Ömer Efendimizin rolü. “Canından da çok sevmedikçe bu sevgi sayılmaz.” Demiyor, “O sevgi geçersizdir.” Demiyor, başka bir yere bağlanmıyor o sevgi. “Eğer böyle sevmezseniz iman etmiş olmazsınız.” buyruluyor; imana bağlanıyor. Bir sevgi var ve imana bağlandı. Eğer böyle severseniz iman etmiş olabilirsiniz. Böyle severseniz şimdi billahi anlamda iman eden bir mümin oldunuz. Oysa dunihi ilahların hayat tarzları, hayata bakış açıları içerisinde böyle bir sevmekten bahsetseniz, onlar Efendimiz (SAV)’in kendisine hayranlar kulübü oluşturmaya çalıştığını düşünebilirler. Ama hiç öyle değil. Öyle bir şeye de ihtiyacının olması söz konusu değil. Çünkü:
Bir sevgi vardır ki bir insan o sevgiyi bulursa onu öyle doyurur ki başka bir sevgi peşinde koşmayabilir. Düşünün ki Efendimiz (SAV) Habibullah! Rabb’imiz ona Habibullah demiş, Rabb’imiz ona sevgilim demiş. Başka bir sevgiye ihtiyacı olabilir mi? Ayrıca “Siz de beni çok sevin.” diye bir telaşı olabilir mi? Olmaz. Öyleyse burada başka önemli dersler var. Ve Efendimiz (SAV)’in yaşadığı dönemdeki sahabelerin dışında bizler dahil bizden sonra gelecek mümin kardeşlerimiz de dahil, onlar için gözyaşı döken, af dileyen, dua eden birisi kendisini düşünerek bir sevgi isteyebilir mi? Demek ki öyle de değil. Ahzab Suresi 6. ayette “En Nebi müminlere kendi canlarından daha evladır (daha öncedir).” buyrulmaktadır.
Sevgili Hocam hadisimizin Ahzap 6 ayetiyle aynı şeyi söylediğini fark ettik yani aslında hadisimiz bize bu ayeti hatırlatıyor, buna uygun yaşayın diyor. Peki, hadisimizde ve ayetimizde geçen “canından çok sevmek” nasıl bir şey. Biz bunu hayatımızda çocuğumuz, eşimiz ve yakın sevdiklerimiz için kullanabiliyoruz ama şimdi fark ediyorum ki bu tanımlamalarımız yanlış. “Canından çok sevmek” cümlesini billahi anlamda nasıl anlayalım?
Hadisin dayanağı görüyoruz ki bir ayet. Buradan anlaşılıyor ki zaten Rasulullah (SAV) Efendimizi billahi anlamda iman edenlerin canlarından daha fazla sevmeleri, önemsemeleri ve öncelikli görmeleri aslında Allah’ın emri. Allah’ın emri deyince burayı isterseniz küçücük detaylandıralım. Bu emir öğüt niteliğinde olan emirdir, öğüt elbisesi giymiş emirdir.
İnsanların hayallerinde en kuvvetli, en öncelik sahibi veri tabanı insanın kendi canıyla ilgilidir. Bu yüzden normal hayatta öyle haller olur ki kişi “Canıma tak etti.” der. Veya “Canım gibi korurum.” der. “Canım gibi severim.” der. Canının kendisi için ne kadar öncelikli, ilk sırada olduğunu bazı tavırlarla belirtir. Bir tahammül söz konusuysa kişinin zihninde, hayalinde bir sınır vardır. O sınırın son noktası candır. Can son noktadır. Ama öncelik olarak da birinci sıradadır. O tahammül noktasında, oraya kadar bekler ve nihayet öyle bir şey vardır ki denir ya, “Bardağı taşıran son damla.” bazı konularda işte o canla ilgilidir. Can! Niçin canı bu kadar kuvvetli vurguladık ve anlamaya çalıştık? Çünkü Efendimiz (SAV)’in hadislerini buyurduktan sonra Hazreti Ömer (ra) efendimiz “Ya Rasulallah, ben canımın dışında her şeyden seni daha çok seviyorum.” demiştir. “Olmadı.” dedi. Bir süre sonra “Canımdan da fazla seni seviyorum.” deyince mesele oldu. Yani bu hadisin can damarı can. Canın insanın hayalindeki yerini tahayyül edebilmeye gayret edin.
Efendimiz (SAV) hadisi veya biraz önce okuduğumuz Ahzab Suresi 6. ayetin buyurduğu şekilde tercihini yapar da kişi, “Evet, ben Rasulullah (SAV)Efendimizi canımdan fazla sevmeyi, onu önceliklemeyi tercih ettim.” der ve bunu başarırsa, bu başardığı olayın hisleri hayal veri tabanına öyle tesir eder ki hayal veri tabanı buna göre tertip alır. Fark ettiniz mi?
Sevgili Hocam ayet ve hadis hayal veri tabanına nasıl bir tesir yapacak yöntem uyguluyor?
Ayet ve hadisle açılan veri tabanı, sizin kazanılmış değişiminizi şiddetle, kuvvetle hakk yola taşıyacak bir veri tabanı. O veri tabanını bu şekilde dizayn edebilmek için hadiste öğretilen ve uygulamayla anlatılan derste böyle bir yöntem var.
Bu hadisimizde anlaşılması gereken önemli başka hususlar da var mı acaba?
Elbette, birisi de şudur: Rasulullah (SAV) Efendimizi bir billahi anlamda iman edenin canından fazla sevmesi, o inananın dünya imtihanını çok kolaylaştıracaktır. O inananın dünya imtihanı o kadar kolaylaşır ki kolay ona kolaylaşmış olur. Yani Leyl Suresi 7. ayette bahsedilen “Kolay ona kolaylaştırılmıştır, kolaylaştırılacaktır.” kapsamına girer o kişi. Efendimiz (SAV) gerçekten canından fazla sevmeyi başarırsa Leyl Suresi 7. ayetin kapsamına girer. Kolay ona kolaylaştırılmış olur. Çünkü bu bahsettiğimiz sevginin hayal veri tabanındaki açılımı, insanlar arasındaki ilişkilerde olan sevginin açılımları gibi değildir. Hele de dunihi ilahların sevgi tanımlarının açılımlarıyla hiç ilişkisi yoktur. O yüzden anlayamazlar, kavrayamazlar. Dolayısıyla hiç yaşayamazlar. Rasulullah (SAV) Efendimiz’i bir kişi canından çok sevmeyi başarırsa, hadisteki şu noktaya geliyoruz. Efendimiz (SAV) sevmekten bahsetti ve “Severseniz iman etmiş olursunuz.” Dedi; “Böyle severseniz mümin olmuş olursunuz.” dedi. Aslında bir şartı öğretti!
Bu hadisteki Billahi Anlamda İman ve Rasulullah’ı (SAV) canımızdan çok sevme ilişkisi nasıl bir şey?
Rasulullah (SAV) Efendimiz’i billahi anlamda imanlı, canından fazla sevmeyi başarırsa o aslında yaşadığı hayat içerisinde billahi anlamda imanı canından çok fazla sevmiş ve önceliklendirmiş olur. Billahi anlamda imanı canından çok sevmek. İşte hadis inananı oraya taşıyor.
Billahi anlamda imanı canımdan çok seviyor olmayı sözle söylemek kolay gibi biiznillah ama o nasıl yaşanır Sevgili Hocam?
Sahabe öykülerinden hatırlayacaksınız; Risaletin ilk zamanlarında çölün kumlarının üstüne yatırılan, üstlerine kayalar konulan kişilere “Kelime-i Tevhidi söylemezsen kurtulacaksın.” dendiği hâlde ve böyle zorluklarda aslında haddi aşmadan o söyleneni yapıp o işten kurtulmak için ruhsat da olduğu hâlde canlarını verdiler. Ama o işkence altında “La ilahe illallah” dediler. Ayaklarını ayrı ayrı develere, kollarını ayrı ayrı develere bağlayıp develeri kamçıladılar. Feryat içerisinde “La ilahe illallah” dediler. Çünkü canlarından fazla sevdiler. Dikkat ederseniz, işkenceci zalimler billahi anlamda imanla canlarını takas ettirmek istediler. “Gel de değiştirelim.” dediler. “Sen billahi anlamda imanı bize ver, biz onu atalım. Biz de sana canını verelim.” Takas etmek istediler. Ama canından çok sevdiği için, canından çok sevdiği bir şeyi canıyla niye takas etsin ki? Bir kişi billahi anlamda imanı canından çok severse bu şekilde ona ne önerilirse önerilsin takas yapmaz. Dolayısıyla normal dünya hayatında yaşarken karşısına ne çıkarsa çıksın, canından çok sevdiği billahi anlamda imanı hiçbir şeyle o mümin değiştirmeyecek, değiştirmeyecek demektir. Billahi anlamda imandan vazgeçmeyecek demektir.
Billahi anlamda imanı sevmek. Aslında oraya nasıl ulaştık? Rasulullah (SAV) Efendimiz’i canımızdan fazla severek ulaştık. Billahi anlamda imanı sevmek, aynı zamanda Allah’ı sevmek. Baştan sıra gibi söylersek Allah’ı sevmek Rasulullah (SAV) Efendimizi sevmek ve billahi anlamda imanı sevmek. Bunlar öyle bir birlikteler ki ayrı düşünülemezler. Mana olarak Allah, Habibullah ve billahi anlamda imanın kendilerine ait öyle bir manaları vardır ki; biz onları şimdi anlayabilmek için aslında onlara ait manaları ayrıştırıyoruz.
Bu manalardan yani Allah’ımız, Rasulullah’ımız ve Billahi Anlamda İmanımız yarı şeyler değildir; Allah2ın dışında ayrı manalar değiller! Onları ayrı manalarmış gibi düşünerek sevmek doğru değil demek ki?
Evet, kesinlikle bu manalar öyle bir bütündür ki ayrı ayrı düşünülemez. Bu yüzden Allah’ı severseniz billahi anlamda imanı sevmiş olursunuz. Billahi anlamda imanı severseniz Allah’ı sevmiş olursunuz. Rasulullah (SAV) Efendimizi canınızdan öte severseniz, Allah’ı ve billahi anlamda imanı sevmiş olursunuz. Bu manada böyle birlikte olmaları yüzünden hadisteki bu mekanizma çalışmaktadır. Hadisi dinledikten sonra Hazreti Ömer (ra)’ın söyledikleri aslında ayrıca yapılacak bir ders bile olabilir.
Öncelikle şunu tespit edelim ki Hazreti Ömer (ra) ilk söz aldığında “Ya Rasulullah, ben sizi canımdan başka her şeyden çok severim.” demesinden anlıyoruz ki Hazreti Ömer’in en sevdiği canıdır. “Ya Resulullah, canımdan başka her şeyden daha fazla seni seviyorum.” dediğine göre birinci sırada sevdiği canıdır. Daha sonra ikinci kez söz aldığında ise “Ya Rasulullah, vallahi ben şimdi sizi canımdan daha çok seviyorum.” dediğinde ise Hazreti Ömer o noktada canından vazgeçmiştir. Yani biraz önce en çok sevdiği bir şeydi can. Şimdi ondan vazgeçti. Hazreti Ömer çok sevdiğinden vazgeçti. Çok sevdiğini verdi. Al-i İmran 192. ayeti hatırlayacak olursak, “Sevdiklerinizden vermedikçe Birr’e erişemezsiniz.” Hazreti Ömer bu diyalog içerisinde, belki de bir dakika içerisinde en sevdiğini ortaya koydu. Sonra ondan vazgeçti ve hayatı içerisinde bilinen öykülere baktığımızda o kadar çok Birr’e ulaştığı halleri var ki, işte onlardan birini yaşamış oldu.
Böylece bu hadis içerisinde Al-i İmran Suresi 192. ayetin kapsamına girmiş oldu. Ayrıca billahi anlamda iman edenler kendilerini takdim ederlerken bir ilahlık hissiyatı adına değil de Allah adına ve biiznillah “Ben” diyerek takdim etmekle de kendileri için çok değerli olan ben hissini vererek, böylece onlar da sevdiklerini vermiş oldular. Bununla ilgili de ayetler var. Hatırlayacaksanız. Al-i İmran Suresi 192. ayetin kapsamına girmemizi ve Hazreti Ömer’in bu şekilde girmesini sağlayan olaylar Billahi anlamda iman sahibinin aslında sıdk yolunda ilerliyor olduğunu gösterir. Onun bir göstergesidir. Bu hadisten önce anlaşılıyor ki bu hadisten önce Hz. Ömer’e (ra); “Rasulullah mı yoksa canın mı?” diye sorulmuş olsa “Canım.” diyecekti. Çünkü hadisin içerisinde doğrudan böyle olduğunu belirterek Efendimiz söyledi, “Canımdan dışında her şeyden çok seviyorum.” dedi. Bu hadisten önce böyle bir soruyla karşılaşmış olsa, böyle bir takasla karşılaşmış olsaydı “Evet canımı tercih ediyorum.” diyecekti. Ama hadisten sonra böyle bir soru sorulduğunda dikkat ederseniz “Canım.” demeyecek. “Rasulullah’ı tercih ediyorum.” diyecek. Tercihi değişti. Bu hadisteki teknikle beraber bir anda Hz. Ömer’in tercihi değişti. Her şeyi değişti. Bu hadisle beraber görüyoruz ki mümin oldu. “Canın mı Rasulullah mı ya Ömer?” dendiğinde “Canım.” diyecek olan birisi, birkaç dakika sonra “Canın mı Rasulullah mı ya Ömer?” dendiğinde “Resulullah.” dedi. Yani “Canın mı billahi anlamda iman mı ya Ömer?” denmiş olsaydı daha önce “Canım.” Diyecekti, şimdi “Billahi anlamda iman.” diyecek hale geldi. Dersin içerisindeki teknikle dersi bizzat yaşayan, dinleyen ve içinde yaşayan olarak Hz. Ömer (ra) efendimiz hayal veri tabanını değiştirdi. Dersin içinde Hz. Ömer Efendimizin bulunmasını ve ona bir de tatbikat yaptırılıyor olmasını fark ediyor musunuz? Dersi kavrayabilmemiz için bir de içinde tatbikat var. Dedik ya, bu dersin içerisinde öyle bir teknik var ki doğrudan veri tabanına tesir ediyor. Veri tabanını bir anda dizayn ediyor. Nasıl dizayn ediyor? Ortada Hz. Ömer Efendimizin örneği var. Birkaç dakika önce billahi anlamda iman veya Rasulullah (SAV)yerine takasta “Canım.” diyecekken, birkaç dakika sonra “Ne söylerseniz söyleyin.” Niye “Ne söylerseniz söyleyin.” diyoruz? Çünkü “Canımdan öte.” dedi. Daha ne söylenebilir? Başka ne diyeceksiniz? “Canımdan öte.” dedi. Tercihi Rasulullah ve billahi anlamda iman oldu. Veri tabanı, hayal veri tabanı tamamen değişti. Yeni bir tertip aldı. Hadise başlarken söylediğimiz kazanım. Yapılan dersin kazanımı. Al-i İmran Suresi 102. ayette Rabb’imiz billahi anlamda iman edenlere “Bu iman üzere Müslüman olarak ölün.” emrini vermektedir.
Müslüman olarak ölün. Buna çok önem verir Kur’an. Müslüman olarak ölün. Müslüman olarak ölün demek; nüfus cüzdanınızda Müslüman yazıyor olsun, Müslüman mezarlığına gömülün, sizi bir Müslüman imam namazınızı kıldırsın manasında değil. Veri tabanınız billahi anlamda imanı öncelikli olarak ölün.
Peki nasıl yapacağız? Yapıp yapmadığımızı nereden bileceğiz? Acaba benim hayal veri tabanım billahi anlamda imanı öncelikleyen bir tertipte midir?
Bunu kontrol etmeyi, izlemeyi, yönetmeyi de bu hadisteki ders göstermekte bize. Eğer sen Rasulullah Efendimizi canından fazla sevmeyi başarırsan, hayal veri tabanında Billahi anlamda iman öncelikli bir tertip oluşur. Somut, izleyebileceğin, kontrol edebileceğin, kendi vicdanında kendi kendine hakim ve hakem olarak tespit edebileceğin bir yol. Efendimiz hem öğretiyor hem kazandırıyor. Ve bunu yaparken de bir tatbikat yapıyor. Görüyorsunuz.
Ölüm anında iman ile nasıl bir takas var?
Bu çok net bilinmemekle beraber öyle bir testin varlığı (böyle bir imanın var mı yok mu?) Aşağı yukarı bu bilinir. Bu bilgi doğru niteliğindedir. Fakat bu olayın detayı belki de her insan için farklı cereyan edeceğinden tam bilinemiyor olabilir. “Her nefs ölümü tadacaktır. Fatır Suresi, 54” ayeti gereği ölümü tatmak hiçbir şeyin farkında değil demek değil. Biz dışarıdan ona öldü muamelesi yapıyoruz. Dışarıyla irtibatı kesildi. Olduğu gibi duruyor ama dışarıyla irtibatı kesildi. Ona o zor anda eğer imanını reddedersen, çeşitli anlatımlarında imanını bize verirsen demek, reddedersen sana şunu vereceğiz. Diyelim ki öyle bir susuzluk yaşıyor ki dayanılacak gibi değil. Ölüm anının susuzluğu. Bir serin su geldi önüne. Serin su müthiş bir şey, çok susamış birisi için. Öyle bir nimet, öyle bir ikram ki serin su. İmanından vazgeçersen serin suyu vereceğiz. Eğer canından çok sevmeyi hayal veri tabanına işlediyse vazgeçmezsin, takas etmezsin. Ölüm anında da seni billahi anlamda ölmüş olarak ahirete intikal ettirecek bir kazanım sağlıyor bu hadisteki ders. Kişi ahirete intikal ettiği zaman hayal veri tabanını götürür.