Elif Çaylıoğlu

Her An Tercihtesin

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Hocam sizin kitaplarınızda sıklıkla karşılaştığım bir cümle var: İnsan her an tercih halindedir. Bu sohbetimizde bu ifadeyi anlamaya çalışalım istiyorum. İnşaAllah sonraki sohbetlerimizde de kader konusunu anlatırken kullandığınız "insan sadece bu dünyadaki tercihlerinde özgürdür" ifadesini tefekkür etmek istiyorum. İnsan “her an tercihte” olduğunun farkında olmadan nasıl her an tercih yapabiliyor?

Elif hanım kardeşim, “Dünya hayatının kesintisiz her anı, her en küçük anı nedir biliyor musun?” diye sorsam cevap bu: Dünya hayatının her anı Hakk veya Batıl yönünde bir tercihtir. Çünkü dünya hayatı tercih üzerine kuruludur. Buna çok dikkat etmeli, bunu çok ama çok önemsemeliyiz, eğer ahirete ve Allah razılığına talipsek! Her an bir tercihtesin, her an! Sayaç sürekli çalışıyor; ne tercih ettin, ne tercih ettin... Her an çalışan bir tercihmatik var! Ve kişinin tercih ettiği ya Hakk’dır, ya Batıl! Ya Hakk, ya Batıl... Ya zerre kadar Hakk, ya zerre kadar Batıl... Bu yüzden (Zilzal; 7, 8) ayetler diyor ki; zerre kadar Hakk’ın karşılığını göreceksin, zerre kadar Batıl’ın da karşılığını göreceksiniz. Böyle olduğu için Billahi Anlamda İman ile yaşayıp öyle de ölmeye talip olan bir kulun her düşüncesinde, her halinde, her fiilinde Hakk yolu tercih edip Rabbine yönelmiş olması gerekiyor, sürekli Rabbine yönelik yaşaması gerekiyor. Bir sefer yönelmekle, bir kere “ben Rabbime yöneldim” demekle iş bitmiyor! Her an yönelecek, sürekli...

İnsan-29: “Muhakkak ki bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine bir yol edinir.” 

Zümer-54: “Rabbinize yönelin ve size azap gelmeden önce O’na teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız.” 

İnsan-29 ve benzer manadaki ayetleri birlikte değerlendirdiğimizde, kulu tercih durumunda bırakan “an ve olaylar” kul için İnsan-29 Kavşakları’dır. Bu konuda “İnsan-29 Kavşakları” adlı Tefekkür Şemamız’a bakabilirsiniz (https://drive.google.com/file/d/1dkQdykHPGdqEfqG0Me3jrq7zkTcLCDVw/view).

Sürekli bir kavşaktayız, sürekli! Ama kim? Muhammedî olan! Bunu fark edin! Muhammedî idrakte olmayan bunun farkında değildir. Çünkü Rasulullah (SAV) Efendimizin tebliğine tabi olmayan zaten batıla dönmüş, yanlış rotaya girmiş, o halini otomatik pilota da bağlamış, sürekli o tarafa uçuyor olduğıundan yeni bir tercih yapmıyor! Tercihini bir kere batıldan yana yapıp işi bitirmiş; rotayı cehenneme ayarlayıp otomatik pilota da bağlamış, yaşayıp gidiyor... Ama Muhammedî olan öyle değil; o her an yeni tercihte, her an! “Her an tercih” idrakı çok önemli bir şeydir. Bu yüzden “her an” korkun! Her an, her an! Zaten bu yüzden ölüm ânı çok önemlidir! Her an... Az önce tercih etmiş olabilirsin, hemen yine tercih etmezsen kaybedersin, her an Hakk tercihte olmalısın. Çünkü bu hayat “her an tercihtesin” üzerine kuruludur. Hayat tercih üzerinde akmaktadır. Tercih üzerine kurulu bu hayatta senin bu tercihi Hakk yönde mi Batıl’dan yana mı kullandığın önemlidir. 

Hocam, zihnimizde somutlaşması için buna bir örnek verebilir miyiz?

 

Tercih etmenin ve tercihin sonucunu yaşamanın en anlaşılır ve en güzel örneklerinden birisi Fetih Sûresi’nde geçer. Fetih-18 ayet müminlerin kalplerindeki tercihi ve sonuçlarını anlatır: “Andolsun ki; Allah, müminlerden, o ağacın altında sana biat ettiklerinde razı oldu; onların kalplerinde olanı bildi de üzerlerine sekîne inzal etti ve kendilerine
feth-i kariyb(i sevab olarak) verdi.”
Ayetten öğreniyoruz ki; müminler kalplerindeki Hakk tercihleri doğrultusunda ilk adımlarını atmışlar ve Efendimiz (SAV)’e, savaşa gideceklerine, kaçmayacaklarına dair biat etmişlerdir. Yine ayetten anlıyoruz ki, onların bu ilk adımlarından Allah razı olmuştur. Hakk yoldaki tercihlerini tam manasıyla yerine getirememe korku ve endişesi içinde iken müminlere verilen mükâfat, tüm endişeleri, ikilemleri ve beceriksizlikleri yok eden bir sekîne inzali ve sevap olarak da feth-i kariyb olmuş elhamdülillah; öyle şükrederiz ki Allahım...

Sevgili hocam, yine sizin bir cümleniz var, daha iyi anlamak istediğim, şimdi de onu sorayım; "tercih ve infak arasında sıkı bir ilişki var" diyorsunuz, bunu biraz açabilir miyiz?

Kesinlikle tercih ve infak arasında sıkı bir irtibat var.  Bunu anlamada “Onlar infak ederler” ayeti bizim için o kadar önemli ki... Ama “Allah yolunda infak” etmenin ne olduğu bilinmezse ayette önerilen infak hayat bulamaz, yaşanamaz. O yüzden önce infakı tarif edelim: Allah’ın verdiklerini (mesela sana verdiği esmaları) Hakk Yol’u tercih için ihsâ etmen, değerlendirmen, kıpırdatman, vermen Allah yolunda “İNFAK”tır. Ve esas zikrullah olan bu infak sâlih amel hayat tarzı için elzemdir.
Âl-u İmran 142: “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” 
Ankebut-2: “İnsanlar fitneye düşürülmeksizin, “iman ettik” demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar?”

Bu iki ayetten, tercih-infak bağıntısı ile ilgili şu sonuçları çıkarıyoruz: Sistem bizi tercihe zorlamaktadır, sistem daima tercihe zorluyor. Bu yüzden de tercihimiz belli
olmadan, Rabbimize olan yönelişimizdeki sebatımız görülmeden, yalnızca “inanıyorum” demekle cennet olmuyor. Demek ki tercihimizi sürekli Hakk yola yapmalıyız ki sebatımız görülsün!
Nahl-119: "Sonra, muhakkak ki Rabbin, cehalet ile kötülük yapanlar, sonra bunun arkasından tövbe edip (Rabbine yönelip), (hallerini de) ıslah edenlerden
yanadır. Muhakkak ki Rabbin, onlardan (Rabbini tercih edip durumlarını düzeltmelerinden) sonra Ğafurun Rahiym’dir."
Âl-u İmran 135: “Onlar bir fahşâ işlediklerinde yahut nefslerine zulmettiklerinde hemen Allah’ı hatırlayıp düşünürler, (böylece) günahları için mağfiret isterler. Kim mağfiret
eder günahları? Ancak Allah. Ve onlar yaptıkları yanlışlarda bile bile ısrar etmezler.” 
Ayetten anlıyoruz ki, batıl bir davranışın (tercihin) hemen akabinde Hakk tercihini belirtmen, hemen af dilemen gerekiyor. Ayet böyle öğretiyor: Onlar bir fahşa’ya düşmüşlerse yani utanılacak bir iş yapmışlarsa yahut nefslerine zulmetmişlerse yani batıl bir davranışta bulunmuşlarsa, Allah Yokmuş Gibi davranmışlarsa bunu
fark ettiklerinde hiç vakit geçirmeden hemen Allah’ı düşünür, Allah’ı hatırlar ve yaptıkları için af mağfiret isterler. 

Allah merhametini lütfen izleyin; “Niye yaptınız?" demiyor, "Neden öyle yapıyorsunuz?” demiyor, “Yapmamalısınız” demiyor. Ne diyor? “Dünyadasın, yapmak zorundasın, günah işleyeceksin. Ancak günaha düşünce Allah’ı unutma da çabuk dön, vakit geçirme, çabuk ol” diyor. Elbette bu “Günah işledin mi hemen Allah’ı hatırla, vakit geçirmeden Hakk tercihini yap!” hali en alt sınırdır. Ayet “hemen” diyor: Onlar vakit geçirmez hemen Hakk tercihlerini yaparlar. "Allahım" derler, "Allahım” deyip hemen af isterler. Sonra da eğer yanlışlarını fark ve tespit etmişlerse onda bile bile ısrar etmezler.

Hocam, anladık ki, tercih aslında bir infak; ya Allah’a ait olanları Hakk tercihle Allah için infak ediyoruz veya batıl tercihler yaparak ilahlık hissiyatımız için infakta bulunuyoruz. Yaşantıdaki en önemli ve daimî işimizin Hakk ya da Batıl tercihler yapmak olduğunu fark ettik. Neredeyse tümünü yeni fark ettiğimiz bakış açılarını bize öğrettiği için Allah’ımıza çok ama çok şükrediyor, kendim ve okurlarımız adına size de çok teşekkür ediyorum. 

Bu fark edişin getirdiği haşyetle korkuyor ve sığınıyoruz: Allah'ım, merhamet ediver de tercihlerimizi daima Hakk yolda yaparak yaşamayı, öyle vefat edip öyle de ba’s olabilmeyi bize ikram ediver lütfen (amin).

 

Yazarın Diğer Yazıları