Sevgili Yılmaz Hocam, günlük hayatımızda kullandığımız manasına alışık olduğumuz kelimeleri Kur’an ayetlerinin meallerinde de kullanıyoruz ancak bazen farkında olmadan yanlış anlamlar yüklüyor olduğumuzu anladım; buna ait bir açıklamanızı Fatiha ile Fetih kitabınızda okudum. “Güzel ve çirkin” tanımlarıyla alakalı bir ayetten verdiğini örneği müsadenizle paylaşmak istiyorum: Nahl-97 “Erkek’ten veya dişiden (olsun) kim mü’min olarak sâlih amel işlerse, elbette biz ona tayyib bir hayat yaşatırız. Ve onlara yaptıklarının daha güzeli ile ecirlerini veririz.” Buradan ilk sorumu sormak istiyorum; bu ayetteki “güzel yaşatırız” ifadesini nasıl bir güzel tanımına göre anlamlandırmamız gerekiyor?
Gerçekten, bu ayetteki güzel yaşatır” ifadesini ve diğer ayetlerde geçen “güzel” ifadelerini doğru anlamak ve iyi tanımlamak gerekiyor. "Güzel yaşatmak" dünyanın servetini vereceğiz, esfele safiliyn yapınızın hoşunuza giden şeyleri vereceğiz mânâsına değil çünkü; esfele safiliynin her şeyi terstir, onun güzel dediğine Allah çirkin diyor…
Bu ayetteki “Güzel” kelimesini "Güzel ve Çirkin" tanımlarını konu edinen Tefekkür Şemamızdaki gibi anlamalıyız. Bu şema web sayfamızdaki (bir düşün yansıması) “Güzel-Çirkin tanımları ve Dua” başlıklı 22. tefekkür sayfasıdır, lütfen okuyabilirseniz sevinirim.
Allah indinde güzel ve çirkin şudur: Kim Allah’ı örtüyorsa çirkindir, çirkin budur. İhlâs Hayat Döngüsünde yerini bulmuş olan hayat ise güzeldir. Güzel “akıl” demektir, “ilim” demektir. Güzel; Allah Ahlakı’nın bir başka bakış açısından tanımıdır. Bu yüzden güzel, tanrıların diğer tanrıları kıyaslayarak oluşturdukları makamlar değildir, perdelenmeyin.
Billahi anlamında iman ve onun gereği yaşantı Kur’an’da “Güzel, Temiz, Tahir” olarak tanımlanır. Eğer siz bu tanıma rağmen ilan ettiğiniz tanrılıkla güzel ve çirkin tanımları yaparsanız, o tanımlara göre hükümler verirseniz, o Deccaliyet hükümleri olur, ilan ettiğiniz tanrının hükümleri olur! Billahi manada bir çirkin vardır; Allah’a eş ve ortak koşmak! Bir güzel vardır; Allah’a eş ve ortak koşmayan hal ve bunun yaşantısı! Güzel’e böyle bakarsak çok farklı şeyler görmeye başlarız. Güzel sizin için de Allah’ın güzel dediğiyse, çirkin sizin için de Allah’ın çirkin dediğiyse o zaman fiillerin tecellisi pıtrak gibi açılır.
Sevgili hocam “Güzel”i çok güzel böyle tanımladıktan sonra ayetlerin bize ne dediğine de birlikte bakalım mı?
Ayetlerdeki manasal açılım hep bu minvaldedir: Allah indinde GÜZEL; Billâhi anlamında iman ve bunun gereği davranışları içeren hayat tarzıdır. Bu ayet (Nahl-97) özelinde bakarsak manasal açılım şöyledir: Hakk yolu diler ve tercih ederseniz Allah sizi dünya hayatında güzel yaşatır. Fazilet sahibi olursanız, yani daha fazlasını yapar da tövbeyi hicrete çevirirseniz, amelinizde yetenin fazlasını, nafilesini de yaparsanız, bu durumda karşılığını size fazlasıyla verir. Hakk yolu tercih için kendilerine iman yetmeyenleri, bir mucize görürlerse inanacaklarmış gibi olağanüstü olaylar isteyenleri Allah dilerse saptırır. Ve hiçbir yardımcı bulamazlar. Oysa Hakk yolu tercih edene hidayetini ulaştırır.
Ayetten “Hidayet”le ilgili çok önemli bir tespit öğreniyoruz ki onu bize Ra’d-27 de öğretir: Hidayetin ulaşması için tercihini Hakk yola yapman lazım! Tercihini Hakk Yol’a yapar da Rabbine yönelirsen, sana diyor ki; Rabbine yönelenlere hidayetini ulaştırır. Oysa sana hidayetini ulaştırdığı için sen Rabbine yöneliyorsun. İş aslında böyle olmasına rağmen birbirini tetikleyen nasıl bir merhamet, nasıl bir rahmet içerisinde olduğunu gör! Sana bir şey verdi, sen onu Allah için harcadın. Öyle yaptığın için sana çok büyüğünü veriyor, hazinesini veriyor. Sen Rabbini tercih ediyorsun, sana hidayetini ulaştırıyor; sana hidayet gelince sen Rabbini daha kuvvetli tercih ediyorsun, böyle bir döngüye giriyorsun.
Sonra ne oluyor?
Sonra Allah, Furkan-70 ayetindeki müjde gereği; Rabbini tercih edenlerin “A” Takdim Formu” formatını (yani asi idrak ve yaşantı hallerini) “B” Takdim formatına (yani Billahi Anlamda imanlı idrak ve salih amel yaşantısına) çevirir. İman eden, tövbe eden ve sâlih amel yapanların “A” halini, o formatını “B” yapısına, fıtratına çevirir; yani günahlarını sevaba dönüştürür. Senin ASIL GÜNAHını, günah işleyen yapın olan “A Takdim Formu” formatını (seyyiatını) “B” haline (hasenata) çevirir. Bu müjde icabet edenler içindir.
İcabet edenler kimlerdir?
İCABET EDENLER; Billahi Anlamda İman nedir deyip onu merak edip öyle iman eden, ona uymayan yaşantısına tövbe eden ve sonra da sâlih amel yapanlardır, Rabbini tercih edenlerdir. Onlar için böyle olan bu durum icabet etmeyenler için nasıl? İcabet etmeyenler; tercihi Hakk yoldan yana yapmayanlardır. “Onlar, Büyük Gün’ün azabını görünce öyle bir dehşet yaşayacaklar ki! Yaşayacakları o dehşeti eğer şimdi bilselerdi, dünyadaki herşey onların olsa ve bir o kadar daha olsa, hepsini kurtulmak için vermek isterlerdi!” "Ra’d-18" böyle söylüyor.
Hocam, “Rabbini Tercih edenler” ifadesi de ayette önemli bir vurgu; bunu net olarak nasıl anlamalıyız?
Rabbini tercih etmek elbette önce Billahi Anlamda İman’ı kabul edip, o imanın gereğini yaşama gayretine girmektir. Dilersen “Rabbini tercih edenler” için çalışan sistemi anlatan şu üç ayete de bakalım. Ayetlere hep konumuz penceresinden bakıyoruz. Ama bunu yaparken ayetleri konumuzla ilgili mânâlarıyla sınırlamıyoruz.
“Ey iman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed-7).
“İşte onlara, sabrettikleri için ecirleri iki kere verilir. Bunlar seyyieyi hasene ile yok ederler. Ve kendilerini rızklandırdığımız şeyden infak ederler.” (Kasas-54).
“Ve onlar ki, infak ettiklerinde israf etmezler, cimrilik de etmezler, onun arasında bir kavamdır.” (Furkan-67).
Bu ayetler bize şöyle seslendi: “Ey Billahi Anlamda İman edenler! Eğer siz, Allah’ın verdiklerini Allah yolunda; karşılığını Allah’tan umarak, Allah için verirseniz O size destek verir, daha çoğunu verir; önünüzdeki engelleri kaldırır. Bâtıla geri dönüşünüzü engeller, Hakk Yol’daki kararlılığınızı artırır. Allah’ın verecekleri için Allah’ın hükmünü bekleyin ve bu amaçla sabredin. Bu davranışınızdan dolayı Allah size karşılığını iki kere verir; hem dünyada, hem ahirette! Ayrıca, iman eden Rabbini tercih eden bu kullar, esfele safiliyn hallerini Hakk Yol’un kurallarıyla, Hakk Yol’un öğütleriyle ve Sözde Tanrılık İddiası içermeyen fiillerle ıslah ederler. Bu amaçla, kendilerini rızklandırdığımız şeyleri Allah’ın verdiği bilinciyle infak ederler. Bu rızkları kesinlikle Sözde Tanrılık İddiası’na fiil teşkil edecek şekilde kullanmazlar, onlar "Bil kıst" davranırlar.
Yılmaz Hocam, Kasas-54. ayetteki “seyyieyi hasene ile yok ederler” ifadesine de biz günlük hayatta “kötülüğü iyilikle yok ederler” deyip geçiyor sanki, onu da Rabbimizin murat ettiği mana üzere biraz açabilir miyiz?
Rabbini tercih edenlerin, Rabbine yönelenlerin, yani mağfiret isteyip tövbe edip tercihini Hakk yolda belirtenlerin bir özelliği vardır; onlar seyyieyi hasene ile yok ederler. “Seyyie” ve “hasene” kavramlarını hatırlayalım. HASENE; Billâhi anlamında iman ve bunun gereği duygu, düşünce ve davranışlardır, "iyi ve iyilik" bunlardır. SEYYİE; Varım ve Muhtarım İdraklı her türlü haldir. Varım ve Muhtarım idraklı, Sözde Tanrılık İddiası içeren her türlü hal seyyiedir. Biz onlara "BÂTIL" deriz, "VEHMİN ZULMETİ" deriz, "NEFSİN ŞERRİ" deriz. Allah indinde kötülük, şer, seyyie onlardır, hepsi aynı şeyi ifade ederler.
Seyyie ile nasıl mücadele edilir Sevgili Hocam? “Seyyie ve hasene” anlıyoruz ki, bizim anlam kargaşası yaşadığımız konulardan. Seyyie’yi kötülük, Hasene’yi iyilik olarak düşünen yaygın bir bakış var; bu bakışa yanlış demesek bile yetersiz diyebiliriz; çünkü ayetleri ya anlamamıza yetmiyor veya yanlış manalarla anlamamıza yol açıyor. Bu kavramlar üzerinden ayetimizi açıp, zihnimize doğruları nakşetmek üzere biraz daha konuya eğilsek mi lütfen?
Seyyie eğer doğru tanımlanmazsa onunla mücadele edemeyiz. Oysa onunla mücadele etmeliyiz, hatta onu yok etmeliyiz! “Seyyie” ile mücadele ederken, onu yok ederken şuna dikkat etmeliyiz. Ayet diyor ki, “seyyieyi hasene ile yok ederler". Rablerine yönelenler, seyyieyi hasene ile yok etme yolunu tercih ederler. Onlar kendilerindeki “A” Takdim Formu”ndan kaynaklanan duygu, düşünce ve davranışları kendi bildikleri gibi yok etmeye çalışmazlar. Onları Allah’ın ve Rasȗlü’nün öğrettiği şekilde "hasene ile" yok ederler. Bu neden çok önemlidir? Çünkü seyyie kapsamındaki haller seyyie ile de onarılabilir. Seyyie yine seyyie ile sözde arındırılabilir, onarılabilir. Biz ona, normal tanrısal yaşantı içerisinde “EHVENİ ŞER” deriz. Birisi bir şerri daha az şerli bir şeye dönüştürürse, onu daha az şerle onarırsa o ehveni şer olur, az şerli olur! Tanrısal hayat içerisindeki her şey Kur’an’a göre “ŞER”dir. Siz o şerri dünya kurallarıyla onardığınızı zannettiğinizde, çok şerli bir şeyden az şerli bir şeye (ehveni şerr’e) ulaşmış olursunuz. Oysa Rabbine yönelenler böyle yapmazlar. Onlar bâtıl davranışları Hakk Yol'un kurallarıyla yok ederler. Bâtıl davranışları yine bâtıl yoldaki kurallarla yok etmeye veya onarmaya çalışmazlar. Onlar seyyieyi hasene ile yok ederler. Meal yapılırken, eğer seyyieye “kötülük”, haseneye de “iyilik” denirse ve ayete “onlar kötülüğü iyilikle yok ederler” mânâsı verilirse, elbette, insanlar bunu normal yaşantıları içerisindeki manalarıyla anlarlar ve birbirlerine iyilik yaparak kötülükleri yok ettiklerini zannederler. Ayette kastedilen o değildir. Birisi size bir kötülük yaptığında, sizin iyilik yapıp, “kötülüğü iyilikle yok ediyorum” demeniz değildir sizden istenen. Sizdeki bâtıl hali (bâtıl fiilleri, bâtıl davranışları) Hakk Yol'un kurallarıyla yok etmeniz isteniyor, önerilen odur! Seyyienin nasıl yok edileceği, bize ayet ve hadislerle bildirildiğine göre diğer yöntemler Hakk Yol'un faydasını kaldırır, kişiyi Hakk Yol'dan mahrum eder.
Biz aslında "seyyieyi hasene ile yok etme"ye çalışmakla, yani seyyieyi Hakk Yol'un kurallarıyla yok etmeye gayret etmekle ne yapıyoruz? Bizdeki özellikleri Allah yolunda çalıştırıyor, onları ihsâ ediyoruz! Bunu yapmakla bizdeki esmaları kıpırdatıyor, onları o konuda değerlendirmeye başlıyoruz. Allah’ı tanımaya talip kardeşim; sen, sendeki seyyieyi (bâtıl davranışları) Hakk Yol'un kurallarıyla öğretildiği şekilde yok etmeye, fonksiyonsuz kılmaya çalıştığında ESMALARI İHSÂ etmiş oluyorsun, sana verilenleri, sendekileri İNFAK etmiş oluyorsun, ZİKRULLAH yapmış oluyorsun. Böylece Furkan-70’le verilen müjdeyi hak edersin ki: Allah, senin “A” Takdim Formu”nda olan halini bir anda “B” Takdim Formu”na çevirir. Seni "artık kendisi için hiçbir korku ve mahzunluk olmayan nefs"e çevirir, sonuç budur. Senin seyyieni hasenata dönüştürür. Ancak bu mekanizma şöyle çalışır. Sendeki seyyieleri hasenata çevirirken gayret eden sensin. Sonra senin için gayret edilir ve senin seyyie formatın hasenata çevrilir, bunu senin için yaparlar. Yani sen senin için yaparken, senin için yapılmasını hak edersin. Senin için yapılmasını hak etmen için önce senin yapman gerekiyor! Neyi? Esas zikrullahı, infakı, bunları yapman gerekiyor.
“Ve yine onlar; Rab’lerinin vechini taleb ederek sabredenler, salâtı ikame edenler, kendilerini rızklandırdıklarımızdan gizli ve aleni olarak infak edenler ve seyyieyi hasene ile yok edenler, işte yurdun sonu onlarındır.” (Ra’d-22).
Bütün hepsini sırayla tek bir ayette bize saymış oldu. Seyyie’yi hasene ile yok etmenin bir başka boyutunu da şu ayet bize öğretiyor:
“Hasene seyyie ile müsavi olmaz. Sen en güzel ile def’et! Hemen görürsün ki, seninle onun arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki sımsıcak bir veliy’dir.” (Fussilet-34).
Allahım, güzel bizim için de senin güzel dediğin olsun lütfen, çirkin bizim için de senin çirkin dediğin olsun lütfen; sana rağmen tanım yapan ilahlık hissiyatından bizi koruyuver, kurtarıver (âmin).